Geri Dön

Güle güle Kenan Abi!

Kendisine bir hayat yapan ve onun için savaşan bir adam çekildi kendi kurduğu sahneden! Hayata sarılmasına büyük bir hayranlıkla baktığım Kenan Onuk. O hastalığa yakalandığından bu yana kendime hep aynı soruyu sordum. Ben bu kadar mücadele edebilir miydim? Bu kadar sarılabilir miydim bu sefil dünyaya?En başında yakalamıştı doktorlar. Tedavi oldu. Tam geçti derken, bitti derken iki yıl sonra yeniden çıktı hastalık. Yine yılmadı. Tedavi oldu. Yeniden. Sonuna kadar. En sonuna kadar direndi. Hayatım için onun yüzde biri kadar mücadele edebilir miydim? Hiç bilmiyorum. Bu gözlerin gördüğü en muhteşem yaşam mücadelelerinden biriydi verdiği. Belki uzaktan ama hayranlıkla izlediğim bir varoluş savaşı. Sadece bunun için bile ona borçlu olduğumu düşünüyorum. Anlattığı onca yarışın, maçın, renklendirdiği onca sporun da ötesinde bunun için. Bu yüzden ona, güzel annemin saniyesini bile kaçırmadan izlediği buz pateni geceleri için olduğu kadar, belki fazla müteşekkirim. İkisinin de ruhu şad olsun.Ne yalan söyleyeyim çok kızdım ona. TV başında, çok kendimden geçtiğim, "yapma be abi" diye yerimden fırladığım, çıldırdığım çok oldu. Ve itiraf etmeliyim ki onu sevdiğimi bile bilmiyordum... Ama hastalık ağırlaştığından bu yana düşündükçe daha zor, çok daha zor geldi onda eleştirilecek bir şey bulmak.Vakit nakittir ama günleri biriktiremezsin, diye düşünürdüm hep. Bu yüzden müsrif davrandım. Ama şimdi bu hesabı kabarık adamın ardından bakarken yanıldığımı düşünüyorum. Güle güle Kenan Abi! Bize büyük bir zenginlik bıraktın. Teşekkür ederiz. 'Kundak ile kefen arasındaki şeyin adı ömürdür, hayat değil. Hayatı biraz da kendimiz yaparız!' demişti Murathan Mungan... Bugün havuzda eşitlik temel olmamalı. Eşitliği sağlayacak bir ayrımcılık yapılmalı. 4 büyüklerin daha fazla izlendiğini biliyoruz. Avrupa'da da (Fransa hariç) büyüklerin çok daha fazla kazandığını da biliyoruz. Ama bu uygulamanın doğru olduğunu göstermez. Ayrımcılık yapılmalı. Pozitif ayrımcılık. Futbolu geliştirmek için bu şart. Tekrar ediyorum. Futbolun ürünü takım değil maçtır. O gösteridir. İnsanlar Fenerbahçe'yi satın almaz, maçı alır. O yüzden Fenerbahçe TV seyredilmiyor, ama Fenerbahçe - Kayseri maçı izleniyor.Banu Yelkovan, Radikal'de yazdı. "Fenerbahçe ve Galatasaray'ın rakibi, Gençlerbirliği, Gaziantep değildir. Sinemadır, konserler, dizilerdir, reality şovlardır." Buna uyanmak, futbolu büyütmek gerekir. Ve bu ancak rakiplerin de izlenir olmasıyla mümkündür. Bir gün bir Fenerbahçe - Trabzonspor maçını, ev sahibi takım, taraftarına, izleyicisine kocaman Fatih Tekke posterleriyle duyuracak. Bunu yapmak zorunda kalacak. Ve o zaman gerçekten kazanacaklar. Hep birlikte kazanacağız. Sporu büyütmek için model ABD'dir, Avrupa değil. Pozitif ayrımcılık Dünyanın en çirkin, en yorucu, en manasız gösterişli, - ve aslında olmayan - zenginlik göstergesi yapılarının başında Dolmabahçe Sarayı gelir. Saygı duyuluyor olması güzelliğinden değil, tarihi anlamındandır fikrimce. Bundan 200 sene sonra Gökkafes de hâlâ orada olursa tarihi olacak, ona da bu kadar saygı duyulacak. Ya da şöyle söyleyeyim 1860'larda ülkede bir ColorIstanbul düzenlenmiş olsa, dünyanın büyük mimarları saraya, da gökkafese ettikleri hakaretleri ederlerdi belki. Kuşkusuz uzmanlığım değil. Ukalalık yapmak derdinde de değilim. Ama yoruluyorum bu üslubu bile belli olmayan gösteriş bulamacını seyrederken, ne yapayım?Ve ülke fakirlikten ölürken bu pahalı yapıyı yapanlara da teşekkür edecek değilim. Pazar günü Hürriyet'teki haberi okumuşsunuzdur: "Dolmabahçe Stadı, sarayın üslubuyla yeniden inşâ edilecek" Aman ha! Şu fakir futbolumuzu çirkin bir gösterişle kurtarmaya kalkmayın. Rica ediyorum. Ülkenin en güzel stadını mahfetmeyin. O yapı, bölgedeki tek doğru düzgün eserdir. İnönü'yü bozmayın! Düşünün. Bir ülke 2 yıl önce yılın kalecisi seçtiği, milli forma giydirdiği 23 yaşındaki bir oyuncuya güvenip Şampiyonlar Ligi'nde yola onunla çıkamıyor. Diğer Şampiyonlar Ligi yolcusu takım ise 22 yaşında bir Brezilyalı'yı düşünmeden kalesine koyuyor. Volkan kulübede Jefferson sahada. Hatırlayın Engin İpekoğlu, Türkiye'nin tartışmasız en iyisiydi, ayağı kırıldığında. Kırılmasa bugün Rüştü diye bir kaleci olmayacaktı. Kimbilir belki de biz 2002 Dünya Kupası'na gidemeyecektik. Hatırlayın! Güven ancak kazayla gelebildi.Tarih, zaferler icat edip kutlanacak bir şey gibi dursa da, aslında bir tecrübeler bütünü olarak kullanıldığında daha faydalıdır. Volkan'lara güvenmek için ayak kırılması beklememek gerekir.Size hiç duraksamadan söyleyeyim. Eğer Volkan, Manchester United'ın altyapısından çıkmış olsaydı, Alex Ferguson yıllardır onlarca kaleciyle uğraşmazdı. Mesele eldekinin kıymetini bilmektir. Eldeki ise ligdeki ilk sezonuda yılın kalecisi seçilmiş bir yetenektir. Ve onlardan bu topraklarda çok var. 'Türk, övün, çalış, güven' güzel bir cümledir. Ama duvarlardan ve dağlardan önce kafalara yazılmalı. Jefferson'u bulmak! Emre açıkça söylüyor: "Türkiye'ye dönmek geri adım olur." Nihat, Yıldıray, Altıntop'ların fikri de benzer. Daha çok paraya rağmen neden gelmiyorlar? Onlara bunu anlattırmak lazım. Orada olup burada olmayan ya da tam tersi nedir? Onlar gelmiyorsa, Pires neden gelsin? Bunu konuşmalı. Ancak böyle buluruz sorunları. Böyle daha doğru tanımlarız kendimizi. Ve kendini tanımakla başlar her şey. Aynaya bakmakla. Bu gençlerin bizi Almanya'ya götürmekten daha önemli bir görevleri var aslında: Bize bizi anlatmak. mdemirkol@milliyet.com.tr Neden gelmiyorlar?

Dursun Özbek: Galatasaray'ın bu parçalanmışlıktan vazgeçmesi lazım
YAZARLAR
TÜM YAZARLAR

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber