Bu hafta size Hollywood yıldızlarının, oyunculuk üzerine sarf ettikleri “ölümsüz özlü sözler”den bir demet sunacağım...
Humphry Bogart: İkisi de tam olarak aynı rolü oynamadıkça, iki aktör arasında yarış ya da karşılaştırma anlamsızdır. Adayları değerlendirmek için en iyi test, hepsine siyah taytlar giydirip Hamlet’i oynatmaktır.
Frank Capra: Dramlarda bazı hatalar yaptığımı itiraf ediyorum. Ben, aktör ağladığında dram olduğunu düşünüyordum. Oysa izleyici ağladığında dram oluyor.Dünya starlarından oyunculara dersler
Jane Fonda: Film yıldızı olmak bir ‘amaç’ değildir.
Robert Redford: Oyunculuğun çoğu dikkatli olmaktır.
Jeanne Moreau: Bir oyuncu bazen içgüdüsüyle hareket eder. İyi şeyler yapar, daha az iyi şeyler yapar. Riske atılır, kumar oynar. Başka türlüsü olmaz.
Marlyn Monroe: Tam hedefi vuracağımı hissettiğimde, oyunculuk bana çok zevk veriyor. Kendimi insan olarak kanıtlamanın tek yolu, aktrist olarak kanıtlamak sanıyorum.
James Cagney: Bir şeyi unutma: Sana ihtiyaçları vardır. Sensiz sadece boş bir perde vardır ellerinde. Fırsatı yakaladığında ortaya çık, doğru bildiğini yap ve ona yapış. Etrafındaki tüm palyaçolara kulak verirsen işin biter.
Robert Altman: Film yapmak, birçok kereler yaşamak için bir şanstır.
Marlon Brando: Oyunculukta ortaya çıkaracağınız işin değeri ne olduğunuza veya bazı durumlarda kim olduğunuza çok bağlıdır. Yaptığınız her şey tecrübelerinizin bir parçasıdır.
Spencer Tracy: İyi bir oyun, aktörün o role ne getirdiğine bağlıdır.
Merly Streep: Eğer kendi ütünü kendin yapıyorsan, şımarmaya vaktin olmaz.
Kirk Douglas: Çocuklarımın beni geçmesinden ancak memnun olurum. Çünkü bu, bir ölümsüzlüğe ulaşma biçimidir.
Richard Burton: Sabah gidecek bir işim olması için bazen en saçma işleri bile kabul ettim.
John Travolta: Yalnızca para için hiç rol kabul etmedim ve etmem. Projeye inanmam gerekir öncelikle.
Clint Eastwood: Eğer başardıysam, bunu gelişmiş bir içgüdüye ve biraz da şansa borçluyum.
Susan Sarandon: Başarılı olmak zor değil, insan kalmak daha zor.
Catherine Deneuve: Bazen bir rol, çok kişisel bir şeye dokunabilir. O zaman durum korkunçtur. Olayların tam ortasına dalayım derken, insan kendi yüreğine dalar. Ve kendisini tümüyle silahsız ve zayıf hisseder. En küçük bir darbeyle de çöker gider.
Paul Newman: Oyunculuk, başka insanların kişilikleriyle kendi deneyimlerinizin özümsenmesidir.
Robert De Niro: Benim çalışma tarzım, bir tür anarşi ve disiplin bileşkesidir.
Hollywood yıldızlarının oyunculuğa dair bu “özlü sözleri”ni ben derlemedim...
Oyuncu Yeşim Ceren Bozoğlu, “Dersimiz Oyunculuk” adlı bir kitap yazdı. Bu “özlü sözler”, Bozoğlu’nun kitabında vardı, ben de oradan aldım...
Bozoğlu’nun kitabında hiçbir Türk oyuncunun “özlü sözü”ne yer vermemesi dikkatimi çekti.
Sanki şimdiye kadar bizim hiçbir oyuncumuz, birilerinin kulağına küpe olacak bir laf etmedi?
Bozoğlu, hiç değilse şu söze kitabında yer vermeliydi:
“Sette aramızda bir elektriklenme oldu, artık seviyeli bir birlikteliğimiz var, ama evliliği düşünmüyoruz.”

Dizisiz bir hayat nasıl olur acaba?
Yılda ortalama 60 civarında dizi geliyor ekranlara... Dizilerin eski bölümlerinin yayınları yok bu rakamda...
Türkiye’deki televizyon kanalı sayısıyla, dizilerin sayısını mukayese ettiğiniz zaman, “Ekranlarda diziden geçilmiyor” denebilecek bir durum yok ortada...
Ancak bu dizileri yayınlayanlar, en çok izlenen televizyon kanalları olunca, “Diziden başka bir şey yok televizyonlarda” denecek bir tablo çıkıyor karşımıza...
Son günlerde içerikleri nedeniyle bir hayli tartışılan diziler çıksa hayatımızdan ne olur acaba?
Her hafta, “Acaba bu bölümde neler olacak?” merakıyla ekran karşısına geçen milyonlarca insan, diziler yayınlanmasa ne yapar?
Dizilerin yaratacağı boşluğu neyle doldurur?
Dizilerin yerini müzik, eğlence programları, yarışmalar, filmler, tartışma programları ve belgeseller alsa, aynı ölçüde izlenmez mi acaba?
İlk günlerde bir kırgınlık, bir kızgınlık, bir küslük olur televizyonlara, ama insanoğlu “dizisiz hayata” da alışırlar zamanla...
Asırlarca televizyon ya da dizi mi vardı insanların hayatında?
En sevdikleri diziler ekrana veda edince yemeden içmeden mi kesiliyor insanlar?
Hayır...
O dizinin yerine başlayan başka bir dizinin hayranı oluyorlar anında...
Demek ki sorun dizilerde değil, sorun dizi başlayınca işini gücünü bırakıp, ekranların karşısına geçenlerde...
İnsanlardaki bu dizi tutkusunun şifresini çözmedikçe ya da o dizilerin yerini alacak başka cazip alternatifler getirmediğiniz sürece, sürüp gidecek bu böyle...
Çünkü düne kadar insanların büyük bir merakla takip ettikleri o dizilerdeki sanal hayatlar, hayatın içindeydi...
Evimizde ya da yanı başımızdaki dairede...
Dizilerde anlatılanlar, senaristlerin hayal mahsulü gibi görünse de, demek ki bir yanıyla dalıyor gerçek hayatın içine ve değiyor izleyicinin “bam teli”ne...
Düne kadar “müzik ruhun gıdası”ydı, günümüzde aynı gıda dizilerde...
Yarın televizyonlar ortak bir karar alıp, dizileri toptan bitirse emin olun ki bir şey olmaz seyirciye...
Olan, geçimini dizi sektöründen kazananlara olur...
Bu işten sadece onlar zararlı çıkar, o kadar...

Dünya starlarından oyunculara dersler

Spor spikeri anne oldu
Show TV’nin spor spikeri Değer Alp anne oldu. Avukat Yusuf Reha Alp’le evli olan spor spikeri, Kadıköy Acıbadem’de 3.5 kilo ve 51 cm. olarak dünyaya gelen erkek çocuklarına Emir Yaman adını verdi. Doğum iznine çıktığı için spikerliğe ara veren Değer Alp, izni biter bitmez kamera karşısına geçeceğini söyledi. Alp çiftini tebrik ediyorum.

BBC bunu yaparsa!
Uydudan yayın yapan televizyonlar arasında tur atarken bir de baktım BBC Entertainment kanalında Türkiye var...
İngiliz aktör, yazar, gezgin ve televizyoncu Michael Palin, İstanbul’da.
“Michael Palin’s New Europe” programı için Türkiye’ye gelen Palin, bir bakıyorsun gemide, bir bakıyorsun Tanyeli’nin oryantal stüdyosunda...
Oryantal Tanyeli, BBC’nin kameraları karşısında sadece vücudunu konuşturmuyor, şakır şakır İngilizce de konuşuyor.
Palin sonra bir meyhaneye geçiyor.
İnce saz heyeti eşliğinde güzel bir kadın kendisine eşlik ediyor ve “Bağdat Yoluna”yı söylüyor...
Michael Palin’e meyhanede şarkı söyleyen, ona Türkler için “meyhane”nin ne anlama geldiğini anlatan güzel, bir meyhane solisti falan değil, Türkiye’nin ünlü yıldızlarından biri:
Şevval Sam’ın ta kendisi...
Peki o anda BBC Entertainment kanalını izleyenler nereden bilecek bunu?
Palin, kendisine bu bilgileri veren ve “Bağdat Yoluna” türküsünü söyleyenin Türk şarkıcı ve oyuncu Şevval Sam olduğunu söylemesi ya da BBC’nin ekranına yazdırması gerekmez mi?
Yayıncılığın evrensel kurallarından biri de bu...
Palin, laf arasında “Şevval” diyor o kadar.
Michael Palin gibi tecrübeli birinin, “Türkiye’nin tanıtımı” ya da “eş dost hatırı” için meyhane mizanseninin parçası olmayı kabul eden Şevval Sam’ı figüran yerine koyması ayıp değil mi?
Nerede kaldı sanatçıya, insana, emeğe saygı?
Palin, 2007 yılı yapımı programda Tanyeli hariç, söyleşi yaptığı insanların hiçbirinin kim olduklarını ne söyledi, ne de ekrana yazdırttı.
Türkiye’de televizyonculara, “Gidin de BBC’den televizyonculuk öğrenin” diyenlere “Michael Palin’s New Europe”un o bölümünü izlemelerini tavsiye ederim...
Hem de şiddetle...