Eski turizmci Caner Şaka iki yıldır özellikle de 15 ve 16’ncı yüzyıllardaki Akdeniz tarihini araştırıyor. Çalışmalarında yeni bilgilere ulaşan Şaka, “Cervantes İstanbul’da esirdi, Kılıç Ali Paşa Camii yapımında çalıştı” diyor

Bugün sokağa çıksam ve rastgele “Cervantes” desem... Bir grup insan “Beyefendiyi tanımıyorum” der. Kimi “Hangi takımda oynuyordu abi?” diye sorar. Bazı kadınlar da “o parfümü kullanmadığını” iddia eder belki.
Caner Şaka genç yaşta kendini emekli etti. Marmaris’in Söğüt köyüne yerleşti. Hobileri olan denizcilik ve Akdeniz tarihi, araştırmacılık yönüyle birleşti. Bildiği bütün dillerde tam zamanlı okuyan bir araştırmacı oldu.
İspanya’nın gözbebeği, “Don Kişot”un yazarı Cervantes, Caner Şaka’nın araştırmalarından çıkardığı sonuca göre, bir dönem İstanbul’da esirdi. Kılıç Ali Paşa’nın Tophane’de kendi adına yaptırdığı camide çalıştı...
Caner Şaka’yla Marmaris’te yolumuz kesişti. Teknesini anlattı, okuduğu kitapların bir kısmını gösterdi, yapacakları uzun Akdeniz seyahatinden dem vurdu. “Peki neden deniz, ille de Akdeniz?” dedim. “Gemiyi yüzdüren de batıran da sudur. Su hem hayat hem ölümdür. Deniz ölümle hayatın kesiştiği yerdir; her şeydir. Akdeniz ise bütün uygarlığın ortasındaki sudur” dedi.

Neden Akdeniz’i araştırmaya başladınız?
Bence Türkiye’nin dünyada yer alışı hep Akdeniz’le ilintili oldu. Benim hayatımda hep vardı gerçi; hobilerim yelken ve denizcilik. Ozanın dediği gibi “derya içre olup da deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf” olmamak için, daha derinlemesine öğrenmek istedim.

Kaç yıldır Akdeniz araştırmaları içindesiniz?
İki senedir. Zamanımın büyük bölümünde Akdeniz var. Türkçe, İngilizce, Fransızca, İtalyanca sayısız kaynaktan araştırma yapıyorum.

Kim bilir nelerle karşılaştınız...
Off, neler hem de... Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii’nin arkasındaki mezarlığa bir göz atın; hayatınızda görebileceğiniz en harika denizci mezarları orada. Kılıç Ali Paşa da orada yatıyor... Hıristiyan doğmuş ama bu topraklara gelmiş ve Müslümanlığı seçmiş. Güney İtalya’nın Calabria bölgesinde doğuyor. 14 yaşında papaz olmak için Napoli’ye giderken esir düşüyor.

Kime?
Kuzey Afrikalı bir Müslüman korsana. Müslüman oluyor, adını Ali’ye çeviriyor. Turgut Reis’in yanında yetişiyor. Osmanlı donanmasında büyük yarar gösteriyor, kaptan-ı deryalığa kadar yükseliyor. Bu arada Lepanto-İnebahtı savaşında talihsiz bir olay yaşıyor; devrin kaptan-ı deryasına muharebenin açık denizde yapılması gerektiğini kabul ettiremiyor. Çok iyi savaşıyor, Malta Şövalyeleri’nin komutan gemisini ele geçiriyor. Bakıyor ki savaş kazanılmayacak, emrindeki 80 gemiyle İstanbul’a dönüyor. Sonra da kaptan-ı derya oluyor.

Kaç yaşlarında o zaman?
70 yaşında. Ayıptır söylemesi, 80 yaşındayken bir cariyenin yanında gittiği söylenir... Neyse, 70 yaşında kaptan-ı derya olur ve İstanbul’a bir cami yaptırmak ister. Devrin padişahı II. Selim’e bu isteğini iletir, o da “İstanbul’da cami yapılacak yer yok” diye geri çevirir. Kılıç Ali Paşa bir emirle Tophane Rıhtımı’nı doldurtur. Mimar Sinan’dan yardım ister, proje çizilir ve cami yapılır. Caminin yapımında çalışan esir İspanyol işçilerden birinin adı, Miguel de Saavedra Cervantes! Yani bizim bildiğimiz büyük yazar Cervantes.


Esareti 1580’de son buldu
Bu bilgiye nasıl ulaştınız?
Cervantes o dönemde Akdeniz’de bir kalyondan alınmış ve Osmanlının elinde esir. İspanyollar onun o tarihlerde K. Afrika’da esir olduğunu söylüyor. Rasih Nuri İleri’nin vakıf defterlerinde yaptığı araştırmada, harfi harfine bu isme rastlanıyor. Vakıf defterleri de çok ciddi kayıtlar. Cervantes aynı zamanda Lepanto Deniz Savaşı’nda da Osmanlı’ya karşı savaşmış ve bir kolunu kaybetmiş. 1575’te Osmanlı tarafından kuşatılan İspanyol donanması içinde esir düşmüş.

Bütün cami inşaatı süresince çalışıyor mu Cervantes?
İnşaat 1580’de tamamlanıyor, Cervantes’in esareti de aynı tarihte son buluyor.
Anne, Türkler geliyor!

Neden 15 ve 16’ncı yüzyılları araştırıyorsunuz?
O dönem, çok önemli değişimlerin olduğu bir dönem. “Türk” imajı o dönemde filizleniyor. İtalyanların “Anne, Türkler geliyor” dediği bir dönem. Ayrıca başka bir ek bilgi, böyle bağıran İtalyan çocuklarının dedeleri, Haçlı Seferleri adı altında Bizans’ı yağmaladılar; o da ayrı bir konu.

Ne çıkacak ortaya?
Yazı dizisi, kitap, TV programı, çocuk kitabı; ya da hepsi birden. Bir yelkenliyle iki sene boyunca Akdeniz’de dolaşacağız. Ve sürekli çekeceğiz, not alacağız, okuyacağız. Doğayla “eş salınım” olmasını istediğimiz için de yelkeni tercih ettik.

Yola çıkış ne zaman?
2009’un ilkbaharında. Ve iki sene de Akdeniz’de olacağız...
İtalya’da heykeli var

Kılıç Ali Paşa’ya doğduğu kentte sahip çıkılmış mı?
İtalya’da doğduğu kentte heykeli var. 1989’da dikilmiş. Altında da “Burada doğan ünlü Osmanlı denizcisi ve kaptan-ı deryası” diye yazmışlar.

Çok ilginç iki öykü dinledim sizden bugün: Cervantes ve Kılıç Ali Paşa. Peşinden gideceğiniz başka öyküler var mı?
Bu anlattığım, yüzlerce öyküden sadece ikisiydi, hatta birbiriyle kesişen bir bütün öyküydü. Çok ilginç başka hikâyeler de var, hem de çok.

İspanyollar kabul etmiyor
İspanyollar neden İstanbul’da olduğunu kabul etmiyor?
“Kuzey Avrupa’da esir” diyorlar. Bizim elimizdeki belge, Cervantes’in İstanbul’da olduğunu ve Kılıç Ali Paşa Camii’inin yapımında çalıştığını gösteriyor. İspanyollar da ellerindeki belgeleri inceleyip açığa çıkarırlarsa, mutlu oluruz. Bu kaynakların gün ışığına çıkmamalarını nedeni de, tamamen onların ilgi duymamalarından kaynaklanıyor bence.

Akdeniz insanlık tarihi kadar eski
Akdeniz’le kurduğum ilişkilerde, “Akdenizlilik” hem coğrafya, hem köklü geçmiş, hem de ulusal kültürlerin ortak bileşkesi olrak karşıma çıkıyor. Türkiye bütünüyle Akdenizlidir. 16’ncı yüzyılda Akdeniz neredeyse bir Türk gölüydü.
O denizde fikirler, dinler, diller, mallar taşınıyordu. Zaten Latin dillerindeki anlamı “Mediterane”, “orta alan” anlamında. Bir geçişi ifade ediyor, onun için “Akdeniz insanlık tarihi kadar eski” deniyor.