SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Yok hükmündeki değerlerimiz ve Obradovic...

.

Milliyet Haber

Ne zamandır böyleyiz biz? Hangi dönemeçte kaybettik yolumuzu da, ne ara bu hale geldik! Bir zamanlar övünç kaynağı değerlerimizin içi bomboş şimdi! Kaybettiğimiz ne varsa saklayıp, bir de allayıp pullayıp dile dökmüş ve artık sahip olmadıklarımızı, üstümüze yakıştırmaya alışmışız... “Çok titiz milletiz” demişiz mesela... Bir yandan yere tükürüp, çöpümüzü sokağa savururken, çok ahlaklı olduğumuzu iddia etmişiz, bal tutanın parmak yalamasını hatta eve de bir kavanoz bal götürmesini marifet sayarken, dürüstlükten söz etmişiz hep çoluğa çocuğa torpille iş ararken, doğruluk nasihatleri vermişiz siyasilerin cebe indirdiklerini mübah sayarken... “Çalışkanız” diye gezeriz ama işini bileni, ‘gemisini yürüteni’ methederiz, en çok da oturduğu yerden para kazananları beğeniriz. “Bak o da okumamış ama ne güzel parayı vurmuş” der, alnının teriyle çalışanlara ‘inek’ der, güleriz... Adaleti razı olmakla, saygıyı boyun eğmekle, hürmeti ezilmekle
karıştırmışız...

En çok vefadan dem vurmuşuz ama baş tacımız olanlar azıcık tökezlerse, destek vermek yerine hemen tekme vurmuşuz... Sonuna kadar değil, köşeyi dönene kadar yoldaş oluruz... Ama sahip olmak için hiç çaba sarf etmediğimiz tüm erdemler için övünmeyi iyi biliriz...




Bunları neden yazdım şimdi! 15 yıl önce bir dergiye yazdığım, belki de ilk yazım düştü önüme bu hafta... İnternette yok elbette. Bakın bugün daha da geçerli hale gelen ‘kavramlar ve karmaşası’ tespitlerimden kısa bir alıntı yapayım yazımdan:

Mesela en sık karışan kavram, açık sözlülük ve patavatsızlık. Açık sözlüyüm diye geçinip, bununla gurur duyan ama en büyük ayıplardan biri olan kabalığı yapan o kadar patavatsız var ki! En basit örnek; bir kadın, birlikte olduğu erkekle bir yere gider. ‘Açık sözlü’ bir arkadaş çıkar ve kadına, “Ama şekerim sen de fil gibi olmuşsun. Giymişsin bu elbiseyi dapdar, göbeğin senden önce gidiyor. Vallahi aslan gibi kocan var, bırakır bu adam seni yakında. Kusura bakma ben açık sözlüyümdür” deyiverir. “Açık sözlüyüm” dedi ya, mübah kıldı adam ayıbını bir kere!

Bir başka kavram karmaşası, dürüstlük ve küstahlık. Bu karmaşaya en çok kadın-erkek ilişkilerinde rastlanıyor. Adamın biri çıkıyor, “Ben dürüstüm, karımı daha önce aldattım ama evimi hiç terk etmedim. Siz asıl saman altından su yürütenlerden korkun. Benim gibi dürüst adamdan zarar gelmez” deyiveriyor orta yerde. Şimdi hep erkekleri kötülüyor olmayayım. Bir kadın ve erkek çıkıyor, “Evet biz aşık olduk, evet ikimiz de evliyiz ama dürüstçe duyuruyoruz bunu. Her şey insanlar için” diyorlar. Bunu izleyen eşleri, çocukları ve aileleri ne hisseder diye düşünmüyorlar. Dürüstler ya, bu onlara herkesi kırabilme ve yaralayabilme hakkını veriyor demek ki...

Buna ancak küstahlık denebileceğini düşünmüyorlar.




Kavramlar karışık...

O yüzden, eşinden yeni boşanmış bir oyuncuya olur olmaz her yerde kocasının yeni aşkıyla ilgili sorular yöneltilebiliyor ya da çocuğunu düşürmüş bir şarkıcıya “Reklam mıydı?” diye sorulabiliyor. Çünkü pek çok insan yakınlarını hatta başka insanları, bilerek kırmanın ya da yaralamanın en büyük ayıp olduğunu unutmuş vaziyette. Çünkü kavramlar karışık. Bana göre açık sözlülükten patavatsızlığa, dürüstlükten küstahlığa kaymak istemiyorsak, ölçümüz başkalarına hasar vermemek olmalı...
Ve gelelim bugüne... Sosyal medya devrinde, 15 yıl önce yazdıklarımın bugün milyon katı fazla! Dün uğrunda çığlıklar atılan sanatçılara, görüşüne ters düşüyorsa hemen hakaretin bini bir para... Tesadüf karşılaşsa fotoğraf için kuyruğa girecek olanlar, erişemedikleri her hayranlığı boğmaya çalışıyorlar sosyal medyanın kuyularında... Ya sporda... Göklere yerleştirilen, heykeli dikilen, ‘yolunda ölünür’ denilen kimler kimler, en küçük bir ters rüzgarda, stadyum dolusu küfür yerler... Yıllarca yaşanan tüm heyecanlar, güzellikler ve başarılar, sanki hiç yaşanmamış sayılır, bir gün beklenti karşılanmayınca...

Çünkü ‘biz vefalıyız’ diye de kandırırız kendimizi ama ahde vefa etmeyiz!

Sözü döndürdüm dolaştırdım, yeri geldi, getireyim Obradovic’e...

Fenerbahçeliler’e yıllardır en muhteşem duyguları yaşatan, en zor zamanlarında nefes aldıran, EuroLeague’de altı sezonda beş kere, dörtlü final ve bir şampiyonluk ile Fenerbahçe’ye ‘Avrupa’nın En İyi Basketbol Takımı’ unvanını kazandıran Obradovic... Avrupa’nın ‘en iyisi’ kabul
edilen Obradovic...

Yakışan da budur!

Daha 3-5 ay öncesine kadar milyonların ‘askeriyiz’ diye bağırdığı Obradovic... Yedi yıldır baş tacı edilen Obradovic, yedi maç işler yolunda gitmedi diye erdemden, saygıdan, terbiyeden, dürüstlükten ve vefadan nasibini almayanların kirli ağızlarına sakız edilirse, kapıda bekleyen büyük takımlardan biri havada kapar efsane koçu... Kaybeden hem Fenerbahçe hem ülke basketbolu ama en çok da insanlığımız olur! Ha bu arada elbette biliyorum, mağlubiyet 10 maç oldu, söze uydu diye yedi dedim, ya 17 olsa ne olur! Büyüklük; birlik göstererek, vazgeçmeyerek ve ihanet etmeyerek olur. Fenerbahçe’mize yakışan da budur! Koskoca Fenerbahçe Spor Kulübü’nü, sadece futbolla sınırlamak isteyenlerin de Fenerbahçe’liliğinden sual olunur!

Yazarın Diğer Yazıları

  1. TOPRAĞIN AĞAÇ OLSUN TOPRAK DEDE...
  2. Hoş geldin tatil!
  3. 2020’lik diziler
  4. Bin sezonluk dizi: Royal
  5. SAHNEDE 30’UNCU YILIMI KUTLADIM
  6. NESİLDEN NESLE 2020
  7. 2020’ye girerken...
  8. Yok hükmündeki değerlerimiz ve Obradovic...
  9. BÜYÜK HEYECAN
  10. NOBEL, HANDKE VE İKİ AY GEÇ GELEN İTİRAZ

© Copyright 2020

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.