Geri Dön

Her diliminde farklı bir tat!

Elinde program bir salondan diğerine koşuşturanlar, ayaküstü film eleştirileri yapanlar... ‘Plaj partilerinden kalanlar’, masaj yaptıranlar... ‘İlk gösterimleriyle’, etkinlikleriyle, dünyaca ünlü yabancı, genç ve yetenekli Türk oyuncularıyla renklenen bir festival... İşte Antalya Altın Portakal Film Festivali

Her diliminde farklı bir tat!

Antalya Kültür Merkezi, Cinebonus’lar, Sheraton ve Hillside Su Hotel arasında aralıksız gidip gelen servisler, ellerinde programlarla bir salondan diğerine koşuşturan izleyiciler ve iki film arasında ayaküstü yapılan sohbetler, ödül tahminleri ve verilen tüyolarla baş döndürücü bir hafta yaşanıyor Antalya’da. Tam da güneş deniz sezonunun kapanıp kentin gerçek sahiplerine kaldığı sonbahar ortasında hayatın akışını değiştiren bir tempo...
Ama tabii gene bu kentin alışık olduğu bir ritüel bu artık. Çünkü bu yıl 45. yaşını kutluyor TÜRSAK ve AKSAV işbirliğiyle düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali.

Filmleri ‘ilk gören’ şanslılar
Bir yandan dünyanın dört bir yanından ünlü konukları ağırlayan 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali, diğer yandan izleyici karşısına çıkma şansı yakalayan belgeseller, kısa filmler... Ve kuşkusuz en çok laf üretimine neden olan Ulusal Yarışma.
Ortak kanı, bu senenin Türk sineması açısından parlak geçtiği ve dolayısıyla klişe tabirle “jürinin çok sayıda kaliteli yapım arasında karar vermekte zorlanacağı”...
Her gün bir ya da iki film görücüye çıkıyor, üstelik bazılarının Türkiye prömiyeri bu. Dolayısıyla şu günlerde Antalya’da bulunmak, çok merak edilen filmleri ilk gören şanslılardan olmak anlamına da geliyor. Tabii yer bulunabilirse... Çünkü özellikle akşam galalarında müthiş bir izdiham yaşanıyor, epeyce kişi de kapıda kalıyor. Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’dan ödüllü filmi “Üç Maymun”da olduğu gibi. Ama işin sevindirici tarafı, halkın festivale ilgisi gerçekten çok yoğun.

Otelden al eleştiriyi!
Sinema salonları dışında festivalin asıl nabız tutma mekânları gündüzleri Sheraton’ın restoranı, geceleri Hillside Su Otel’in barı. Önceki gecenin filmine dair yorumları hemen gösterim sonrasında Hillside’da dinlememişseniz, sabah kahvaltısında Sheraton’da yakalamanız kaçınılmaz. Hangi filmin temposu çok ağır bulundu, hangisi büyük hayal kırıklığı yarattı, hepsi bu masalara yatırılıyor sabah saatlerinde. Yabancı konuklar, festivalde yarışan filmi olmayan sanatçılar, kısacası bu koşuşturmayla birebir bağlantısı olmayanlarsa havuz ya da deniz kenarında oluyor bu aralarda. Ya da akşamki plaj partisinin yorgunluğunu atmak üzere masajda, spa’da...
Hillside Su Otel’in geleneksel lobi partileri plaja taşınmış bu yıl. Varillerde yanan ateşlerle ısınılıyor, canlı müzikle coşuluyor ve bir süre için sinema sohbetine de ara veriliyor. Bu partilerin dışarı çıkmasının nedeni ise erken yatan otel sakinlerinin, özellikle de Avrasya Film Festivali’nin jüri başkanı Paul Verhoeven’in şikâyetleri. “Temel İçgüdü”, “Total Recall”, “Robocop” gibi filmlerin ünlü yönetmeni Verhoeven’in bir parça aksi olduğu da söylentiler arasında.

Festivalde Jacqueline Bisset farkı

Her diliminde farklı bir tat

Öte yandan, festivalin mütevazılığıyla en çok şaşırtan yabancı konuğu, Jacqueline Bisset. Gelince otele odalarına kapanmalarına alışık olunan yıldızların aksine, üç gün bütün galalara katılan Bisset, bir de üstüne gidip yönetmenleri tebrik etmiş. Ferzan Özpetek’in “Özel Bir Gün”ünü mesela, çok beğendiği biliniyor Bisset’nin. Gündüzleri de denize girip güneşlendiği, alışveriş ettiği...
Başka kimler gelip geçiyor Antalya’da; Avrasya Film Festivali’nde gösterilen “Körlük” filminin galasına konuk olan, bir de sinema dersi veren, gelirken bavullarını kaybedince kendisine bir şalvar satın alınan Danny Glover var, yine bir derse katılıp oyunculukla ilgili tecrübelerini öğrencilerle paylaşan ünlü oyuncu Matthew Modine, gece vakti kameralar eşliğinde girişiyle Hillside’ın lobisini alt üst eden Adrien Brody ve elbette muhteşem Kevin Spacey...

Hem ziyaret, hem ödül
Türk sinemasının genç kuşağı ise neredeyse tam kadro temsil ediliyor denebilir festivalde. Nurgül Yeşilçay’dan Başak Köklükaya’ya, İsmail Hacıoğlu’ndan Bennu Yıldırımlar’a, Murat Han’dan Tayanç Ayaydın’a pek çok genç ve başarılı oyuncu hem festivali takip ediyor, hem de ‘Portakal’ için yarışıyor.
Bu yılın filmlerinde kadın öykülerinin ağır bastığı ve ödülde kadın oyuncu dalının çok sayıda sağlam adayı olduğu da sık sık dile getirilen bir konu.
“Pandora’nın Kutusu”yla Tsilla Chelton, “Dilber’in Sekiz Günü”yle Nesrin Cavadzade, “Süt” ile Başak Köklükaya ve “Vicdan” ile Nurgül Yeşilçay en çok adı geçen adaylar arasında... Ama gönüllerin ‘Altın Portakal’ı, Zeki Demirkubuz’un iki yaşındaki dünya tatlısı kızı Yazgı’ya ait...
Neticede koşuşturmalar, heyecanlar, umutlar derken, 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarın akşam Aspendos Antik Tiyatrosu’nda yapılması planlanırken Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’na alınan ödül töreniyle sona erecek. Ve bu yoğun geçen on günden geriye kısa süreli ödül sevinç ve hüzünlerinin yanı sıra, Türk sinemasının geleceğine dair bolca umut kalacak...

Her diliminde farklı bir tat

25 Şubat 2020 Magazin Haberleri Bülteni25 Şubat 2020 Magazin Haberleri Bülteni
Cadde Yazarları

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber