2020 yılına girmemizle birlikte, internet ortamında yeni sezon diziler de çoğaldı. Kimi 2019’un son dönemecinde, kimi de 2020’ye girer girmez başlayan yeni serüvenlerin izlediklerim arasından, izleyicilere ilginç geldiğini gördüğüm bazılarına şöyle bir göz atalım...
Yeni yılın ilk günü, Netflix’in yeni dizisi ‘Mesih’, dünya gündeminde ‘TT’ oldu ve ‘En Çok İzlenenler’ arasına girdi. Suriye, İran ve Amerika üçgeninde geçiyor ama Ürdün’den Türkiye’ye kadar geniş bir Orta Doğu siyasetini içeriyor. Dizi, Ürdün ve ABD’de çekilmiş. Hatta, Ürdün’de yayından kaldırılmasını isteyenler olduğu basına yansıdı. Özellikle, Türkiye, İsrail, İspanya ve Ürdün’de dizi çok tartışılan bir yapım oldu. Ana karakter, kutsal kitaplarda geçen, ‘Mesih’ olduğu düşünülen bir kişi. Bu arada minik bir detay, ‘Mesih’ rolünü oynayan oyuncunun gerçek ismi Mehdi... “Tesadüfün böylesi!” diyor ve Fas asıllı Belçikalı aktörün role çok yakıştığını belirtmek istiyorum. İleriki dönemlerde adını epey duyacağımız bir oyuncu olma ihtimali yüksek.

Şaşırtan hassasiyet

Filmin diğer baş karakteri, CIA ajanı bir kadın (‘Görevimiz Tehlike 3’ten hatırlayacağınız Michelle Monaghan) ki onun da adı Eva; eh burada da bir Eve-Havva göndermesi çıkıyor karşımıza... Ayrıca dizide karşımıza çıkan isimlere dikkat edersek, hepsinde kutsal kitaplardan alıntılar olduğu gözden kaçmıyor. Miriam-Meryem, Jabril-Cebrail gibi... Bu CIA görevlisi kadın, ‘Mesih’in uluslararası terörizmi körükleyen bir ajan olduğuna inanıyor ve izini sürerek, yalan bombasını patlatmaya çalışıyor. Dizinin ilk bölümleri biraz yavaş da olsa, altıncı bölüm zirve yapıyor.
İlk sezon 10 bölümden oluşuyor ve sonuna kadar, ‘Acaba bu adam gerçekten Mesih mi yoksa bir şarlatan mı?’ diye sorgulatmayı amaçlıyor. Bu noktada ilginç olan, bir Amerikan yapımı ‘Mesih’in, böyle hassas bir konuyu hem politik hem de inanç ekseninde ele alırken, dinleri ve inananları rencide edecek hiçbir açık vermemesi... Doğrusu bu beni epey şaşırttı. Çünkü baş karakter, ilk sahneden başlayarak Müslümanlar arasında ortaya çıkıp, sonra Amerika’ya giderek, geniş bir mürid topluluğuna ulaşan ve inananlarca ‘Mesih’ ilan edilen bir kişi. Yani tüm dinleri aslında benzer bir ‘inanç’ ve ‘inanma ihtiyacı’ ekseninde bir arada tutan, ayrıştırmayan bir yapı kurulmuş.
Nerede olursa olsun, Suriye’de de İran’da da Amerika’da da insanların inanma ihtiyacına dair de çok benzerlik kuruyor hikaye... Yine de bunun bölgelere göre değiştiğini, Amerika içinde bile mürid olmaya gönüllü bölgelerin farklılığı belirtiliyor; bilim yerine inancı yerleştirmenin, insanların inançlarını kullanmaya hazır olanların yarattığı tuzakların altı da çiziliyor. İnsanı sürekli şüpheye düşüren ve “Hadi oradan!” demeye fırsat bırakmayan bir gerilim.
Sezon finaliyse tam “Tamam çözdüm” derken insanı fena afallatıyor. Özellikle, İslam-din-inanç gibi konularda bir Amerikan yapımından beklemediğim özen, derinlik ve hassasiyetle karşılaşmak beni şaşırttı. İzlemeye değer... Netflix bu dizi için ‘18 yaş üzeri’ uyarısı veriyor, bilginize...

Diğer yapımlar

Bu aralar Netflix’te epey güzel Fransız dizileri var. Bir seri katil dizisi ‘La Mante’, saray entrikaları ve tarihi yapımlar sevenler için ‘Versailles’, nefis bir gerçek yaşamdan alınan MOSSAD ajanı hikayesi ‘The Spy’, yeni başlayan ‘Twice Upon a Time’ ve ‘Mythomaniac’... Netflix tüm dizileri, orijinal isimleriyle değil; İngilizce isimlerle yayınladığı için, ben de bulmanız kolay olsun diye o şekilde paylaştım sizinle. Elbette, Fransız yapımlarının özgür anlayışını hesap edip, yaş sınırlarını dikkate alarak çocuklarınızla izleyin.
Son izlediğim dizi ‘The Bonfire of Destiny’, orijinal Netflix yapımı değil, sonradan yayın hakları alınmış ve şu an gösterimde... 15 yaş itibarıyla uygun bence. Gerçek bir olay olan, 1897 yılında, bir yardım kermesinde çıkan ve tamamı sosyete mensubu kadınların ve çocukların ölümüyle sonuçlanan yangınla başlayan hikaye, bu yangından kurtulan üç kadın üzerine kurgulanıyor. Kostümler ve mekanlar bile başlı başına büyüleyici... O tarihte, Fransa’daki kadınlık rolleri ve yavaş yavaş feminizmin uyanışına da göndermeler yapan diziyi özellikle kadınların ayrıca beğeneceğini düşünüyorum.

Küçük bir not!

Gerek Netflix, gerekse ülkemizde, lise-üniversite dönemi ergenlik çağındaki gençleri hedefleyen dizilere baktığımda, ilham veren, gençlerin belirli alanlara merakını uyandıran hikayelerin eksik olduğunu düşünüyorum. Böyle bir kitle etkileşim aracının, ülkemizdeki dizilerde sadece mafyaya katılıp, güç sağlayan gençlerin hikayelerine ya da pek çok Netflix dizisindeki gibi sadece uyuşturucu ve seks partileriyle gününü gün eden, aralarındaki entrika ve aşk ilişkilerine yoğunlaşan konulara odaklandığını görmek, çok tesadüfi gelmiyor bana... Yine de söz ettiğim şey ‘yasaklama’ ya da ‘sansür’ değil.
Açık fikirli bir insan olarak herkesin istediği diziyi yayınlamasından ve her iyi yapımın izlenmesinden yanayım. Ama dengeyi bulabilmek, böyle bir kitle etkileşim aracıyle gençleri bilim, sanat ve spor konularında çalışma hevesine yönlendirecek alternatif yapımlara da yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Asla didaktik ve öğretici şeylerden bahsetmiyorum ki zaten onlar etkili de olmaz.
Kendi çocukluğumun ‘Beyaz Gölge’si geliyor aklıma, ülkemizde basketbolun spor olarak bugünkü başarısında emin olun o dönemin çocuklarının ‘Beyaz Gölge’ aşkı ile baskete yönlenmesinin etkisi yadsınamaz. Elbette ‘Dallas’ta Sue Ellen seyredenlerin hepsi bugün alkolik olmadı, yani “Aman diziler kötü yönlendiriyor, çocukları kaçırın” demiyorum. Ama ‘Beyaz Gölge’ gibi, ilk tenis merakı uyandıran ‘Küçük Mo’ gibi ya da benimle birlikte pek çok arkadaşıma konservatuvar hayalleri kurduran ‘Fame’ (Şöhret) dizisi gibi yapımlarla olumlu etkiler yaratabilineceğinden ve örneklemelerde bir denge oluşacağından, yaratıcı gençleri etkilemek için bu fırsatı da değerlendirmek gerektiğinden söz ediyorum.
Bir düşünün...