29. HAFTA

Lig statüsünde oynanan şampiyonaların eleme usulüne göre önemli bir artısı vardır. Herkes, herkesle karşılaştığı ve uzun soluklu bir performans gerektirdiği için en iyinin daha doğru seçildiğini savunabiliriz. Ancak, lig statüsü zaman zaman matematiksel açıdan hedefsiz takımlara da sebep olur. Düşmesi ya da şampiyonluğu kesinleşmiş takımların, hedefi devam eden takımlar karşısındaki performansı her zaman tartışma konusu olmuştur. (Hatta bu hedefsizliği ortadan kaldırmak için play-off sistemine de başvurulduğu görülmüştür ki, şahsi fikrime göre özellikle takımlar arası puan farkı arttıkça başarıyı cezalandırmaktan başka bir işe yaramaz.)

Bayern Münih’in tüm sezonların en erken Bundesliga şampiyonu olarak bitireceği bu sezonda da hedefsiz takım tartışması bu hafta itibariyle başlamış durumda. Sebebi de Pep Guardiola’nın rotasyon işini biraz abartıp, ikisi defansın sağında ve solunda olmak üzere yaşları 18 ile 20 arasında değişen 3 genç futbolcuyu sahaya sürmesi.

Bu isimlerden Ylli Sallahi ilk defa Bundesliga maçı oynadı. Mitchell Weiser Bayern forması altına ilk defa 1. Bundesliga’da sahaya çıktı. Pierre Hojbjerg ise ilk defa ilk on birde kendine yer buldu. Buna van Buyten ve klasik Guardiola rotasyonunda kullanılan iki isim Pizarro ve Shaqiri de eklenince Augsburg altın tepside gelen bu fırsatı tepmedi ve maçı 1-0 aldı.

Durum böyle olunca kimse Augsburg’un başarıya giden taktiğini tartışmıyor. Tartışılan ve özellikle Augsburg’un Avrupa kupası yolunda doğrudan rakiplerini çileden çıkaran, bu kimlerine göre saygısız ve etik olmayan davranış.

Peki, durum gerçekten böyle mi? Şampiyonluğu garantileyen bir takımın neredeyse C takımıyla sahaya çıkması lige ve rakibe saygısızlık mıdır? Etik değil midir?

Aslında cevap çok basit. Başka hiçbir şampiyonada mücadele etmeyen bir takımdan bahsetseydik, belki biraz etiğini sorgulayabilirdik. Ama sadece biraz... Zira önce o şikâyet eden rakiplerin neden ve nasıl bir takımın bu kadar gerisinde kalıp, ligin böyle erken bitmesine sebep olduklarını düşünmeleri gerekir. Dahası, bu sezon bitmiş olabilir, ancak iyi bir takımın başarısı her zaman uzun vadeli planları kapsar. Bu bağlamda, takımın geleceği olacak oyunculara birinci lig havasını solutmak bir teknik direktörün en doğal hakkıdır.

Bayern Münih özelinde ise bu sorunun cevabı iki defa hayırdır. Şampiyonlar Ligi gibi en ufak hatada biletinizin kesildiği bir arenada mücadele veren bir takım, daha yeni İngiliz haftası üzerine Şampiyonlar Ligi haftası oynamışken, bu yoğunlukta Thiago Alcantara gibi çok önemli bir ismi kaybetmişken ve dahası ikinci sol beki idmanda sakatlanmışken bu uyarıları görmezden gelemez.

Daha bitmedi. Favori her ne kadar Bayern gözükse de, Manchester maçının şakası yok. Sakat olan Thiago’nun yanında Martinez ve Schweinsteiger da cezalı oldukları için Manchester karşısında forma giyemeyecekler. (Ne tesadüftür ki, bu isimler ilk 11deydi)

Bu şu demek: Guardiola’nın orta üçlüde 3 önemli opsiyonu eksik ve bu sebeple Philip Lahm’ı sağ bek kullanması çok zor. Dolaylı yoldan Rafinha’nın sağ bek oynayacağı anlamına da geliyor bu. Siz söyleyin, bu şartlarda bu isimleri oynatır mıydınız?

Kaldı ki, bu sakatlıklar olmasaydı bile, yine ve yeniden gelecek sezonu düşündüğümüzde bu insanüstü trafiği 15 civarı futbolcuyla geçen Dortmund takımının 300 Spartalı’ya döndüğü bir sezonu yaşıyoruz.

Özetle, adı Bayern de olsa böyle kritik bir dönemden geçen bir takımı Avrupa Ligi’ne kimin gideceği ve/veya ligden kimin düşeceği bağlamaz. Bundan rahatsız olan takımın kızabileceği tek şey kendi fikstürüdür.

HAFTANIN KARMASI
(4-4-2)
Sven Ulreich (Stuttgart)
--
Ermin Bicakcic (Braunschweig)
Heiko Westermann (Hamburg)
Matthias Ostrzolek (Augsburg)
Alexander Madlung (Frankfurt)
---
Daniel Baier (Augsburg)
Hakan Calhanoglu (Hamburg)
Alexandru Maxim (Stuttgart)
Marco Reus (Dortmund)
---
Robert Lewandowski (Dortmund)
Domi Kumbela (Braunschweig)

HAFTANIN TAKIMI
Braunschweig
Hannover maçının derbi özelliği de vardı, ancak bundan daha önemlisi, bu maçta alınan galibiyetle uzun zaman önce düştü diye bakılan Braunschweig ligde kalma sınırına olan mesafesini 2 puana indirdi. Gelecek sezon da 1. ligde kalmaları hala çok zor, ama ne olursa olsun kavgayı bırakmamaları ve buralara gelmeleri her takıma izletilmesi gereken bir motivasyon örneği.

HAFTANIN YILDIZI
Alexandru Maxim
61’inci dakikada girdi, 69’da durumu 1-0 yaptı. 89’da da 2-0’ın asisti ondan. Belki bunlar tek başına yetmezdi zira Marco Reus da benzer istatistiklerle oynadı Wolfssburg karşısında. Ancak, şöyle bir gerçek daha var. Kaleci Ulreich’la beraber Maxim’in yaptıkları olmasaydı Stuttgart şu anda 24 puanla ligin dibinde olacaktı. Romen futbolcu 30 dakikada Stuttgart’ın kaderini değiştirmiş olabilir.

HAFTANIN GOLÜ
Hakan Çalhanoğlu

Ligin ceza sahası dışından en çok gol atan ismi “Hamburg’u Kurtarmak” operasyonunda yine iş başınaydı. Her şeyini tartışabilirsiniz, ki milli takımda şans buldukça tartışacağız; ancak şut tekniğini tartışamazsınız. Bu konuda defalarca yazdığım şeyleri tekrarlamadan söylenebilecek tek şey: Hakan bildiğiniz gibi. Bir zamanların efsane Türk spikerlerinin deyişiyle “oralardan iyi vurmaya” devam ediyor.