‘Kalbimizi Trabzon’da, Hamsiköy’de bıraktık!’

Katıldığımız TV ve Radyo programlarında anlatmışızdır, bir dostumuzun eşiyle seneler evvel Hamsiköy’de başından geçen ilginç hikâyeyi. Kaleme alıp köşemizde de yayımladık hatta…
Lige verilen arada dostlarımızın, okurlarımızın ricasını geri çevirmek olmazdı. Keyif alarak, gurur duyarak okuyacağınızı umuyoruz.
Anadolu’ya gidin, yaylalara çıkın…
Yıllarca yurt dışında ikamet etmiş aile ile (arkadaşımız Türk, eşi Amerika’da doğma-büyüme) dostluğumuz, işleri gereği İstanbul’a yerleştikten sonra başlamıştır.
Meslekleri gereği bayağı yer gezmiş ve görmüşler.
Arada bir buluştuğumuzda mevzu anılar ile açılır, taraftarı olduğumuz takımlar ile son bulurdu…
E bizi de yakinen tanıyanlar ne denli memleket ve Trabzonspor sevdalısı olduğumuzu bilir hani!
Anlatılan anılar esnasında “Anadolu’ya gidin… Yaylalara çıkın… Karadeniz’i, Trabzon’u gördünüz mü?” demişliğimiz, bölge insanının misafirperverliğini anlatmışlığımız olmuştur gayri.
Önce Trabzon, sonra Hamsiköy…
O kadar ısrara kim direnebilir!
Nihayet ağustos ayında birkaç gün tatil yapmaya, Karadeniz’e gitmeye karar verilir!
Seyahat başlamıştır artık, ver elini Trabzon…
Trabzon’a gidilir, bazı yerler gezilir sıra Zigana’ya ve Hamsiköy’e gelmiştir…
Başı dumanlı dağlar…
Sıcak her yerde hükümdar, asfalta adeta yumurta pişirtiyor!
Zigana her zamanki gibi serindir ama… Çiçekler en güzel kokularını sunuyor hafif esen rüzgâra… Kuşlar sabah konserlerini veriyor, sevgi mesajlarını kanatlarıyla taşımaya devam ediyorlar...
Aşılması zor dağlar, parçalanması mümkün olmayan sert kayalar!
Çam ve kızılağaçlar… Duman içinde yeşile bürünmüş dağların dorukları…
Dostlarım, tüm bunları bir kuyumcunun dikkatiyle zihninde inceliyor, beyninin bir köşesinde şöminede pişen kuzu gibi çeviriyorlardı!
Araçları arıza yapar…
Öğlen yemeği Zigana’da, sobası tüten bir mekânda yenir.
Ve….
Gidilmesi, görülmesi gereken yer Hamsiköy, tadına bakılması gereken yiyecek de sütlaçtır artık.
Dağlar, yaylalar gezildikten sonra istikamet Hamsiköy’dür…
Aksilik bu ya! Sütlacın anavatanı Hamsiköy’e birkaç kilometre kala kiraladıkları araçları arıza yapar.
Tam da ormanın ortasında, daracık ve üstü dallarla örtülü bir yolda. O saatler bölgede, sis oklavanın altındaki hamur gibi genişlemeye-yayılmaya başlar…
Ne gelen vardır ne de giden…
Havanın kararmasıyla hanımefendi panik yapmaya başlar…
Arkadaşımız, “Burası Trabzon, endişe etmene, korkmana gerek yok… Arabayı bırakır, hangi eve gidersek Tanrı misafiriyiz dememiz yeterlidir” diyerek, rahatlatmaya çalışır. Biz onlara Trabzon’da her eve gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz, kendi evinizdeymiş gibi rahat edersiniz dedik ya daha önce…
(Cep telefonları hayatımıza girmediği yıllardı)
Köylüler eve davet eder…
Kuluçkaya yatmış bir tavuk gibi takdir edilecek sabırla bekleyen bizimkilerin imdadına iki köylü yetişir.
Araç orada bırakılarak köye davet edilirler…
Bizimki eşinin kulağına fısıldar:
“Hanım, burada yaşayan insanlar, misafir için yapamayacağı şey yokmuş…”
Köylülerden biri onları o gece misafir edebileceğini söyler. Doğal olarak, başka da bir seçenek olmadığından davet kabul edilir…
Evdekilerin sevinci, yıllardır çok uzaklarda yaşamış, uzun zamandır görmedikleri yakınları ile karşılaşmış kadar mutlu olurlar…

Burası Anadolu, burası Trabzon…
Geç saatlere kadar sohbet edilir, ev ahalisi ev sahipliği yapmaktan son derece keyiflidir.
Yemek, içecek ikramından sonra yatma vakti gelmiştir…
Misafirler için naftalin kokan pijamalar elbise dolabından çıkartılır…
Dostlarımızın elbisesinde kuruyup bloklar halinde dökülmeye başlayan çamur, elbiselerin cüzamlı olduğu görüntüsünü pijamalar giyilmeye başladığında görülür!
Anadolu’nun birçok evinde misafirler için özel hazırlanmış odalar vardır, o evde olduğu gibi…
Bizimkilerin konaklayacağı ev de o odalardan biri gibi…
Odanın içi huzur vericiydi.
Arkadaşım, eşinin ellerini nazikçe tutarak, gözlerinin içine bakarak:
Burası Anadolu, burası Trabzon… Kendi evindeymiş gibi rahat uyuyabilirsin, hayatım.
Duvarda halı, Kur’an-i Kerim, Trabzonspor ve Türkiye bayrağı…
Odanın bir duvarında koca bir halı alageyik resimli, halının bir metre üstünde Kur’an-i Kerim, bir yanında Türk bayrağı, diğer yanında Trabzonspor bayrağı…
Gecenin zifir karanlığında karşı ormanlarda koro halinde yana yakıla uluyan çakalların sesine alışık değildir bizimkiler! Bu şartlar altında ne mümkün uyumak!
İnsanın içini ağlamaklı yapan sabah ezanı yankılandı Hamsiköy’ün eteklerinde.
Sabah olmuş, güneş yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı…
Harika bir yer…
Hanımefendi, gece boyu yengeç kıskaçları gibi sıkıca kavradığı yorganını nihayet bırakıp, pencereyi açtı. Güzelce kırpılmış çimenlikler, kenarında kılıç gibi dikilmiş çalılar…
Önüne düşen perdeyi ve yüzünü kapatan iki tutam saçını kenara çekip, dağlara baktı…
Burnundan aldığı nefesi içine çekti:
“ Burası adeta İsviçre… Harika bir yer. İnsanı gibi saf ve de çok temiz.
Arkadaşım, kuş avlayan kedi gibi bir müddet sesini çıkarmadı, sadece eşinin hareketlerini izledi…
Veda vakti…
Gece uluyan çakallardan nöbeti alan devralan horozların sesi çıkıyordu artık.
Kapıya yakın bir yerden çocuk sesi duyulur, horoz sesiyle karışık:
“Kahvaltı hazırrr…”
Minderler, kilimler serilmiştir, üstünde İskemleler… Çeşit çeşit yöresel yiyecekler…
Araç hazırdır, arızası gece giderilmiş.
Kahvaltı da sona ermiş, vedalaşma vakti gelmiştir…
Bizimkiler araca biner.
Araç hareket etmeye başladığında yaşlı bir teyze meşrebe ile su dökme görevini büyük bir gururla yerine getirir.
Bir daha ne zaman geleceğiz?
Kornalar eşliğinde, arkadaşın hanımı kafasını camdan sarkıtarak, uğurlayanlara karşılık verdi bir elini camın dışından sallayarak…
İlk defa böyle bir uğurlamaya şahit olan hanımefendi eşine döner:
“ Bir daha Trabzon’a, buralara, bu insanları ne zaman görmeye geleceğiz? “ diye sorar.
Arkadaşım:
“ Hakikaten dostlarımızın anlattığı gibiymiş buralar. Geldik, gördük, tanıklık ettik. Şimdi başkalarına anlatma sırası bizde, önce çocuklarımızdan başlayacağız elbet. En kısa zamanda tekrar gelip, başka yerleri de gezmemiz gerekir. Buraları daha evvel görmek, burada yaşayan insanlar tanımamız gerekiyormuş. Demek ki Anadolu böyle bir yermiş!” diye cevap verir…
Trabzonspor olmasaydı!
Hikâyeyi bizimle paylaşan aileden payımıza düşen teşekkürün tanımını yapmak hakikaten çok güç! Gelenek ve göreneklerimizi yaşatanların bize verdiği gurur ve onuru, Trabzonlu ve Trabzonsporlu biri olarak yıllardır yaşıyor ve de anlatıyorum…
Konuyu niye Trabzonspor’a bağladığımıza gelince; Trabzonspor olmasaydı, ne o dostumuzla tanışma fırsatımız olacaktı ne de böyle bir hikâye yaşanmış olacaktı…

Dip not:
Birkaç gün evvel telefonda konuştuğumuz arkadaşımız, şampiyonluğa giden Trabzonspor’un maçlarını takip ettiklerini, tanıdığı tüm Trabzonsporlular adına çok mutlu olduklarını, Trabzon’u, Hamsiköy’ü, onları misafir eden aileyi ve de Hamsiköylüleri hiçbir zaman unutmadıklarını, gittikleri her yerde anlattıklarını bizimle bir kez daha paylaştı… Hatta kalplerini Trabzon’da ve Hamsiköy’e bıraktıklarını da!...