Yazara en güzel ödül; okuyucudan aldığı dönüştür, teşekkürdür!
Evde kaldığımız şu günlerde, okurlarımızı mutlu edebiliyorsak, hoşça vakit geçirmelerinde katkımız oluyorsa ne mutlu bize…
Okurun ricasını da emir kabul ederiz!
Bugün de daha önce köşemizde yayımlanan yazılarımızdan harmanlama yaparak, Trabzonspor’un, Trabzonsporlular için ne anlam ifade ettiğini anlatmak istedik…
Hoşça vakit, güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğimizle…
Trabzonspor, çocuklara bırakılacak en güzel emanet..!
Dünyada milyonlarca insan, görmeden-gitmeden bir şehre âşık olmuşsa; o’nun sayesindedir.
Uzun yıllar şampiyon olamamasına rağmen taraftar sayısı azalmayan, aksine bir o kadar artan ‘ kökleri Trabzon’da, dalları dünyayı sarıp sarmalayan koca çınardan, Trabzonspor’dan söz ediyoruz…
Trabzonsporlular, Trabzonspor’u şampiyon olsun diye sevmediler; anadan-babadan-yardan-yavukludan, kısacası aileden, dededen, babadan kalan miras değil, çocuklarına bırakacakları en değerli emanetlerden biri olarak kabul ederler…
Trabzonsporlulara “ neden Trabzonspor?” diye sorsanız, “karakterimi temsil ediyor” cevabını alırsınız…
İki sevgili arasında test sorusudur aynı zamanda; “ Ben mi Trabzonspor mu?”
” İlk şık hep Trabzonspor” olmuştur, zaten sınav da o cevapla geçilir.
İşyerlerinin “ Besmele” ile açıldığı, Trabzonspor’la kapandığı şehirde gazetelerin son sayfadan okunmaya başlandığını duymayan/bilmeyen yoktur…
Yeni doğan çocukların kulağına okunan ezanla başlayan hayat Trabzonspor şarkılarıyla, marşlarıyla, efsanelerin hikâyeleriyle sürer gider; o yüzdendir büyük bir aile olmaları…
Ölüm döşeğinde yatan, ameliyat masasından kalkan bir Trabzonsporlu, Trabzonspor’un maçını soruyorsa; sözün bittiği, boğazların düğümlendiği yerdesiniz demektir!

Mekân, zaman, makam!
Trabzonsporluların İstanbul’da büyük bir etkinliği vardır. İğne atılsa yere düşmez!
Asayişten sorumlu komiser yardımcısı Trabzonludur, soyadı da Trabzon…
Akçaabatlı amire Trabzonsporlu dostlar şakayla karışık sorar:
-“ Komiserim babanız genç mi, hayatta mı?”
“ Evet” dedikten sonra “niye sorulduğunu?” merak eden genç komiser, “Babanız bir çocuk daha yapsa da adını ‘bize her yer’ koysa ne güzel olur!” cevabını alır!
**
Gümüşhane’de Trabzonsporlu çoktur.
Olay bir kahvehanede yaşanır. Günlerden Salı… Dışarısı buz gibi, kar da yeni başlamış.
İçeri girenlerin ilk adresi; nar gibi kızaran sobanın başı…
Herkes pür dikkat Trabzonspor’un maçını izlemekte…
Heyecan dorukta…
Başta maçı yöneten hakemler olmak üzere formda olmayan futbolculara eleştiri yağmuru hız kesmeden devam ediyor!
Böyle bir ortamda sobanın başında gereğinden fazla kalan, bir başka ifadeyle önünü ve arkasını gereğinden fazla döne döne ısıtan dostumuz, karşılaşmayı gözlerini kırpmadan izleyenlerden azarı işitiyor.
Fırçayı yiyen, süt dökmüş kediye dönmüşçesine bir sandalye kapıp arka taraflara bir yerlere geçer…
Hikâyeyi bizimle paylaşan arkadaşımız, ısınmak için sobanın başına geçenlerden “ Kesme önümüzü... Geç bi yere otur” komutunu işitenlerden…
Gezmek, hasret gidermek için İstanbul’dan Gümüşhane’ye giden Trabzonsporlu, yaşlı bir attan okkalı çifte yiyen nalbant gibi şaşkına döner, vaziyeti anlamaya çalışır!
Bir müddet sonra “ bugün maç yok ki arkadaşlar… Oynanmış maçın tekrarını izliyorsunuz” dese de, payına düşeni fazlasıyla alır:
-Maçın oynandığı an ne sıkıntı ne stres çektiğimizi, hop oturup hop kalktığımızı, heyecandan tırnaklarımızı yediğimizi nereden bileceksin? Bırak da sonucunu bildiğimiz maçı keyifle izleyelim.
İstanbul’dan geldin, eski köye yeni adet getireceksin! Hemşerim buraya gelen kurallarımıza uyacak. İşine gelirse, burası böyle, burası Gümüşhane…
Sonrası malum, bizimki bir sandalye alır izleyenler kervanına katılır… Üstelik “ ayağın alışsın… Buraya da alış…” denerek, ön tarafa hem de sobaya yakın bir yere oturtturulmuş...
Anlayacağınız; misafir olduğu için de torpil geçilmiş!
**
Trabzon’un bir köyünde ( Bordo-mavili takımda işlerin kötü gittiği sezon.. Trabzonspor o gün de mağluptur ) maç oynanırken elektrikler kesilir. Maçı izleyenler deyim yerindeyse zıvanadan çıkar… Sinirler kemençe yayı gibi gerilir… Onca insan o sinirle kendine kahvehaneden dışarı atar. Ellerde telefonlar, ilgili yerlerle konuşulmaya başlanır:
-Niye kestiniz habu elektrikleri? Ne zaman gelecek?
-Trabzonspor’un yenilmesine bizim de gönlümüz razı gelmedi! İzleyip moralinizin daha fazla bozulmasını istemediğimiz için kestik! Maç sona erince gelecek!

Önce O, sonra “ Ben Trabzonspor’um..!”
Mutfakta bulaşık yıkayan anne, salonda gazete okuyan evin reisi babaya seslendi:
- Çocukların giymeye bir şeyleri kalmadı, hiç değilse ayakkabı alalım efendi.
-İdare etsinler, yaz geldi.
-Ama baba!
-Para yok oğlum. Bak havalar ısınmaya başladı. Biraz daha zaman geçsin ona göre alırız.
Bulunduğu yerden ok gibi fırlayan küçük Trabzonsporlu, babasının yanağına iki yandan öpücükler kondurur:
-Canın sağ olsun babacığım...
**
Aradan bir ay geçer…
-Hatun..!
-Efendim bey...
-Yarın arkadaşlarla Ankara’ya, Trabzonspor maçına gitmeyi düşünüyoruz.
-Nee? Delirme! Çocuklara bir şey almaya sıra gelince “paramız yok” dersin. İstanbul’dan kalkıp, ta Ankaralara maça mı gideceksin?
-He ya..! Trabzonspor haftalardır kazanamıyor. Belki ayağım uğurlu gelir. Böyle günlerde yanında olmak lazım takımımın…
-Delilik seninki. Paran yok yemeye, bilmem neyle gidersin..!.
**
Okşanmak isteyen kedi sessizliğinde babasının yanına yaklaşan çocuk:
-Nereye baba?
-Ankara’ya maça gitmek istiyorum ama... Sizin ayakkabı paranız yola gidecek.
Çocuk ellerini babasının boynuna dolar:
-Helal be baba! Git, Git... Trabzonspor’a uğurlu gelirsin belki. Ben yalınayak gezmeye de razıyım.
Yeter ki Trabzonspor’umuz kazansın...
( Aile içerisinde yaşananları telefonda bana anlatan bir tanıdığım, olayı bu şekil özetledi. Ben de sizlerle paylaşmak istedim)
Haftalardır zor günler geçiren Trabzonspor, Ankara’dan aldığı üç puanla kendine geldi. Çocuklarına ayakkabı almaya parası olmayan, bu olumsuzluğa rağmen Trabzonspor’u Ankara’da yalnız bırakmayan baba, arkadaşlarıyla güle oynaya döndüler İstanbul’a...
**
Ve…
Kim olduğunu öğrenemediğimiz bir Trabzonsporlu, ailenin evine maçtan birkaç gün sonra büyük bir koli gönderir. Kolide iki çift ayakkabı ve iki adet Trabzonspor forması vardı. Koliyi büyük bir heyecanla açan Trabzonsporlu aile, formaların birine iliştirilen kâğıdı okuduklarında çok şaşırırlar:
-Merhaba küçük Trabzonsporlu! Kardeşin ile sana gönderdiğimiz hediyeyi lütfen kabul et. Koca bir yazı çorapla geçirmene gönlümüz razı gelmedi. Beni merak ettiğini biliyorum; Ben Trabzonspor’um çocuk! Yeniden görüşmek üzere…