Hollanda Türkiye maçı ve Milli Takıma ilişkin bir değerlendirme

Dünya üzerinde milli takımların başarılı olmasının iki sebebi olduğu biliniyor. İlk sebep, bir "altın jenerasyon" ' a sahip olmak. İkincisi ise bu jenerasyona doğru bir coaching ile sahip çıkmak. Türkiye bu tür bir jenerasyonu tarihinde bir kez yakaladı. Yine tarihinde bir defa doğru coaching tercihleri ile bu jenerasyonu korumayı başardı.

Sepp Piontek ile başlayan futbol devrimi, yardımcıları Fatih Terim ve Rasim Kara' nın tüm Türkiye' yi tarayarak 315 genç yeteneği tespit etmesi ile devam etmiş, bu 315 genç yetenek elenerek çekirdek bir kadro elde edilmişti. Bu çekirdek kadro içinde Bülent Korkmaz, Alpay Özalan, Sergen Yalçın, Abdullah Ercan, Ogün Temizkanoğlu, Rüştü Reçber, Hakan Şükür, Arif Erdem, Tugay Kerimoğlu gibi isimler vardı.

Bu isimlerden oluşan ve Fatih Terim- Rasim Kara ikilisinin çalıştırdığı Olimpik (Ümit) Milli Takım, 1991 senesinde Yunanistan' da düzenlenen Akdeniz oyunlarında final oynarken, 1993 senesinde Fransa' da düzenlenen Akdeniz Oyunlarında ise kupanın sahibi olmuştu. Bu çekirdek kadro, 1992 senesinde Avrupa Şampiyonu olan ve aralarında Emre Aşık, Oktay Derelioğlu ve Okan Buruk gibi isimlerin olduğu A Genç Milli Takım oyuncuları ile birleşerek, 10 sene içerisinde futbol tarihimizin en büyük başarılarına imza attı. 2000 Avrupa Şampiyonasında çeyrek final, 2002 Dünya Kupasındaki üçüncülük, Galatasaray' ın UEFA kupası ve Süper Kupa şampiyonlukları hep bu jenerasyon sayesinde gerçekleşti. İşin ilginç yanı, 1993 Akdeniz oyunlarında yarı finalde elediğimiz Fransa' nın ilk 11' i onların altın jenerasyonundan oluşuyordu. 1998 Dünya Kupası ile 2000 Avrupa Şampiyonasını kazanan Fransa' nın o kadrosundaki Zidane, Dugarry, Blanc, Thuram gibi isimler, 1993' te bize karşı kaybetmişlerdi.

Bunları neden yazdım?

Milli takımların başarı kriterleri kulüp takımlarından farklıdır. Kulüp takımlarında, kötü giden bir sezonun ardından, yerli veya yabancı kaliteli transferler yapıp, kadronuzu da iyi bir teknik adama emanet ederek, o sezon başarılı olabiliyorsunuz. Ancak aynı durum milli takımlar düzeyinde geçerli olmuyor. Çünkü milli takımlar genellikle bir ülkenin ve o ülkenin futbol anlayışının süzgeçten geçmiş hali gibidir. Bir ülkenin kültürünün olumlu ve olumsuz tüm yansımalarını milli takımında görebilirsiniz. Oyuncularının çoğu dışarıda oynasa, dış ülkelerde yetişse bile, o kültür mutlaka yansımasını bulur. İşte bu sebeple milli takım düzeyinde başarı uzun vadeli bir iştir. Sistem gerektirir. Ekol gerektirir. Sabır gerektirir. Politik, toplumsal ve ekonomik destek gerektirir. Bilinç gerektirir. Kulüp takımları düzeyinde Aykut Kocaman' a gösterilmeyecek olan sabrın, Milli Takım düzeyinde Abdullah Avcı' ya gösterilmesini gerektirir.

Milli takımlar düzeyinde başarılı olacaksanız bunun 4 koşulu var.

1. Ümit ve Genç Milli takımlar düzeyinde bir jenerasyon yakala.

2. Bu jenerasyonu hocalar değişse bile muhafaza et.

3. Hoca seçimlerini dikkatli yap. Mümkünse, tercih edilecek hocalar bu jenerasyon ile Ümit ve Genç Milli Takım düzeylerinden itibaren çalışmış olsunlar.

4. Altın jenerasyonun çekirdek ekibini kulüp takımlarından birisinde topla ve birlikte oynamalarını sağla.

Örnek derseniz size 1988 Avrupa Şampiyonu Hollanda' yı, 1992 Avrupa Şampiyonu Danimarka' yı, 1998 Dünya Kupası ve 2000 Avrupa Şampiyonu Fransa' yı, 2010 Dünya Kupası ve 2012 Avrupa Şampiyonu İspanya' yı verebilirim. Bu takımların en önemli ortak özelliği birer "altın jenerasyon" yakalamış olmalarıdır. 1970 ve 1980' lerin Almanya takımları da buna iyi bir örnektir. Tüm bu örnekler incelendiğinde, yukarıdaki 4 koşulun %80 oranında sağlandığı görülecektir.

Bunları gerçekleştirmeden, sürekli hoca değiştirip, toplama takımlar ile hocalardan mucizeler beklemek boş bir beklenti oluyor.

Milli takımlarda başarı işi ciddi bir planlama gerektirir. Bu planlamanın Abdullah Avcı ile başlatıldığı yönünde kanaate sahibim. Bununla birlikte dün gece sahada yer alan Milli Takım' ın "altın jenerasyon" olarak tabir edemesek de yine de kalbur üstü bir jenerasyon olduğunu görebiliyoruz.

Grubumuzdaki ilk maçımızı, grup birinciliği için çekiştiğimiz Hollanda' ya karşı 2-0 kaybettik. Skordan ziyade dikkatimi çeken ve memnuniyet veren bazı hususlar oldu.

Maç öncesi Abdullah Avcı' nın iddialı açıklamalar yapması önemliydi. Hedefini grup birinciliği olarak belirlemiş olan Avcı ve ekibinin bu güveni, sahadaki futbolculara da yansımıştı. Yaş ortalaması 25-26 düzeyinde olan Milli Takım' da sahadaki tüm futbolcular maçın deplasmanda oynanmasına aldırmadan, özgüvenle oyandılar. Maçta biraz daha dikkatli olabilsek, buradan 3 puan almak içten bile değildi. Bu ekip birlikte birkaç maç daha oynasa, birbirlerine alışsa daha farklı bir Milli Takım izleriz.

Maçın analizine geçince Hollanda- Türkiye karşılaşmasını tarafsız gözle izleyen herkes, her iki Milli Takımın da balans tutmaya çalıştığını görür. İki yeni hoca ve iki yeni takımın birden üst düzey bir futbol sergilemesi zaten mümkün değildi. Bir iki mevkide bizden daha iyi silahlara sahip olan ve fırsatları kaçırmayan Hollanda kazandı. Biz de kazanabilirdik. Bu maçı ölçü olarak almak her iki takım açısından da hata olacaktır. Selçuk İnan' ın forma giymemesi ise, benim de katıldığım bir futbol hatasıdır.

Önümüzdeki maçlara bakacağız. Ancak Abdullah Hoca ve yardımcılarının "altın jenerasyonu" bulması benim için sahadaki sonuçlardan daha fazla önem taşıyor. Çünkü ben 2014 Dünya Kupasına gitmekten ziyade, 2018 Dünya Kupası' nı kazanmayı hayal ediyorum.