Çok seyahat eden birine en sık sorulan sorudur, “En çok nereyi beğendiniz?” Ve nice diyarlar görmüş her gezgin bilir ki aslında bunun tek bir cevabı olamaz!

“Gökkuşağının 7 rengi arasından birini tercih etmek mümkün, peki 77 rengi olsaydı sadece bir tanesini seçebilir miydiniz?” diye cevaplarım hep bu soruyu...

Ama Hint Okyanusu’ndaki minik ada ülkesi Mauritius’a gittiğimden beri adı, en azından ilk beşimde geçer… Adı demişken tam söylenişini de yazsam iyi olur, zira yazılışından çıkarmak zor: ‘Morişıs’…

Afrika Kıtası’nın güneydoğusunda, Madagaskar’ın 860 km. doğusunda bulunuyor. Mauritius’ın 330 km. sahil şeridi, cam gibi turkuaz rengi suları, bembeyaz kumları, yemyeşil dağları ve tropikal bir iklimi var. Her yerinde Yaratıcı’nın elini hissettiğimiz ilahi bir güzellik kısacası!

MAURITIUS

Tam bir hazine!

Beni çok en etkileyen yanıysa sadece bu ‘doğal cazibelerden’ ibaret olmaması! Normalde çoğu tropikal adada görkemli otelinizin sunduğu imkanların dışında yapabileceğiniz pek bir şey yoktur. Oysa Mauritius tam bir hazine!

Ülkenin bir ucundan diğerine iki saatte gidebilmenin de avantajıyla tek bir gününüz bile etkinliksiz geçmiyor...

Bu da yetmezmiş gibi insanları da o kadar canayakın ve güleryüzlü ki daha ilk günden buraya yerleşmeyi bile düşünebiliyorsunuz! Bunun en önemli nedenlerinden biri de ülkenin kültürel yapısı. Mauritius halkı, farklı din, dil, ırk, kültür ve milletlerin harmanlandığı rengarenk bir yelpaze…

Vaktinde adayı ele geçiren Fransız ve İngilizlerin etkisi, Hindistan’dan, Afrika’dan getirilen işçilerin adaya yerleşmesi gibi bir çok etken burada karma bir kimlik oluşturmuş. Bir yanda golf oynanıyor diğer yanda da Afrika kökenli Sega dansları yapılıyor.

Halkın çoğunluğu hem İngilizce, hem Fransızca hem de Creole diline hakim. Tapınaklar, kiliseler, camiiler ve pagodalar yan yana; bütün dini tatiller ve bayramlar beraberce kutlanıyor.

‘DODO’ KUŞUMUZ, ‘SEGA’ DANSIMIZ
Mauritius’ı 1505’te Portekizli Don Pedro Mascarenhas keşfetmiş. 1600’lerdeyse Hollandalılar yerleşmiş. Size Dodo kuşunu ve hüzünlü hikayesini de anlatmalıyım zira Dodo, buranın sembolü!
Tombik, iri cüsseli, kısa kanatlı, kıvrık gagalı Mauritius’a özgü bir kuşmuş Dodo. Zaten bu kuş türünden ilk kez ada keşfedildikten sonra haberdar olunmuş. Hollandalılar bu kuşa ‘Dodo’ adını vermişler, Dodo, ‘aptal’ demekmiş çünkü bu kuş onlardan kaçmıyor, uçamıyor ve kolayca av oluyormuş. Çok değil bir yüzyıl içinde de Dodo’nun nesli tüketilmiş!
Günümüzde Mauritius’un ambleminde de yer alan Dodo kuşunu oyuncaklardan, tişörtlere her yerde göreceksiniz ama o, insanoğlunun doğaya verdiği zararın bir örneği olarak bugünleri göremedi!
Fransız koloniyel dönemindeki Afrikalı köleler, müzik ve danslarıysa günümüze dek ulaşarak Mauritius’a Sega dansını miras bırakmış. Geceleri sahilde yakılan ateş etrafında yapılan bu dans, insanı alıp götüren mistik bir ritüele dönüşüyor.
Mauritius’ı çok sevme nedenlerimden biri de turistik potansiyelini Türk seyahatseverlere tanıtmak isteyen Mauritius Turizm Bakanlığı’nın çekimlerimizde hiçbir ülkede görmediğimiz imkanları sağlamış olması! “Türk misafirlerimizin ülkemize ilgisi bizi çok mutlu eder” demişlerdi ve karşılığını yakında THY’nin Mauritius’a direk seferleri başlayınca fazlasıyla alacaklar…
Veni, vidi, vici
Chamarel: En çok ziyaretçi çeken noktalardan biri. ‘Chamarel’in Renkli Toprakları’ kızıldan, pembeye, sarıdan yeşile hatta mora doğru uzanan bir renk yelpazesiyle şaşırtıyor.
SSR Botanik Bahçesi: 500 farklı çeşit bitkiye evsahipliği yapan bahçe, Mauritius’ın hazinelerinden biri! ‘Ağlayan Ağaç’, 50 - 60 yılda bir çiçek açan ‘Talipot Palmiyesi’ gibi sıra dışı bitkileri burada görebilirsiniz. Ama ilginizi en çok cezbedecek yer, devasa Victoria Amazonica nilüferlerinin havuzu olacak!
Caudan Waterfront: Sahildeki tesis, Port Louis’in gözbebeği. Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz 170 dükkan, kafe ve restoranlar var.