TRT, ‘Komedi Dükkanı’nı NTV’ye neden vermedi?

TRT, ‘Komedi Dükkanı’nı NTV’ye neden vermedi

TRT, ‘Komedi Dükkanı’nı NTV’ye neden vermediGeçen yıl 23 Nisan’da, UNICEF’le beraber 23 Nisan’a özel “Şarkı Söylemek Lazım” adlı güzel bir sosyal sorumluluk projesine imza atan NTV, bu yıl da ilginç bir proje geliştirdi.
UNICEF’le birlikte yaptıkları bu yılki projenin adını “Anaokulu Ekliyoruz” olarak belirleyen NTV yöneticileri,  çocuklarla birlikte bir “Komedi Dükkanı” yapmayı planladı.
“Komedi Dükkanı”nın yapımcısı Sinan Çetin’le, Tolga Çevik’le ve TRT yetkilileriyle bu anlamda yürütülen görüşmeler olumlu sonuç verdi.
İş projeyi hayata geçirmek için prodüksiyon çalışmasına gelince TRT’den kötü bir haber geldi.
Malum “Komedi Dükkanı” artık TRT’de...
“Komedi Dükkanı”nın yayıncı kuruluşu TRT, sosyal sorumluluk projesi için “Komedi Dükkanı”nın bir kereliğine çocuklarla birlikte NTV’de yapılmasına verdiği izinden vazgeçti.
O güne kadar böyle bir proje yapmayı akıllarına getirmeyen TRT’ciler, NTV’den gelen tekliften sonra nedense 23 Nisan’da özel bir “Komedi Dükkanı” ile seyircisinin karşısına çıkmaya karar verdi.
NTV “Komedi Dükkanı”nı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın ruhuna uygun olarak çocuklarla birlikte yapacaktı.
TRT ise Tarkan’lı “Komedi Dükkanı”nı uygun gördü.
TRT son anda vazgeçince “A Planı” suya düşen NTV yöneticileri bu kez “B Planı” için harekete geçti.
“B Planı”nda da yine çocuklarla birlikte yapılacak bir “Var Mısın Yok Musun” vardı.
Ona da Show TV, “Böyle bir şeyi biz yapmak istiyoruz” diyerek izin vermedi.
NTV yöneticileri şimdi “C Planı”nın peşinde...
Üç televizyon kanalı arasındaki bu dayanışma beni müthiş etkiledi!
Hani, “Söz konusu sorumluluk projesi olunca  akan sular durur, herkes seferber olur”du...
“Söz konusu sosyal sorumluluksa akan sular kurur” mu yoksa!


Fransa bile Eurovision’a İngilizce şarkıyla katılıyorsa...
Dünyada dillerine sahip çıkan milletler sıralaması yapılsa en başta kesin Fransızlar çıkar....
O denli bağlıdırlar dillerine...
Fransa’ya gittiğinizde İngilizce bildiğine adınız gibi emin olduğunuz bir Fransız’ın ağzından birkaç kelime İngilizce alabilmek, deveye hendek atlatmak kadar zordur.
İşte o Fransa bu yıl İngilizce bir parçayla katılacak Eurovision’a...
Sebep basit.
Eurovision’da hayli zamandır birinciliğe hasret kalan Fransa’nın şansını artırmak...
Çünkü Fransızlar yaygınlaşmaması için ne kadar savaşırsa savaşsın İngilizce artık bir dünya lisanı...
Fransızlar bile sonunda kendilerini ifade edebilmek için İngilizce şarkıyı seçti.
Sebastien Tellier adlı Fransız şarkıcı “Divine” adlı eserle katılacağı Eurovision’da umduğu dereceyi elde eder mi şimdiden kestirmek zor.
Ama şu bir gerçek ki Fransa’nın Fransızca yerine İngilizce bir parçayla Eurovision’a katılması demek Fransızların, Anglo-Sakson kültürü karşısında bir anlamda teslim bayrağını çekmesi demek.
Fransızlar bile Eurovision’da birincilik kazanma uğruna İngilizce şarkıyla yarışıyorsa Türkiye’nin yapması gereken de ortada...
Tabii anlayan olursa...



Şarlatanlara ekranda kim dur diyecek?

Adam ne doktor, ne eczacı, ama ekranda gördüğü muamele “müthiş şifacı”...
Aslında adam şarlatan...
Yalan konuşurken yüzü bile kızarmayanlardan...
Çünkü ar damarı çoktan çatladı...
Hayatını tıp ilmine adamış insanlarla aynı koltuğu paylaşmanın gururuyla şakıdıkça şakıyor...
Stüdyoda doktor, ekran karşısında seyirci çıldırmış durumda ama kimin umurunda...
Canlı yayına bağlanma şansını yakalayanlar, “Bu şarlatanları ekrana çıkarıp, insanların kafasını karıştırmayın” diye feryat ediyor ama ne fayda...
Sunucu, “Zaten biz de Türk halkı bu tür insanların gerçek yüzünü görsün diye çıkarıyoruz onları ekrana” diye savunmada... O da biliyor aslında, bu tür insanları yermek için dahi olsa ekrana çıkarmak zararlı.
Ama şu reyting yok mu, şu reyting?
Asıl o şarlatanlığın kaynağı...
Diyelim ki yapımcılar, televizyonlar reyting uğruna bu şarlatanlığa izin veriyor.
Peki RTÜK denen kurum ne işe yarıyor?
Onların görevi televizyonların yayınlarını denetleyip bu tür şarlatanlıkların önüne geçmek değil mi?
Number One TV’nin yayınladığı Shayne Ward’ın klibine “müstehcen”lik nedeniyle 375 bin YTL cezayı keserken gerekçesinde, onu izleyen “Orta zekalı, makul bireyler”i dikkate alan RTÜK, bu şarlatanlığa izin verenlere niye aynı müeyyideyi uygulamıyor?
Yoksa RTÜK üyeleri, tematik bir kanalda yayınlanan müstehcen - varsayalım ki öyle - bir klibin topluma, majör kanalları parselleyen bu şarlatanlardan daha zararlı olduğunu mu düşünüyor?
Şayet öyleyse vay halimize...



Kamyonla çiçek gönderen Tümer’i rahat bırakmazTRT, ‘Komedi Dükkanı’nı NTV’ye neden vermedi
Geride bıraktığımız hafta ekonews.com adlı ekonomi sitesi tüm magazincileri atlatarak ilginç bir habere imza attı.
Habere göre HABERTÜRK’teki gece programıyla yeniden ekrana dönen Saba Tümer’e biri bir kamyon beyaz gül gönderdi. Haberde yazılana göre Tümer’e bu romantik jesti kimin yaptığı da belirlenemedi.
Bu haberden de gelen bir e-posta sayesinde haberdar oldum.
Gelen e-posta, haber için bu ekonomi sitesini link olarak veriyordu.
Haber daha sonra birçok internet sitesinde kullanıldı.
Böyle bir haberin ekonomi sitesinde yer alması ve “en çok okunanlar” sıralamasında zirvede olması ilginç ama şaşırtıcı gelmedi bana...
Çünkü neticede sadece magazin değil, ekonomik boyutu da var işin...
Düşünebiliyor musunuz bir kamyon gülün maliyetini...
Şimdi öyle gazinolar yok ama eskiden bu çiçek işi o mekanların en önemli ritüeliydi...
Çapkın erkekler, sahneye çıkan şarkıcılara olan ilgilerini gönderdikleri çiçeklerle belli ederdi.
Kimi, “7 akşam kendisine gönderilen orkideye ‘Hayır’ diyecek kadın yok yeryüzünde”, kimi de, “Değil 7 defa 77 defa da göndersen ne fayda, içinde bir pırlanta olmadıktan sonra” derdi...
Gönderilen çiçeğin cinsi, rengi, düşülen not ya da iliştirilen kartvizit, sonucu birebir etkilerdi...
Saba Tümer olayından sonra anladım ki, o gazinolar tarihe karıştı ama “Çiçekle kadın tavlama” ritüeli ölmedi.
Saba Tümer’e sordum olayı.
Tümer, “Ne bir kamyonu? Çok abarttılar onu... Odamın bir köşesini dolduracak kadar beyaz gül gönderdi birisi... Her halde bir hayranım. Kim olduğunu da merak edip araştırmadım” dedi.
Sevgili-sinin bu işten ilk başta rahatsız olduğunu ama sonra gerçeği anlayınca yumuşa-dığını anlatan Tümer, kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Sevgilimle mutluyum” diyerek “çiçekçi”ye “boşa umutlanma” mesajı gönderdi ama işi zor.
Onca yıllık meslek hayatımda çok tanıdığım oldu, “Çiçeğe hayır diyecek kadın yoktur” diye düşünen saplantılı tiplerden...
O yüzden bu “çiçekçi”nin de Tümer’in peşini kolay kolay bırakacağını sanmıyorum.