Geri Dön
PazarVücudumuzdaki savaşın şifreleri

Vücudumuzdaki savaşın şifreleri

Biyokimya uzmanı Dr. Ayşegül Çoruhlu, “Biz immun sistemin üzerindeki gereksiz iş yükünü kaldırabilir miyiz? Bunun cevabı evet” diyor.

Vücudumuzdaki savaşın şifreleri

Ceyda Ulukaya - Kovid-19 pandemisinden aldığımız başlıca sağlık dersi kuşkusuz güçlü bir bağışıklık sisteminin ne denli hayati bir rol oynadığı oldu. Öyle ki, bağışıklık sisteminin iyiliği için önerilen türlü tuhaflıkları dahi yapmaya razı hale geldik. Ancak çoğumuz ezbere öneriler uygulamanın kurbanı da olduk. Biyokimya uzmanı Dr. Ayşegül Çoruhlu, tam da bu nedenle, beşinci kitabı “Her Yönüyle Bağışıklık”ta, bağışıklık sisteminin temel işleyiş ve mantığını anlatıyor. Virüslerden alerjiye, otoimmun hastalıklardan gıda intoleransına kadar hemen her gün içimizde dönen büyük bağışıklık savaşlarını soluk soluğa okuyacağımız bir macera romanına dönüştürüyor. Dr. Çoruhlu’yla “Sağlığını önemseyen herkesin bilmesi gereken ilk şey” dediği bağışıklık sistemini konuştuk.

“Yaşadığımız her gün vücudumuzda büyüklü küçüklü savaşlar yaşanır” diyorsunuz. Nasıl bir savaş bu?

Bağışıklık sistemi basitçe, zararlı ve zararsız  ayrımını doğru yapabilen sistemdir diyebiliriz. Bu ayrımı, hem vücuda dışardan gelen zararlı ve zararsızı ayırmada yapar; hem vücudun içinde zararlı ve zararsız ayrımı yapar. Peki bu savaş nasıl olur dersek; basitçe birkaç aşamalı savaştan bahsederiz. İlk aşamada zararlı olanın içeri girmeye çalıştığı sınır hattında bir savunmamız vardır. Bu sınırlar bizim derimiz ve iç derimiz diyebileceğimiz mukozalarımızdır. Bu bariyerleri aşabilen bir zararlı içerde savaşı başlatır.

Vücudumuzdaki savaşın şifreleri

Peki virüs sınırdan içeri girdikten sonra bağışıklık sistemimiz nasıl bir taktik uyguluyor?

İmmun sistemin savaşan iki kolu vardır. İlki ilkel diyebileceğimiz, çoğu canlıda olan bir savunma şeklidir. Biz ona doğal bağışıklık deriz. İmmun sistemin ikinci kolu ise daha sofistikedir. Doğal bağışıklık gibi her zaman savaş alanında hazırda beklemez, daha sonradan devreye girer. O yüzden edinilmiş veya sonradan kazanılmış bağışıklık sistemi deriz. Sonuçta, doğal ve edinsel bağışıklık kolları organize olarak çalışarak, içeri giren zararlıyı tespit eder, yok eder ve ona karşı immun hafıza oluşturur. Yani o zararlıya, bu virüs de bakteri de olabilir, bağışıklık geliştiririz.

Bu durumda savaşın ön cephesinde doğal bağışıklık hücrelerimiz yer alıyor diyebilir miyiz?

Evet, savaş önce doğal bağışıklık hücrelerince başlatılır. Örneğin akciğer hücresine girmiş bir virüs için doğal bağışıklık askerleri anında reaksiyon verirler. Mesela nötrofiller, makrofajlar veya adı üstünde olan doğal katil hücreleri isimli hücreler virüsle savaşa girer. Hem kendileri virüsü yok etmeye çalışırken hem de bağışıklık sisteminin ikinci kolu olan edinsel bağışıklığı yardıma çağırırlar. Olayın başlangıcı doğal bağışık askerleri savunması iken, ilerleyen günlerde edinsel bağışıklık askerleri devreye girer. Kimdir bunlar, T ve B lenfositleri. Önce T lenfositleri savaşır, ardından B lenfositleri gelip kalıcı bağışıklık için antikor oluşmasını sağlarlar. Böylece virüs tekrar gelirse edindiğimiz bağışıklıkla ona yenilmeyiz.

İyi çalışan bir immun sistemin, yaşlanmayı geciktiren etkisine de değiniyorsunuz. Bu nasıl mümkün oluyor?

Milyarlarca hücreden oluşan bir vücudumuz var. Ciltte de, beyinde de, gözde de tüm hücrelerimiz bizimle birlikte giderek yaşlanıyorlar. Ayrıca her gün hasta kanser hücreleri de oluşuyor. Tüm bu hücrelerin tespit edilmesi ve yok edilmesi gerek. İşte immun sistem bunlardan da sorumlu. Demek ki iyi bir immun sitemimi kanserden korumaya, eski hücre artıklarından kurtulmaya kadar varan işlerde bize lazım. Eski hücreler veya hasta kanserli hücreler devreden çıkarsa, zaten daha yavaş yaşlanan, daha uzun süre sağlıklı olan hücreler ile yolumuza devam ederiz. Buradaki en kritik soru şudur: Biz immun sistemin üzerindeki gereksiz iş yükünü kaldırabilir miyiz? İşte bunun cevabı evet. Yediklerimiz, yaşam şeklimiz, almamız gerekirken almadığımız takviyeler, stres durumumuz bağışıklık sistemi üzerine gereksiz yük bindirir.

“Pandemide bağışıklığın önemini kavradık”

Pandemi döneminde bağışıklık konusunda farkındalık arttı mı? Gelecekte bağışıklık odaklı sağlıklı yaşam tarzları yükselişe geçecek mi?

Elbette, bağışıklık konusunda farkındalık tüm dünyada arttı ve her bakımdan sağlıklı olmanın önemini anladık. Yaptığımız tüm doğrular bizi diğer hastalıklardan da koruyor. Mesela uykusuzluk, bağışıklığı da olumsuz etkiler, hafızayı da olumsuz etkiler. Kanser, Alzheimer da listeye katılabilir. Yani sağlıklı beslenme yaşam şartlarına önem vereceğimiz gelecek yıllarda, belki olabilecek diğer hastalıkların ihtimali azaltacağız.

“Sağlıklı besinler her hastalığa iyi gelir”

Vücudumuza dışarıdan giren düşmanlara karşı taktik bu. Bir de bağışıklık sisteminin zararsız hücrelere saldırmasıyla oluşan otoimmun hastalıklar var ve son 50 yılda bu hastalıkların çığ gibi arttığını söylüyorsunuz. Bu artış neden kaynaklanıyor?

İmmun sistemi nasıl tanımlamıştık: Zararlı ve zararsız ayrımını yapabilen sistem. İşte bu ayrım doğru yapamadığında, vücudumuzun zararsız bir yapısını zararlı olarak işaretleyip orayı yok etme savaşı, otoimmun hastalıkların tanımıdır ve evet otoimmun hastalıklar çok arttı. Ben kitabımda otoimmun hastalıkların da bir pandemi olduğunu yazdım. Bu hastalıkların artmasında, sözde modern yaşam şeklimiz, sanayi tipi ürünlerle beslenmemiz, kronik stresin artması vs çok etken var. Bunları doğru anlayıp davranışımızı değiştirerek otoimmun hastalığımızın şiddetini azaltabiliriz. Sadece uykumuza dikkat etmek bile önemli bir destektir.

Başka neler yapabiliriz?

Elbette tüm sağlıklı beslenme önerileri de bu konuda bize tam destek olacaktır. Ancak hangi besin sağlıklı hangisi sağlıksız artık bilmeyen yok sanırım. Zannediyorsanız ki otoimmun hastalık için iyi besinler, diyabet, Alzheimer, romatizma vs gibi hastalıklardan farklıdır, hayır. Hepsi için aynı doğrular geçerli. Ancak insanlar otoimmun hastalığa şu beslenme, diyabete bu, demansa şu beslenme dendiğinde daha çok kulak kesiliyor. Ben yüksek sesle söyleyeyim, sağlıklı besinler neyse her hastalık için bu besinler doğrudur. Bence asıl önemli mesele, neden sağlıksız denen besinler yendiğinde otoimmun hastalık riski artırıyor, onu öğrenmeliyiz; çünkü bir meselenin neden-sonuç ilişkisini kavramadan önerilen çözümleri uygulamaya yeterince heveslenemeyiz.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler