"Trabzonspor’un şampiyonluğunu görmeden ölürsem!”

(Okuyucu velinimettir. Varsalar; varız!
Tepkileri; gıdamızdır, aldığımız havadır!
Sağolsunlar, varolsunlar…
Yazılarımızı sürekli takip edenlerin ricası oldu bizden; yıllar evvel (2. 9. 2008) kaleme aldığımız, Trabzonsporlu bir gencin ve de Trabzonsporlular için Trabzonspor’un şampiyonluğunun ne anlam ifade ettiğini anlatan yazımızı bir kez daha yayımlamamızı istediler…
Okuyucularımızın ricasını emir kabul ederiz! Buyurunuz efendim)
***
Haziran ayında İstanbul’da yaşayanların yüzüne çarpan sıcak hava kimsenin hoşuna gitmiyordu ama Trabzonspor’daki gelişmeleri ziyaretine gelenlerden öğrenen 14 yaşındaki Gökhan Uzun’un aldığı duyumlar hoşuna gidiyor, içini tatlı bir hava sarıyordu.
***
Trabzonlu-Trabzonsporlu Gökhan, yakalandığı amansız hastalığın pençesinden kurtuluşun kolay olmayacağını, Allah’tan umut kesilmeyeceğini bildiğinden şansını sonuna kadar denemek için Cerrahpaşa’da tedavi görüyordu.
Hastalığı herkesi kahretmişti, ancak Gökhan’ı hastalığından çok, canından çok sevdiği Trabzonspor’un şampiyonluğunu görememesi üzüyordu.
***
Yastığa gömülü başıyla babasına işaret etti.
Bir şirkette işçi olarak çalışan baba, kan kanseri oğlunun yanına usulca yaklaştı.
Yanına çömelip: "Buyur Gökhan’ım, oğlum!" dedi yavrusuna.
Bıyıkları yeni terlemeye başlayan Gökhan, boğazını temizledi, derin bir nefes aldı. Hafifçe gülümsedi yanındakilere.
***
Babasına “Sadri Şener Başkanımız çok futbolcu alıyormuş, arkadaşlarım öyle söyledi. Heyecanlanmaya başladım. Rica etsem, bilgisayarımı ve telefonumu evden getirir misin?"
Trabzonsporlu baba, İstanbul’da doğan, sınıfında tek Trabzonsporlu olan oğlunun isteğini yerine getirmek için kafasını "evet" anlamında salladı.
***
Evden dizüstü bilgisayarını ve Gökhan’a ait cep telefonunu alarak ertesi gün hastaneye gelen baba, parmaklarının ucuna basarak yavaşça odaya girdi.
Gözleri yarıya kadar açık olan oğlunun yanı başına oturdu.
Babasının geldiğini hisseden Gökhan, gözleriyle onu dünyaya getiren adama baktı, ellerini, babasının ellerinin üstüne koyduktan sonra odada bulunanları baştan aşağıya süzdü.
***
Alnını elinin içiyle sıvazlayan genç adam, titrek bir sesle, "Trabzonspor’u yattığın yerde takip edebilirsin artık" dedi oğluna.
Gökhan çok mutluydu. Öyle ki, trampet gibi gümleyen kalbinin sesi hastane koridorlarında yankılanır gibiydi! Çünkü Trabzonspor’u daha iyi takip edecek, gelecek yıllar için güzel hayaller kuracaktı.
***
Trabzonspor’un transfer haberlerini takip etmeye başlayan küçük Trabzonsporlu, Trabzonspor’un aldığı her futbolcudan sonra adeta kendine geliyor, morali düzeliyordu.
Yurt dışına geçici göreve giden beden eğitim öğretmeni düştü aklına, e-mail atarak, yaşananları onunla paylaştı:
"Canım öğretmenim, Trabzonspor ne futbolcular alıyor görüyorsun değil mi? Bunlar şampiyonluğun habercisi değil midir? Öyle mutluyum ki anlatamam. İyileşmeyeceğimi biliyorum. Öğretmenim, hiçbir şey zoruma gitmez, Trabzonspor’un şampiyonluğunu göremeden ölürsem, işte o çok zoruma gider" cümlelerini gönderdi ailesinden sonra çok sevdiği öğretmenine.
***
Aradan birkaç gün geçti. Macaristan’dan dönen Cem öğretmen Görele Lisesine atanmıştı. Eşyalarını toplayıp baba ocağına gelen Trabzonsporlu öğretmen bilgisayarını birkaç gün rötarlı açtı. Gökhan’dan gelen e-maili okuyunca gözleri doldu. Gökhan’a ulaşmak için telefonuna sarıldı, telefonda konuştuğu kişi “ Gökhan sizlere ömür hocam… ” dediğinde, yerle bir oldu Şalpazarılı öğretmen…
***
Hafta sonu ziyaretime gelen Cem öğretmen, Gökhan’ın hikâyesini benimle paylaştığında, Giresun semalarından yükselen siyah bulutlar Beşikdüzü, Vakfıkebir, Çarşıbaşı ve Trabzon’a yağmurunu çoktan dökmeye başlamıştı!