Geri Dön
Pazar“Doğanın mesajını aldık’’

“Doğanın mesajını aldık’’

TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç, günlerdir süren orman yangınlarıyla ilgili “Artık ormanla, suyla, havayla olan ilişkimizi yeniden düşünmek zorundayız” diyor.

“Doğanın mesajını aldık’’

Ceyda Ulukaya - Türkiye tarihinin en büyük yangınlarından birini yaşıyor. Başta Antalya ve Muğla olmak üzere, onlarca ilde birbiri ardına çıkan yüzlerce yangında tarifi zor insani ve ekolojik bir felaketle yüzleştik. Onlarca yıl içinde hayat bulan ekosistemler, dakikalar içinde yok oldu. Bu ağır tabloda iklim değişikliğinin payı olsa da Türkiye’de orman yangınlarının sebebinin yüzde 90 oranında insan kaynaklı olduğunu biliyoruz. Yani ormanları korumak aslında elimizde. Peki nasıl? Orman bilincimizi nasıl geliştirebilir, yanan alanları nasıl geri kazanabiliriz? Türkiye’de 30 yıldır bunun için çalışan TEMA Vakfı’nın Başkanı Deniz Ataç’la konuştuk. 

“Doğanın mesajını aldık’’

TEMA, 81 ilde 900 bini aşkın gönüllüsü ve 700’ü aşkın noktada temsilcisiyle tüm Türkiye’de ağaçlandırma, koruma ve farkındalık çalışmaları yürütüyor. Kurulduğu 1992’den bugüne kadar yaklaşık 22 bin futbol sahası büyüklüğü alanda 18.6 milyon fidan dikti. Bağışçılar sayesinde her ilde oluşturulan bir hatıra ormanı mevcut.

İklim değişikliğinin sonuçlarını artık somut ve ağır şekilde yaşıyoruz. Peki bu konuda bilinç düzeyimiz ne seviyede?

Aslına bakarsanız KONDA’nın bu konuda geçen yıl yaptığı bir araştırma var. Buna göre, toplumda iklim değişikliği farkındalığı gerçekten yüksek ve yaklaşık olarak her dört kişiden biri de endişeli olduğunu söylüyor. Evet farkındayız ama ne yapacağımızı biliyor muyuz? Hayatımızı nasıl etkileyecek? Ben ne yapabilirim ve bir de tabii çocuğumu ya da sonraki kuşakları nasıl hazırlayabilirim? Geleceğe dair hep robotları, yapay zekaları konuşuyoruz ama gezegen olarak aslında başka bir aşamaya geçtik.

Nasıl bir aşama?

Doğanın gerçeklerini ve kendi gerçeklerimizi bilip yaşantımızı ona göre düzenlememiz gereken bir aşama. Artık her şeyi farklı düşünmemiz gerekiyor. Bir kova su bile artık çok önemli. O yüzden ormanla, suyla, havayla olan ilişkimizi, yaşam alışkanlıklarımızı yeniden düşünmek zorundayız. Aynı şeyi devletlerin de yapması gerekiyor. Bu orman yangınları ne yazık ki şunu gösterdi: Ülke olarak iklim değişikliğinin getirdiği yeni gerçekleri dikkate almadan yaz sezonuna girmişiz. Halbuki, Orman Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine ve meteoroloji verilerine bakarak bir modelleme yapılabilir ve neye ihtiyacımız olduğu kolayca tespit edilebilirdi. Artık iklim değişikliğini kabul edip, evet bu bela başımızda, peki ne yapacağız diye düşünmemiz ve her senaryoya hazırlıklı olmamız gerekiyor. Yaşadığımız yangınların altında böyle büyük bir mesaj var.

“Topraktaki vazifemiz bitmedi”

TEMA önemli bir mirasın taşıyıcısı. Ama artık başrolde iklim değişikliği var. Bundan sonraki dönemde TEMA nasıl bir rol üstlenecek?

Topraktaki vazifemiz bitmedi. Bütün dünyada müthiş bir toprak tahribatı var çeşitli nedenlerle. Biz toprakları ne kadar sağlıklı tutarsak toprak o kadar karbon depolayabiliyor, ne kadar tahrip edersek karbon tutumu azalıyor, organik madde düşüyor, yani çölleşiyor. Çölleşme bildiğiniz çöl değil, toprağın üretim gücünü kaybetmesi demek. Dolayısıyla toprak hiçbir zaman odağımızdan kaymayacak. İklim değişikliği zaten 10 yıldır da çalışma konularımız arasında ama bundan sonra daha da ağırlık kazanacak.

“Fidan dikmek saksı çiçeği yetiştirmeye benzemiyor”  

Yanan alanların nasıl yeniden ormanlaştırılacağı çok tartışıldı. TEMA bu süreci nasıl yürütüyor?

Normal koşullarda yanan alanların kendi haline bırakıldığında güzel bir şekilde geri geldiğini biliyoruz. Fakat bu uzun yıllar alacağından ve Anayasamız da orman alanlarını kaybetmemeyi garantilediği için birleşik yöntem dediğimiz, kendi haline bırakma ve ağaçlandırmanın bir arada olduğu yöntemi izlemek gerektiğini düşünüyoruz. TEMA’nın bu konuda 30 yıllık tecrübesi var. Fidan işi de öyle saksı çiçeği yetiştirmeye benzemiyor. Düzgün toprağa doğru fidanı dikeceksiniz ve 3 yıl boyunca izleyeceksiniz.

Orman Genel Müdürlüğü’yle iş birliğiniz hangi aşamada başlıyor?

TEMA 30 yıl boyunca birçok yöntemi denemiş ve sonunda en sağlıklı ve garanti yolun Orman Bakanlığı’yla birlikte olduğuna karar vermiş. Bu 15 yıldır böyle. Bir kere orman alanlarının yüzde 99’u devletin. Sivil toplum kuruluşu da olsanız devletin arazisine dikim yapmanıza izin yok. İkincisi TEMA’nın fidanlıkları yok ki. Toprağı yok. Ayrıca neden olsun, çünkü Orman Bakanlığı zaten bunun için kurulmuş bir teşkilat.

“3 yıl sonra kendini kurtarıyor”

O zaman TEMA’nın rolü tam olarak ne oluyor?

Bize bağışçı şartlı bağış yapıyor. Diyor ki benim için 10 tane fidan dikin. Bizim amacımız bu 10 fidanı maksimum sayıda yaşatmak; çünkü yüzde 100 yaşaması çok zor. Biz yüzde 80’i hedefliyoruz. Ki bu da kendi koyduğumuz hedef. 60 da diyebilirdik; çünkü doğayla çalışmak gerçekten çok zor. Her zaman en ideal, en verimli toprakla çalışmıyorsunuz. Peki ne yapıyoruz? Önce Orman Bakanlığı’yla irtibata geçiyoruz, diyoruz ki 3 yıl içinde bağışçılarımıza aktarmak üzere 5 milyon fidana ihtiyacımız var. Bir protokol imzalıyoruz ve hangi koşullar altında çalışacağımızı belirliyoruz. Ondan sonra işlem başlıyor. İnsanlar şöyle zannetti sanırım: Buyurun alın parayı ve ne yapıyorsanız yapın. Öyle bir şey yok.

Protokolden sonra?

Önce o 5 milyon fidanın bir kısmını alıyoruz. Bize illeri söylüyorlar, o illere gidip toprak yapısı düzgün mü, o ağaçlar orada olur mu olmaz mı, gerekli çalışmayı yapıp sonra başlıyoruz. Dikim ilk ve sonbahar olmak üzere yılda iki kez yapılıyor. Dikim sonrası en az 6 ay sonra sahaya gidip kontrol ediyoruz. 1 yıl sonra da sayım yapıyoruz: 100 fidanın kaçı yaşıyor? Eğer 80 tanesi yaşıyorsa tamam. Ama 60 tanesi yaşıyorsa, Orman Bakanlığı’na bildiriyoruz ve aradaki 20 farkı tamamlamalarını istiyoruz. Bunu 3 yıl yapıyoruz ki, o süre sonunda mutlaka 80 hedefine ulaşalım. 3 yıl sonunda fidan kendini kurtarmış oluyor.

Bağışçı ağacın takibini yapabiliyor”

Bağış yapan kişi bağışladığı fidanın takibini de yapabiliyor mu?

Tabii ki, bağışçı 8 yıl sonra bize gelip sorabiliyor. Tek tek gösteremiyoruz ama şu koordinatlardaki ağaçların örneğin 3 tanesi sizin diyoruz.

Peki yanan alanlarda da süreç aynı şekilde mi işliyor?

Biz ilk kampanyamızı iki yıl önce İzmir Karabağlar yangını için başlattık. Daha sonra Hatay yangını ve son olarak da günlerdir devam eden yangınlar için yaptık. Bu durumlarda bağışlar, yangın neredeyse o bölge müdürlüğüne aktarılıyor. Fakat sonrasında biz  o sahaları izliyoruz. Örneğin İzmir’de bu bir buçuk yıldan fazla sürdü.

Devam eden yangınlardan ne ders çıkarmalıyız?

30 senedir söylüyoruz, dediklerimiz de oluyor. Ama hem bireyleri hem yönetimleri ikna etmek kolay olmuyor. Öncelikli olarak bizim ormanla ilişkimizi yeniden tanımlamamız lazım. Son yıllarda her türlü yeşil alan kamuya açıldı. Herkes her yerde piknik yapabiliyor. Ormanlar çok hassas ekosistemler. Büyük bir kısmına hiçbir şekilde girilmemesi gerekiyor. Nereye kim girecek, hangi koşullarda girecek çok sıkı denetlenmeli. Örneğin milli parklara istediği gibi girebiliyor herkes. Fazla insan yüklemesi hem ekosistemi bozuyor hem de yangın riskini artırıyor. Yangın konusunda toplum olarak çok ciddi bir eğitime ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. 

“Doğanın mesajını aldık’’

Prof. Dr. Doğanay Tolunay

“Bundan sonra diken üstünde olmalıyız”

Orman yangınlarına karşı almamız gereken önlemler neler?

Orman yangınlarının yüzde 90’ı insan kaynaklı. Bu yüzden orman içine insan girişini kısıtlamamız ve toplumu ciddi anlamda bilinçlendirmemiz şart. En ufak bir dikkatsizliğin orman yangınına neden olabileceği çok iyi bilinmeli.

Orman içinde çok fazla sayıda tesis var. Turistik tesisler, elektrik nakil hatları, baz istasyonları, trafo merkezleri… Bunlar hem yangına neden olabilir hem de yangından etkilenebilir. Yangın sezonu öncesi bunların kontrol edilmesi, tesisleri işletenlerin yangın konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Orman içinde belli bir mesafeye kadar yerleşime izin vermememiz, orman içi hareketliliği mümkün olduğunca azaltmamız gerekiyor. Binalarla orman arasına yangın sırasında alevlerin sıçramayacağı şekilde mesafe konulmalı. Hatta binaların yangına dayanıklı malzemeden yapılması zorunlu olmalı.

Son günlerde yaşadığımız, son 50 yılın en büyük yangını diyebiliriz. Sadece alan olarak değil, yangınların yerleşim alanlarını etkilemesi boyutuyla en önemli yangın. Bugüne dek yerleşim alanları orman yangınlarından bu kadar etkilenmemişti. Bu yüzden en önemli konulardan biri de insanların yangın sırasında nasıl davranacaklarını bilmesi. Ormana yakın alanlarda, köy ve ilçe bazında tahliye planlarının yapılması ve tatbikatlarla desteklenmesine ciddi şekilde ihtiyaç var.

Bizim bundan sonra her yıl mayıs-kasım arasında orman yangınları konusunda diken üstünde olmamız ve insanların yangın çıkarabilecek her faaliyetten vazgeçmesini sağlamamız gerekiyor. Özellikle yangın riskinin yüksek olduğu mayıs-kasım ayları arasında mutlaka kırmızı alarm verilmeli. Bölge halkına cep telefonlarından bilgilendirme ve uyarılar yapılmalı. Hatta bu kadar büyük olmasa da kış aylarında dahi özellikle Karadeniz bölgesinde yangınlarla karşılaşabiliriz. 

Çamları ne kadar tanıyorsunuz?

Kızılçam: Türkiye’deki 5 çam türünden en yaygın olanı. Yaklaşık 6 milyon hektarlık bir alanla, Akdeniz ve Ege’de boydan boya, Marmara çevresinde ve Karadenizde vadiler boyunca en geniş yerleşime sahip ağaç türü. Deniz seviyesinden başlayıp Akdeniz’de 1000-1200 metreye kadar görülüyor. Doğal ömürleri 300 yıla kadar varıyor ama Akdeniz çevresinde insan müdahalesine maruz kaldığı için çoğunlukla ortalama 50-100 yıl arasında. 25-30 yılda tohum verme yaşına erişiyor. Yunanistan, İtalya, Balkanlar, Suriye, Lübnan ve İsrail’de de doğal olarak yetişir. 

Karaçam: Sadece yüksek kesimlere uyum sağlamış, genellikle 800 metre üzerinde başlıyor. Orta Anadolu, Karadeniz, Ege ve Akdeniz’in üst kesimlerinde varlık gösteriyor. Çoğunlukla örtü yangını dediğimiz yangın türü görülüyor.

Sarıçam: Sadece Karadeniz boyunca bulunuyor; çünkü nem ve soğuk iklim istiyor. Yangın pek görülmüyor.

Fıstıkçamı: Çok lokal bölgelerde mevcut. İzmir Kozak Yaylası civarı, Aydın, Bartın ve Artvin’de görülür. Tohumları kızılçam gibi yangına dirençli değil ancak ağacın yeşil dokusunun yarısı yansa dahi yaşamını sürdürebiliyor.

Halep çamı: Dünyada asıl yayılışını Batı Akdeniz havzasında, yani İspanya Portekiz, İtalya, Fransa gibi ülkelerde yapıyor. Türkiye’de sadece Adana ve Aydın’da lokal bir yayılış alanı var. Kızılçam gibi yangına en fazla uyum sağlayan tür.

“Doğanın mesajını aldık’’

Prof. Dr. Ünal Akkemik

“Kızılçamlar insanlıktan önce de buradaydı”

Yanıcı tür olduğu için Kızılçam’dan vazgeçilmeli mi?

Kızılçam makiyle birlikte Akdeniz ekosisteminin ana unsuru ve yangına adaptasyonun en iyi örneklerinden biridir. Yangın sonrası kolay çimlenir ve doğal rejenerasyon sağlar. Fakat bir orman görünümü alması, yeniden yanmaz ya da imara açılmazsa, en az 20 yıl gerektiriyor.

Kızılçamın yerine badem, ceviz, incir ekelim demek doğru bir öneri değil. Çünkü o zaman ormancılık değil tarım yapmış oluyorsunuz ki o zaman da 3-5 yıl sonra burası bahçeye döner, orman dışına çıkaralım demek kolaylaşır. Bu şekilde çok orman kaybederiz. Örnekleri de var.

Kızılçam ormanlarında arada yangın emniyet şeritleri vardır ve çevrelerine yanma potansiyeli az olan Akdeniz servisi dediğimiz ağaçlar dikilir. Bunu Orman Genel Müdürlüğü zaten yapıyor.

Çam ağaçları Anadolu’nun 15-20 milyon sene öncesinden beri en fazla bulunan ağaçlarından biri. Bakın ilk insanın ortaya çıkışı en fazla 7 milyon yıl öncesine gidiyor. Bu çamlar 41 milyon yıl öncesinden bu yana bu coğrafyada var. Başka ülkelerde 60 milyon yıl öncesine gidenleri var.

Kısacası çam insanlıktan çok çok önce vardı. Şu an Bolu civarında fosil olarak taşlaşmış gövdelerini dahi görürsünüz. O yüzden sonradan getirildikleri iddiası akıl ve bilim dışı.

Yüzde 100’ün üzerinde artış

Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, geçen yıl çıkan 3399 yangında toplam 20 bin 971 hektar alan yandı. Bu, önceki dört yılın ortalamasına göre (9 bin 500 hektar) yüzde 100’ün üzerinde bir artış demek. Geçtiğimiz hafta boyunca devam eden yangınlar ise ölçümü henüz mümkün olmasa da geçen yılın kat be kat üzerinde ormanlık alanı kaybetmemize neden oldu. Uzmanlar, şimdiye dek yüz bini aşkın hektarlık alanın yandığını tahmin ediyor.

İzmarit, çöp, mangal

Geçen yıl çıkan 3399 orman yangınının yaklaşık yüzde 35’inin sebebi ihmal, dikkatsizlik veya kaza. İhmallerin başında, izmarit atma, çöp veya anız yakma, mangal yakma veya avcılık gibi faaliyetler geliyor. 2020’de ormanların yüzde 9’u doğal yollardan çıkan, yüzde 2’si ise kasıtlı olarak çıkarılan yangınlar nedeniyle kaybedildi, yarısından fazlasında ise sebep belirlenemedi.