Akaretler’deki David LaChapelle sergisini Amanda Lepore’yle gezip hemen sonrasında The House Cafe’de risotto kursuna katıldım. Şimdi sırada Susan Miller’la büyük buluşmam var
Akaretler’deki Paul Kasmin galerinin açılışının ne kadar kalabalık olacağını önceden tahmin ediyordum. Programımı ona göre yaptım. Saat 19.00’da başlıyorsa tam o saatte gidip hızlıca gezip sonra da çıkışta doğru İstiklal Caddesi’ndeki The House Cafe’ye risotto kursuna gidilecek. Kursa geç kalınmayacak!
Galerinin önüne geldiğimde izdihamı görünce yine de şaşırdım. Bütün fotoğrafçılar kapıda bir kadının önüne dizilmiş, fotoğrafını çekiyor. “Eda Taşpınar’dır herhalde” derken bir de baktım önümde Amanda Lepore duruyor. Kendisi David LaChapelle’in ilham perisi oluyor. Transeksüel bir Marilyn Monroe düşünün. Tam da öyle işte. Bu arada kimse üzerine alınmasın ama bizim botokslulara yüzü çok benziyor. Dekolteli diyemeyeceğim, acayip kıyafetiyle salınırken gözüm ayakkabılarına ilişiyor, masmavi, komple payetli. Bir an moralim bozuluyor, bu ayakkabılardan bende de var, heralde bir anlık boşluğuma geldi, o sırada kendimi assolist falan sanıyordum.
Zar zor içeri girmeyi başarıyorum. Girişte Onur Baştürk’ü görüyorum. Onur’un ilk kitabını ve yeni şarkılarını heyecanla bekliyorum. Deniz Seki’nin ve Ajda Pekkan’ın yeni abümlerinde birer şarkısı olacak. Bir de kendi söylemek istediği bir şarkısı var. Söz verdi, yakında bize dinletecek.
Bir sergi açılışı deyip geçmeyin. “Bütün İstanbul burda” denir ya, tam da öyle. Herkes bol fotoğraf çekileceği için çok şık. İçerisi hıncahınç kalabalık. En çalışkan Ekav Sanat Galerisi’nin sahibi İnci Aksoy. İnci Aksoy internette yayın yapan Ekav Art TV için serginin kısa videolarını çekti.
Fotoğrafları zar zor da olsa görüyoruz. Önce yerli gündemden gidelim. Tarkan Elvis Presley havasında, ama olmamış bir şey var. Sonradan Onur Baştürk ‘Elvis Presley ile Boy George karması’ diye twitleyince, işte tam da öyle diyorum. Diğer fotoğraflardan bayıldıklarım var. Angelina Jolie’nin ağzı açık karesinden Alexander Mcqueen ve Isabella Blow ikilisinin karesine gerçekten hepsini görmek lazım. Açılış sonrası gidip bir kez daha gezmekte fayda var.


Risotto kursuna yazıldım, jüri üyesi olmayı başardım!
Sergi sonrası hemen İstiklal Caddesi’ndeki The House Cafe’ye geçiyoruz. Daha önce aynı yerde The House Cafelerin şefi Coşkun Uysal’la taze makarna atölyesine katılmışlığım var. Neyse ki orada hamur açarken her zorlandığımda ‘Coşkun, n’olur gel de sevgini kat’ diyerek biraz torpilli de olsa kursu başarıyla tamamlamıştım. Bu sefer torpil yok. Herkes eşit şartlar altında çalışacak.
The House Cafelerin mönüsüne yeni eklenecek olan domatesli ve mozzarellalı risotto yapılacak. Taze makarna açmaktan sonra nedense risotto bana kolay görünüyor, yine de rekabete hiç açık değilim. Şef Serra Meşulam, liseden arkadaşım ama yine de torpil yapacak gibi gözükmüyor. İşte bunu anladığımda karar veriyorum ki, jüri olmak benim için daha iyi olabilir. Herkes çalışmaya başlıyor, ben de yamak olarak etrafta dolanıyorum. Zeytinyağı uzatmak, parmesan rendelemek gibi mühim görevlerim var. Bu arada Serra’dan öğreniyorum ki, risottonun püf noktası bağlama bölümünde yatıyormuş. Ben ancak dergi bağlama aşamasında kalmış biri olarak risottoyu bağlayabilir miyim bilmem. Hem lezzetini vermek hem de kıvamını ayarlamak için tereyağını risottonun ısısıyla eritmek çok da zor gözükmüyor. Neyse ki jüri olmanın avantajıyla yarımşardan beş yiyerek ‘Yemekteyiz’i hatırlatan soframızdan kalkıyoruz. Serra kesinlikle bir istisna. Ben hâlâ erkeklerin yemek konusunda daha başarılı olduğuna inanıyorum. Belki de öylesi daha çok işime geliyor.

Susan Miller’a gidiyorum, aklımda Hakan Kırkoğlu

Şimdi izninizle çok önemli bir görüşmeye gidiyorum. Susan Miller denince akan sular duruyor. O ne derse onu yapan, hangi tarihi verirse ondan şaşmayan, sözünden hiç çıkmayan milyonlarca insan var. Astrology Zone adlı internet sitesini de, Tempo’daki yazılarını da takip ediyoruz. Dün Melis Alphan, Susan Miller’a Türkiye’nin falını baktırmış. 21 Aralık’ta hepimizi etkileyecek büyük bir olay olacakmış. Tamam da her gün büyük bir olay yaşamaya alışık bir millet olarak bu bizi keser mi? Şu Susan Miller bizi de görsün bakalım daha neler neler diyecek? Söz, pazartesiye anlatırım.
Ayrıca bizim de Susan Miller kadar etkili bir astroloğumuz var. R. Hakan Kırkoğlu dünya çapın-da olabilecek özelliklere sahip. Yeni kitabı ‘Ruhun Yolculuğu’nu hâlâ almadıysanız hemen alın, pazartesiye onu da konuşalım.