Bugün de böyle olsun, değişik bir şeyler yazalım istedik!
Evde kaldığımız bugünlerde okuyucularımız kafa dinlesin, eğlensin, hoşça vakit geçirmeleri için yaşanmış hikâyeler ile hoşunuza gideceğini tahmin ettiğimiz birkaç fıkrayı sizlerle paylaşalım istedik.
Güzel bir hafta sonu olsun dileklerimizle…
***
Hırsızlık…
( Yaşanmış bir hikâyedir)
Taksici arabasına bir müşteri alır.
Müşteri bir müddet sonra sorar:
“ Benim kim olduğumu biliyor musun?”
Taksici “ Kimsin?”
Müşteri “ Ben Azrail’im. Canını alacağım”
Taksici güler!
Araç yavaşladığında ‘pat’ diye başka bir müşteri biner.
Azrail olduğunu iddia eden müşteri:
“ Bak gördün mü, arabaya binen kişi beni görmedi, boş zannederek bindi” diyor.
Ve ekliyor:
“ Çünkü Azrail sadece canını alacağı kişiye görünür”
Taksici son binen müşteriye “ Arabada ikimizden başka kimse var mı?” diye sorar.
Son müşteri gülüyor “ Yok da niçin böyle saçma soru sorarsın anlamadım?” cevabını veriyor.
Taksici “ Eyvah gerçekten ilk müşteri Azrail’miş” diyerek iç geçirmeye başlar.
Bu defa “ Ben Azrail’im” diyen, taksiciye döner:
“ Çabuk aşağıya in ve iki rekât namaz kıl. Çünkü canını alma vakti geldi”
Taksici panikle kendini taksiden atar.
Azrail olduğunu söyleyen müşteri ile araca sonradan binen ikinci müşteri aslında arkadaşlar.
Sahte Azrail direksiyona geçer ve devam ederler.
(Bir araba hırsızlığı daha böylece gerçekleşmiş olur)

Kedi- fare
Bir gün fareler bir araya gelirler. Başlarına musallat olan bir kediden kurtulmanın planlarını yaparlar.
Pek çok fikir öne sürülür. En sonunda genç bir fare kedinin başına bir zil asmayı önerir. Böylece fare kendilerine yaklaşan kedinin farkına varacaklar ve ondan kaçabileceklerdir.
Bu öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır. Bu arada bir köşede onları sessizce dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa kalkar ve bu önerinin zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını belirtir. Fakat der, “ Kafamı bir soru kurcalıyor. Aramızdan kim kedinin boynuna bu zili takacak?”

Ders…
Çocuk her derste talim ettiği şarkıyı böğürür gibi söyledikten sonra hocasına:
- Annem bana her sabah çiğ yumurta içiriyor, ondan sesim güzel, diyor.
-İç iç çok iyi demekle yetinmiş hoca.
-İçtiğim çiğ yumurtalar sayesinde derslere de gerek kalmayacak galiba, sesim güzelleştikte güzelleşiyor diye; yine böğüre böğüre şarkı söylemeye kalkınca, hocasının tepesi atar:
-Oğlum, demiş; şayet çiğ yumurtada keramet olsaydı, tavukgötü de bülbül gibi ötmeye başlardı.

Hırsız-yenge ve polis
Anadolu'nun bir ilinde polis kayıtlarına geçmiş bir hikâyedir.
Hırsızın biri evin çatısına çıkıp anten kablosunu kesmiş.
Evin reisi tam TV’ye dalmışken, yayın kesilince televizyonunu biraz kurcalamış.
"Bozuldu herhalde" diyerek gidip yatmış.
Ertesi gün adam işe gittikten sonra hırsız da adamın evine gider. Kapıyı açan evin hanımına:
"Yenge, beni abi gönderdi. Televizyon bozukmuş, al da gel dedi" dedi.
Saf kadıncağız televizyonu hırsıza verir.
Adam akşam eve gelip televizyonu göremeyince deliye döner.
İki gün sonra karı koca balkonda muhabbet ederlerken, hırsız ıslık çala çala, apartmana bakarak oradan geçer.
Kadın hırsızı anında tanır, "Bak bey, televizyonu alan adam bu" der.
Adam bunu duyunca, pijamalarıyla hırsızın peşine düşer.
Beş dakika sonra hırsızın arkadaşı adamın evine gelir:
"Yenge ben polisim, abi hırsızı yakaladı, şimdi karakoldalar. Pantolonuyla, cüzdanını istiyor" der.
Saf kadıncağız cüzdanı hırsıza verir.
Adam hırsızı bir müddet kovaladıktan sonra kan ter içinde eve döner, kadınla hırsızın arkadaşının arasında geçenleri duyunca hepten çıldırır.

Top Patlamadı!
Tilki ormanda gezinirken ağaca asılı bir geyik budu görmüş. Büyük bir iştahla yanına yaklaşmış ama “ Bu bir tuzak olabilir” diyerek budun yakınında bir yere uzanıp beklemeye başlamış.
Biraz sonra kurt gözükmüş. Kurt bir tilkiye bir de buda bakıp “ Ne iş? Sen burada ve but da burada ama sen onu yemiyorsun?” diye sormuş.
Tilki “ Ben niyetliyim” demiş.
Kurt “ Haa, o zaman ben yiyeyim”
Tilki, “ buyur beyim, afiyet olsun”
Kurt buda pençesini atar atmaz müthiş bir patlama, kurt bir tarafa, but bir tarafa.
Yarı baygın yerde yatan kurt bir de bakmış ki tilki budu yiyor, “ hani sen oruçluydun?”demiş.
Tilki “ Yahu demin top patlamadı mı?” diye sormuş ve budu afiyetle yemeye devam etmiş…

Şımarık tavşan!
Aslan senelik izne çıkıyormuş. Oturup, bütün hayvanlara e- mail çekmiş. Birkaç hafta yokum, vekâletimi tavşana bırakıyorum demiş.
Daha sonra tavşanı çağırıp kararını açıklamış: Ben yokken, orman senden sorulur. Bir kelek olursa, döndüğümde icabına bakacağım.
Tavşan ertesi gün ormanda başlamış bütün hayvanlara bulaşmaya…
Bir kenarda leşine ziftlenen kurda bir muzurluk yapmış.
Kurt dönmüş bakmış ki, tavşan… Ah ulan! O aslan olmayacaktı ki ben sana soracaktım.
Tavşan aynı şeyi file yapmış. Fil den de tıs çıkmamış.
Bütün hayvanlara aynı pisliği yapan şımarık tavşan, en son koca ayıyı bir petek balı yerken bulmuş. Ona da bir şamar atar.
Ayı döndüğü gibi tavşanı kapmış, yer misin yemez misin, dayaktan hurda huşa dönen tavşan perişan bir vaziyette uzaklaşırken kendi kendine söylenmiş:
Ayı işte ne olacak, yine e- maillerine bakmamış!

Göl…
Temel gölün kenarında keyif yaparken, son model aracıyla yanına yaklaşan adam suyun derin olup olmadığını sorar…
“ Derin değildir, geçebilirsin” dedi Temel, kendini beğenmiş adama…
Şımarık adam Temel’in sözüne güvenip dalar suyun içine. Araç bir anda sulara gömülür. Canını zor kurtaran ukala adam Temel’in yanına koşar:
“ Hani derin değildi ulan ”
Temel istifini bozmaz:
“ Az evvel gölde iki tane ördek yüzmüştü, su bellerine kadar gelmişti hâlbuki ”

Köylü ile şehirli tavuk!
Köylü tavukla, şehirli tavuk caddede gezinirken, bir vitrinde iri ve beyaz yumurtalara gözleri takılır. Köylü tavuk, “ Görüyor musun bu beyaz yumurtaları ben yumurtladım, tanesi 20 kuruşa satılıyor.” Şehirli tavuk gururla “ Bak bu iri yumurtaları da ben yumurtladım, tanesi 30 kuruş” dedi. Köylü tavuk, “ Valla şekerim, istesem ben de yumurtlayabilirdim, ama bizim horoz, “ 10 kuruş için bir tarafını yırtmaya değmez” dedi.

Yengeç!
“ Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum?” diye sorar anne yengeç çocuğuna:
“ Düzgün yürüsene”
-Pekâlâ, anne, der çocuk.
- Sen önümden düzgün yürü ben seni takip ederim!

Merhum çok değişmiş!
Adam öleli yıllar olmuştu. Bir zaman sonra ailesi rahmetlinin bir tek resmi olmadığını fark ederek bir ressama gidip resmini yapmasını isterler.
Ressam, “ Olur, ama merhumu bana biraz tarif edin” dedi.
Hepsi elinden geldiğince tarif etti merhumu. Bir iki hafta sonra ısmarlanan resim geldi. Aile efradı resmi uzun uzun inceledi ve içlerinden biri hepsinin düşüncelerini açıkladı.
“ Tüh zavallı, ölümünden beri ne kadar değişmiş!” dedi.

Dost!
Bektaşi’ye sormuşlar:
- Kaç türlü dost vardır.
O da sıralamış:
-Dost vardır, ekmek gibidir, yemek gibidir, su gibidir, sen onu her gün ararsın! Dost vardır, ilaç gibidir, hastalanınca ararsın! Dost vardır, hastalık gibidir, o seni arar bulur!
***
Evde kalın…
Sağlıcakla kalın…