Türkiye’de dün gösterime giren yeni filmi ‘The Cut’ın (Kesik) galası için Türkiye’ye gelen Fatih Akın, yaptığı açıklamalarla şaşırttı.
1915’teki Ermeni olaylarını konu alan ve eleştirilen filmi için New York Times gazetesine verdiği bir röportajda tehditler aldığını ama sanat için ölmeye değeceğini söyleyen yönetmene, bu sözleri hatırlatıldığında çark etti ve dedi ki…
“Bu sözleri röportajın başında söylemiştim, hazırlıksızdım. Çok önem vermemek lazım her söylenene…”
Peki ama bundan sonra seni nasıl ciddiye alacağız sevgili Fatih Akın? Söylediklerine önem vermeyecek miyiz, dikkate almayacak mıyız?
Nasılsa yarın fikrini değiştireceksin diye sana inanmayacak mıyız?
Benim kafam karıştı biraz…
***
Benim kafam karışık ama hakimlerin kafası da benimle yarışır!
E baksanıza…
Çağla Şıkel, sunduğu televizyon programında dans ederken, göğsü açılmıştı hani...
İnternet sitelerinin mal bulmuş mağribi gibi bu görüntülerin üzerine atlaması üzerine, Şıkel görüntüyü yayınlayan internet sitelerine karşı hukuk savaşı başlatmıştı.
Mahkeme sonuçlandı ve 190 internet sitesinden görüntülerin kaldırılması kararı çıktı.
Şıkel bununla yetinmeyip, yayın yasağı da istemiş. Mahkeme de ‘ortada kamu düzenini bozacak bir durum yok’ diyerek bu isteği reddetmiş.
Evet ortada kamu düzenini bozacak bir durum yok ama evli, iki çocuklu bir kadın var! Onun duyguları var, kazayla ortaya çıkmış bir görüntüyü yok etme arzusu var, e bir de onur var, gurur var, utanma var!
Bir kadının, bu görüntülerini ortadan kaldırmak istemesi için ille de kamu düzeninin bozulması, yerle yeksan olması mı lazım yani?
Saçmalığın daniskası!
***
Saçmalamak demişken…
Günlerdir Özlem Yıldız’ı konuşuyoruz malum. Karısıyla boşanmak üzere olan bir adamla ilişkiye başladı; adamın çark edip evine/karısına dönmesi üzerine de günah keçisi ilan edildi.
Ünlü olan kişi Özlem Yıldız olduğu için, elbette tüm bakışlar ona çevrildi, bunu anlıyorum da…
Bir Allah’ın kulu da çıkıp daha boşanmadan yeni ilişkiye başlayan adamı suçlamadı...
Bir Allah’ın kulu da çıkıp iki kadına da yalanlar söyleyen, iki kadını da aldatan adamı ayıplamadı...
İlişkiler söz konusu olduğunda, sadece kadınların spot ışıklarının altına çekilmesi ne kadar da enteresan!
Özlem Yıldız hatalı olabilir, buna itirazım yok ama unutulan bir şey var... O kadın, bu işi tek başına yapmadı, bu ilişkiyi tek başına yaşamadı!
Sadece kadınları bu yükün altına sokmaktan, ‘tu kaka’ yapmaya çalışmaktan vazgeçsek artık... Daha adil bir tartışma olmaz mı?
***
Konu adalete geldi madem…
İzmir’de üniversite öğrencisi, 20 yaşında bir kıza, ayrılmak istediği erkek arkadaşı şiddet, baskı ve tehdit uyguluyor. Aile Mahkemesi de koruma amaçlı olarak, genç kadının fiziksel görünüşü de dahil olmak üzere tüm kimliğinin değiştirilmesi kararı veriyor.
Yani ruh hastası bir adam, sevgilisinden ayrılmak istemediği için hayatı ona dar ediyor ama bu devlet, bu hukuk sistemi, bu düzen onu durdurmak yerine, hayatı o adama dar etmek yerine; 20 yaşındaki bir kızın tüm hayatını değiştirmeyi uygun görüyor!
Aile ve sosyal politikalar bakanımız da çıkıyor ve diyor ki; “Bu, şiddet gören kadının hakkıdır!”
Ben de kendisine diyorum ki; pes! Hakikaten pes!
Kadınlar erkek şiddetinden böyle mi kurtulacak artık?
Devletin gücü böyle adamları durduramadığı için kadınlara “kendine yeni hayat kur” mu denilecek?
Çare bu mudur bundan sonra?
Yazık, gerçekten çok yazık…

BİRAZ DA ‘İNSANİ’ SORULAR LAZIM...

16 Haziran 2013’te biber gazı kapsülüyle vuruldu 14 yaşındaki Berkin Elvan…
Onun 269 gün komada kaldıktan sonra hayatını kaybetmesi yeterince üzücü, yeterince kahrediciyken…
Başbakan’ın AKP mitinginde Berkin’in annesini yuhalatması yürekleri dağladı, vicdanları çok ağır yaraladı.
Kimin hangi tarafta olduğu önemsizdi, hangi safta yer aldığı hiçbir anlam ifade etmiyordu; herkes ‘bu kadarı da fazla’ dedi, biraz vicdanı olan ‘bu kadar ileri gidilmemeliydi’ noktasında birleşti.
İşte böyle bir acı yaşanmışken, ağırlığı uluorta duruyorken; Yavuz Bingöl çıktı dedi ki “Burada Tayyip Bey’in duygusallığı rol oynuyor. Sokaklarda ölmüş annesine küfredildiği zaman, ertesi gün o da Berkin Elvan’ın annesini yuhalattı. Bu çok insani bir şey…”
Haliyle, günlerdir herkes Yavuz Bingöl’ü konuşuyor. Onun hangi ara bu kadar değiştiğini, hangi ara insanlığın tanımını değiştirdiğini, hangi ara vicdanını kaybettiğini soruyor…
HHH
Kimin hangi politikaya hizmet ettiğiyle uzun süredir ilgilenmiyorum; kimin hangi safta yer aldığı zerre kadar umurumda değil.
Sadece insani ve vicdani duygularla bakıyorum olaylara…
Tam da bu yüzden, Yavuz Bingöl’ün kimi sevdiği, kimin yanında yer aldığı hiç önemli değil; buna karışmaya kimsenin hakkı yok, herkes istediğini sevebilir…
Ama bu sevgiyi göstermek için, bir milletin acısını kullanmak vicdansızlık!
Kanat Atkaya’nın yazdığı gibi…
Bingöl, madem bu kadar yakın cumhurbaşkanına; sorsa ya “Berkin Elvan dosyası nerede? Ne oldu?” diye.
Daha ‘insani’ olmaz mıydı?