ALMANYA PANORAMA

28. HAFTA

Taraftarlık özü itibariyle çekişmeyi yüceltmez. Nihai hedef en iyi olmak, hatta domine etmektir. Hiçbir Fenerbahçe taraftarı “Galatasaray’ı şu kadar farkla yensek yeter” ya da “Bu kadar başarıdan fazlasına gerek yok” diye düşünmez. Taraftarlık, tarafı olunanın başarısına duyulan sonsuz açlıktır. Gelgelelim taraftar aynı zamanda insan da olduğu için bütün yukarıdaki tanımları anlamsızlaştıracak seviyede görecelilik faktörünü de işin içine sokar. Hemen her şey gibi insan olanın taraftarlığı da bu görecelilikten etkilenmek durumundadır. Çünkü insan içinde bulunduğu şartlara adapte olur. Normalden ve/veya kuvvetle muhtemelden heyecan duymaz. Bu da şu demektir: Aslında bir Fenerbahçelinin Galatasaray’dan sonsuz defa iyi olma isteği Galatasaray’ın Fenerbahçe’den daha iyi olabileceği gerçeğinden beslenmektedir. Kayserispor’u yenmekle Galatasaray’ı yenmek arasındaki fark, özü yıllar içinde sağlamlaşmış bu “çekişme”dir.

Bu çekişmenin domine etmeye dönüşmesi kısa vadede her ne kadar büyük bir haz verse de, taraftarlık uzun vadede yaşamak için çekişmeye muhtaçtır. Çekişilen şey zamanla değişebilir, ama çekişmenin kendisi buldukça aranandır.

İşte bu sebeplerden, bu sezon Bayern Münih taraftarı olmak her maç kuvvetle muhtemel galibiyet sevinci demek olsa da, evinde Nürnberg’i yenen Freiburg taraftarının yaşadığı sevinci yaşamak demek değildir. Freiburg taraftarı olmak, bir sezon doğru transferlerle küçük bir şehirden Şampiyonlar Ligi’ne gideyazmak, diğer sezon ise çekirdek kadro bozulunca kendini düşme hattında buluvermektir.

Freiburg taraftarı olmak o düşme hattının 2 puan üzerinde aynı puandaki Nürnberg’i evinde ağırlamak ve 2 defa geriye düşüp maçı 3-2 almaktır. Yani yüksek tansiyonlu bir “çekişme”dir.

Bu Allianz Arena’da stadyum spikeriyle “Bayern Münih dööört, rakip takım sıfıııır!” diye düet yapmaktan biraz farklıdır. 65’inci dakikada iğne deliğinden ağlara giden topa sadece futbol tanrısının anlayabileceği anlamsız çığlıklarla edilen, her hafta edemediğinizden haftalardır içinizde biriktirdiğiniz bir teşekkürdür.

Çünkü yanıbaşınızdaki örneklerden bilirsiniz ki, orada normal ve/veya kuvvetle muhtemelden farklı bir şey gerçekleşir. Bilirsiniz ki, doğrudan rakibiniz Hamburg bir farkla, Stuttgart iki farkla öne geçmesine rağmen mağlup oluvermişlerdir ve bunun sizin de başınıza gelmemesi için yeterince kuvvetli hiçbir sebep yoktur.

Tarafı olmayı seçtikleriniz, makine düzeninde disiplinle ve innovasyonlarla dolu taktikler eşliğinde rekorlar kıran dünya yıldızları değildir. Tarafı olmayı seçtiğiniz umuttur, şanstır, kavgadır. Öyle bir kavgadır ki, teknik direktörleriniz küfürleşir, birbirlerine el kol hareketleri yapar, basın toplantısında yan yana oturmayı reddederler. Öyle bir kavgadır ki, rakibe bir hata yaptırmak için boğazınızı yırtmaktan zevk alırsınız.

Taraftarlık özü itibariyle çekişmeyi yüceltmez. Nihai hedef en iyi olmak, hatta domine etmektir. Ancak, her taraftar Bayern Münih’i hayal ettiğini sansa da; bağımlısı olduğu şey hep Freiburg’dur.

HAFTANIN KARMASI
(4-5-1)
Ralf Faehrmann (Schalke)
---
Niko Bungert (Mainz)
Ken Reichel (B.Schweig)
Naldo (Wolfsburg)
Rodriguez (Wolfsburg)
---
Marco Reus (Dortmund)
Obasi (Schalke)
Felix Klaus (Freiburg)
Firmino (Hoffenheim)
Johannes Geis (Mainz)
---
Claudio Pizarro (Bayern)

HAFTANIN TAKIMI
Hoffenheim
Tamam, Bayern Münih hafta içi Şampiyonluk kutlamaları sebebiyle akşamdan kalmış olabilir. Rotasyon da had safhadaydı, ancak maç 0-1 olduktan sonra 3-1’e gelince herkes Bayern’lilerin ayık olduklarında ne kadar tehlikeli olabileceklerini gördü. Beklenen Hoffenheim’ın da bu skora saygı duyup kabullenmesiydi, ancak vazgeçmediler. Her ne şartta olursa olsun Allianz Arena’da 2 farklı geriye düşüp geri gelmek büyük bir iş. Hele bir şekilde 4 olsaydı, şampiyonluk kursakta kalabilirdi. Geçen hafta bu takımı yenen şampiyonmuş gibi sevinecek demiştik. Büyük takım olmanın böyle dezavantajları da var.


HAFTANIN YILDIZI
Marco Reus (Dortmund)
Reus Stuttgart deplasmanında ünlü dizi karakteri Dexter kadar soğukkanlı ve temiz çalıştı. Kariyerinin 3’üncü hat-tricki en gerekli anlardan birinde geldi. Stuttgart deplasmanında 2-0 gerideyken 3-2’ye gelmek zaten başlı başına bir olayken, gollerin hepsini tek adamın atması apayrı bir başarı. Yine de bu isim Reus olunca insan o kadar da şaşırmıyor. Geçtiğimiz sezondan kalma bir alışkanlık olsa gerek.

HAFTANIN GOLÜ
Naldo (Wolfsburg)

Felix Klaus ve Salihovic’in golleri arada kaynamış olacak belki, ama Naldo 89’uncu dakikada 35 metreden öyle bir gol attı ki, top ilk metrede çoktan skoru 2-1 yapmış, 5’inci metrede haftanın golü olmuş, kalan 30 metrede de ayın gollüğünden yılın gollüğüne terfi etmekle meşguldü. Raket gibi değil, roket gibi bir gol.

Çekişme