Nasıl da geçiyor yıllar... Erler Film, “Alev Alev” filmini çektiğinde 1984 yılıydı.
Aradan çeyrek asırdan fazla zaman geçti...
Dile kolay; tam 28 yıl...
Daha dün gibi aklımda olan “Alev Alev”in setine gittiğimdeHalit Refiğ vardı “yönetmen” koltuğunda...
Onu kaybedeli neredeyse üç yıl geçti...
Beş yıl önce aramızdan ayrılan Erdoğan Tünaş’ın senaryosunu yazdığı “Alev Alev”de başrolleri Gülşen Bubikoğlu, Tarık Akan, Cüneyt Arkın ve Çiğdem Tunç paylaşıyor, Hulusi Kentmen, Şemsi İnkaya, Turgut Boralı, Renan Fosforoğlu, Baki Tamer ve Tevhit Bilge gibi isimler de filmdeki önemli karakterleri canlandırıyordu...

Beyazperdeden beyazcama
Erler Film’in 28 yıl sonra “beyaperde”den “beyazcam”a aktarmaya karar verdiği “Alev Alev”in dizi versiyonu “Ege Aşıkları”nın senaristi Mahinur Ergun, yönetmeni ise Atilla Cengiz.
“Ege Aşıkları”nın başrol oyuncuları ise İlker İnanoğlu, Berk Oktay, Rojda Demirer ve Hande Soral...
Murat Sonkan, Rıza Akın, Mihriban Er ve Gökhan Atalay gibi oyuncuların da rol aldığı dizinin yakışıklı tur kaptanı Murat’la (Berk Oktay) babası gibi balıkçılık yapan güzel Alev (Rojda Demirer) evlilik hazırlığı yapan iki sevgilidir. Düğün hazırlıklarının sürdüğü bir dönemde Murat, çok cazip bir iş teklifi alır.
Mevsimlik bir iştir bu...
“Murat”, düğün parası için teklifi kabul eder ve işadamı “Demir”in (İlker İnanoğlu) yatında kaptanlığa başlar.

Yunan Adaları’nda iki bölüm
“Murat”ı çok beğenen “Demir”in kız kardeşi “Ümran” (Hande Soral), adeta başının belası olur genç kaptanın...
“Ümran”, kafayı taktığı “Murat”ı kendisiyle evlenmeye mecbur ederek amacına ulaşır.
Evlilik haberi yıkar “Alev”i...
Çünkü “Murat”tan hamiledir.
Sete gittiğimde üçüncü bölümden sahneler çekiyorlardı.
Yönetmen Atilla Cengiz, ilk iki bölümü kiraladıkları iki büyük yatla Ege’de ve Kos, Leros, Patnos ve Kalimnos gibi Yunan adalarında çektiklerini söyledi.
Dizinin konusu gereği “Alev” ve ailesinin yaşadığı balıkçı kasabasının çekimlerini Seferihisar Sığacık’ta, işadamı “Demir” ve kız kardeşi “Ümran”ın çekimlerini ise İstanbul’da yapacaklarını vurgulayan yönetmen, “Dört veya beşinci bölümde ikiye ayrılacağız. Bir ekip İstanbul’da, bir ekip burada olacak” dedi.

“EGE AŞIKLARI” AĞLATACAK SiZi

Yaz sıcağında sıcak sahneler
“Ege Aşıkları”nın setine gittiğim gün dizinin en dramatik sahneleri çekiliyordu. Evlilik hazırlıkları “EGE AŞIKLARI” AĞLATACAK SiZiyaptığı, karnında çocuğunu taşıdığı “Murat”ın zengin bir ailenin kızı olan “Ümran”la evlendiğini gazeteden okuyan “Alev”in dünyasının yıkıldığı anın çekimleri vardı. Bir yandan “Alev”, bir yandan kızının üzgün halini gören anne gözyaşı döküyordu.
Dizide “Alev”in annesini oynayan Mihriban Er, “15-20 gündür Ege denizinde yatlarda ya da Yunan Adaları’nda gırgır şamata çekimler yapılıyordu. Şimdi sıra dramatik sahnelerde” dedi. Anne ile kızın bol bol gözyaşı döktüğü sahnelerin çekimleri kameraman Volkan Ak’a da zor anlar yaşattı.
Dizinin kameramanı en iyi görüntüyü yakalayabilme adına çareyi yere yatmakta buldu. Dizide “Erkek Fatma”yı aratmayan “Alev”i canlandıran Rojda Demirer’in de bol aksiyonlu sahneler yüzünden vücudunun birçok yerinde morluk ve yara vardı. Demirer, kendini yere attığı bir sahnede betonun soyduğu ayak başparmağının acısını soğuk suyla dindirmeye çalıştı.

ŞU REYTiNG NELERE KADiR?
Bilirsiniz; bazı film ve dizilerin başında şöyle bir uyarı olur:
“Hikâyemizde adı geçen kişi ve kuruluşlar tamamen hayal ürünüdür.”
Bu uyarıya rağmen o yapımı izleyenlerin çoğu yine de, “hayal mahsulü” karakterlerin aslında kimler olduğuna dair fikir yürütür.
Eminim bu yazıyı okuyan çoğu insan da “televizyon yıldızı” derken kimi kastettiğimi, “televizyon kanalı”yla hangi kanalı yazdığıma dair tezler ortaya atacaktır.
İnanın “TV yıldızı” derken net bir ismi, “TV” derken net bir kanalı yazmayacağım.
“TV yıldızı” ile bu işten iyi para kazanan birçok ekran yüzünü, “TV” derken birçok kanalı zikredeceğim aslında.
Televizyon kanallarının çoğu, okullar kapanır kapanmaz “İnsanlar tatile gidiyor, seyirci azalıyor” diyerek pahalı programları da “yaz tatili”ne çıkarır.
Ekranların, prodüksiyon anlamında en zayıf dönemini yaşadığı yaz ayları, televizyon kanalları için Eylül’de başlayacak “yeni yayın dönemi”nin transfer çalışmalarıyla geçer.
TV starı, dizisi veya programının transfer görüşmeleri ister TV starı olsun, ister TV dizisi ya da programı, tıpkı futbolcu transferleri gibidir.
Talep arttıkça fiyatlar da yükselir.
Ekranlarda yıllarca gündüz kuşağı sunan bir TV starının, çalıştığı kanalla yollarını ayırdığı, yeni yayın döneminde daha popüler bir kanalda program yapacağına dair haberler çıkmıştı.
Evet, o yıldız kanalıyla yollarını ayırdı, ama gideceği söylenen kanal son anda vazgeçince açıkta kaldı.
Hal böyle olunca dört televizyon kanalı peşine düştü.
İşin garibi yöneticileri ısrarla, “Bizim için önce reyting değil, önce kalite” diyen iki televizyon kanalı da var o yıldızı kapma yarışına girenlerin içinde.

‘Uzak Komşu’ Ermenistan!
TRT Haber’de şahane bir belgesel izledim, geride bıraktığımız pazar akşamı.
Doğrusunu söylemek gerekirse konusu çok da ilgimi çekmemişti.
Yapımcısı ve yönetmeni, “Boğaziçi’nden” programından tanıdığım Gülgün Cündübeyoğlu olunca, eski yapımcı ne çekmiş diye merak ettim haliyle.
İyi ki merak etmişim; “Uzak Komşu” nefis bir belgesel çıktı.
“Uzak Komşu”, Ermenistan’a siyaset ve tarih penceresinden değil, insan ve kültür açısından bakıyordu çünkü.
Cündübeyoğlu’nun İstanbul Kültür Üniversitesi, Küresel Siyasi Eğilimler Merkezi’nin (GPOT) katkılarıyla hazırladığı belgeseli izledikten sonra şu kanaate vardım;
Türkiye ile Ermenistan, sınırdaş, ama tarihi ve politik sorunlar nedeniyle sınırlarını, kapılarını birbirine kapatmış iki ülke.
İki ülke insanı birbirini tanımadıkça, dostluk kurmadıkça sınırdaş iki ülkenin “Uzak Komşu” olmaktan yok başka şansı.