Mecburiyetler

12 Ocak 2021

Erzurum'da Fenerbahçe ilk yarı ceza sahasına top taşımakta zorlandı. Bireysel beceri ile gelen gol sonrası, Erzurum ikinci yarıda mecburen açılınca, Fenerbahçe geçen haftaki geride alan daraltma, baskı ile top kazanma ve hızlı hücuma çıkma oyununa geri döndü ve iki gol daha buldu.

Erol hocanın Fenerbahçe'sinin tek amacı var, ne olursa olsun kazanmak. Mücadele ediyorlar, koşuyorlar, yeri geliyor topun üstüne atlıyorlar. Bu güzel. Ama takım olarak bir oyun felsefesi hala yok. Sanıyorum Erol Hoca bir felsefe oturtmayı bu dönemeçte riskli buluyor. Öyle ya felsefeyi, sistemi oturtayım derken lig bitebilir.

İyi savunma yap, alan daralt, pres yap, topu kazan, sonrasına bireysel becerileriniz ile bakın... Tüm oyun anlayışı buna dayanıyor. İşin ilginç tarafı bu model kazanıyor.

Fenerbahçe ilk golü bulduğu her maçı bu şekilde oynayarak kazanabilir. Mesele berabere giden veya ilk golü yediği maçlar. Bu maçlarda ne olacak? Bu oyun ile bu tür maçlarda kazanma şansın olamaz.

Yıllardır önce yeme, sonra atarsın felsefesinde hocalar olan Vitor'u, Aykut Kocaman'ı eleştirdik. Çünkü sonuç değil, iyi futbol izlemek istiyorduk. Fenerbahçe'ye bunu yakıştırıyorduk. Şimdi Erol Bulut'u eleştirmemek haksızlık olur.

Ama,

Erol Hoca'nın içinden geçtiği zor dönemi görmemek de haksızlık olur. 2013'den beri gerileyen, kuşatılan, baskı altına alınan, yönetsel hatalar ile zayıflatılmış bir camia var. Son 2 sezondur büyük bir enkaz var. Psikolojik bir hezimet. Camianın sabrı kalmamış. Erol hoca bu şartlarda görev yapıyor. Bu nedenle eleştiriler makul seviyede olmalı.

Ben bir futbolsever olarak sahada oyun sistemi olarak birşey görmüyorum. Ama karakter görüyorum. Mücadele görüyorum. Daha fazlasını yaparız diyen futbolcular görüyorum. Geçen sene bunu görmüyorduk. Ondan önceki sene de...

Yazının devamı...

Halef selef rekabeti

9 Ocak 2021

İki farklı futbol felsefesi karşı karşıya geldi. Bir tarafta topla oyunda ligde 1. sırada olan Aytemiz Alanyaspor, diğer tarafta 10. sırada olan Fenerbahçe. Bir tarafta topa sahip olmada ligde yine 1. sırada olan Çağdaş hocanın takımı, diğer tarafta ligde bu istatistikte 7. sırada olan Erol hocanın takımı. Toplam pas sayısında ligde 1. sırada olan Alanyaspor, 9. sırada olan Fenerbahçe. Pasla oyunda 3. sıradaki Aytemiz Alanyaspor'a karşı, 9. sıradaki Fenerbahçe.

Öte yandan, ceza alanına top ve ceza alanında top istatistiklerinde birbirlerine çok yakın iki takım.

İşin ne anlama geldiğini bilen analizciler size şunu söyleyecektir:

Çağdaş hocanın topun kendisinde kalmasını önemseyen, paslı oyunu tercih eden ama topu ayakta çok tutmadan kaliteli pas trafiği ile ve hızlı bir şekilde topu rakip ceza sahasına taşımayı isteyen bir felsefesi var.

Erol hoca ise topun rakipte olmasını tercih ediyor. En azından şimdilik büyük ölçüde bu şekilde görünüyor. Ancak Fenerbahçe'nin bu istatistikte ligin sonlarında olmaması, tam bir kontraatak veya geçiş oyunu takımı olmadığını da gösteriyor. Örneğin, Sumidica'nın takımı Gaziantep FK, yukarıda belirttiğimiz tüm bu istatistiklerde 21. sırada. Yani Alanyaspor'un tam tersi, tam bir kontraatak, ya da moda ifade ile geçiş oyunu takımı. İşin ilginci, bu futbolla 3. sıradalar.

Erol hoca Sumidica'dan farklı bir felsefeye sahip, rakiplere daha önde baskı yapan, daha çabuk sonuca gitmek isteyen, 3. bölgede daha cesur bir oyun istiyor. Ama elindeki kadro, fiziksel olarak buna müsait olmadığından, yapamıyor. Diğer taraftan topu da tutmak istemiyor. Takımına benim ne olduğunu asla anlamadığım, karma bir futbol oynatıyor. Anlamaya gerek var mı bilmiyorum, çünkü sonuç alıyor. Futbolda sonuç alan her zaman haklıdır. Erol hoca Türkiye'de oynanan ve sonuç alacak futbolun kodlarını çözmüş olabilir. Ancak seçtiği yol riskli bir yol ve özellikle derbilerde bu oyun taraftarı mutsuz edebilir.

Çağdaş Atan'ın maç sonu açıklamaları ise duygusal açıklamalar. Sen topa %70'in üzerinde sahip olmuş olabilirsin. Hatta Fenerbahçe tarihinin en düşük topa sahip olma yüzdesine de sahip olmuş olabilir, ancak ne olursa olsun rakibin kazanmış. Düşüncelerini tabi ki söyleyebilirsin, ama daha iyi ifade etmek gerekirdi. Çağdaş hoca bana göre felsefesi, çizgisi, sahaya yansıttıkları açısından etkisi olan bir hoca. Ama iletişim yönünü ciddi olarak geliştirmesi gerek.

Dün Erol hocanın takımına oynattığı oyun, her zaman kazanmaz. Özellikle Alanyaspor, Beşiktaş, Galatasaray gibi takımlara karşı bu pasif futbolun her zaman kazanamayacağını görmek gerek. Örneğin kadrosu bana göre daha yetenekli ve dengeli olan Alanyaspor ile Fenerbahçe üst üste on maç yapsalar, muhtemelen Fenerbahçe en fazla 3 maçı kazanabilir. Bu anlamda da Fenerbahçeli'lerin biraz gerçekçi olmaları lazım. Ne oynadığın belli değilken kazanmak yine de iyi.

Yazının devamı...

Erolzyon

20 Aralık 2020

Fenerbahçe'nin başarılı olduğu yıllar. Bir lig maçında tehlikeli bir yerden frikik oluyor ve topun başına her zamanki gibi Alex geçiyor. Fakat o sırada Mehmet Topuz da topun başına geliyor, serbest vuruşu kullanmak istediğini söylüyor. Kritik bir maç olmadığından dolayı herkes Alex’in Topuz'a izin vereceğini düşünüyor ama Alex kimsenin beklemediği bir şey yaparak bu isteği kabul etmiyor ve serbest vuruşu kullanıp, üstelik de gole çeviriyor.

Maç sonrası soyunma odasına girer girmez Alex tercümanı Samet'in kolundan tutuyor ve derhal Mehmet Topuz’la konuşmak istediğini söylüyor. Mehmet Topuz o an biraz kırgın, haliyle duygusal. Alex Topuz'a şunları söylüyor:

”Bir sonraki maç yine frikik olsun, yine topun başına gel. Sana yine kullandırmam. Neden biliyor musun? Ben her antrenman sonrası onlarca frikik çalışırken, sen çoktan duşunu almış, odanda yatıyor oluyorsun. Bir kere bile seni benimle veya ayrı çalışırken görmedim. Bu yüzden kusura bakma, sen ne zaman benimle birlikte bu işe zaman ve emek verirsin, o zaman kendi ellerimle topu sana seve seve veririm. Senin duygularını anlıyorum ama şu anda frikik kullanmayı hak etmiyorsun.”

Gelelim günümüze.

Sumudica ve Gaziantep FK evinde neredeyse bir senedir kaybetmiyor. Son 22 maçın hepsinde gol atmayı başarmışlar. Taktik adaptasyon becerileri çok iyi. Dün de doğru taktik hamleler ile Fenerbahçe'yi kilitlediler. Bunlar futbolun içinde olan şeyler elbette. İlginç olan, takımın Sumidica'yı seviyor, saygı gösteriyor olması. Maçtan daha fazla ilgimi çeken başka bir şey vardı. Tüm takımın birleşip, primlerinden katarak hocalarına hediye olarak pahalı bir saat almış olmaları. İçinde de "king" yani kral yazıyor. Bu oyuncuların hocaya bakışı. Takımın hocaya verdiği değer.

Bu iki olayı neden anlattım? Açıklayayım.

Bu iki olay, Fenerbahçe'de çok önemli bir soruna işaret ediyor. Saha içi ve dışı liderlik. Fenerbahçe teknik heyetinde çok önemli isimler var. Selçuğu, Aurelio'su, Mehmet Yozgatlı'sı, Volkan Demirel'i, Volkan Ballı'sı, çok önemli isimler bunlar. Kazanmayı bilen, hırslı sporculardı. Başlarında da liderlik özellikleri çok yüksek, sportif direktör Emre Belözoğlu var. Bu tablodan iyi bir şeyler çıkması lazım ama sorun da tam burada. Fenerbahçe teknik yönetiminde çok seslilik var. Çok başlılık var. Bu kadar çok liderin olduğu yerde, takımın kafası karışmış durumda.

Erol Hoca'da bu tablo içinde lider değil, düz bir antrenör olarak dikkat çekiyor. Antrenman yaptıran, taktik üzerine çalışan, bir teknokrat gibi. Oysa Türkiye'de teknik direktör demek, saha içi ve dışında tam sorumlu, tam yetkili, otorite demektir. Erol hoca bu otoriteye sahip gözükmüyor. Sürekli futbolcular ile toplantılar yapılıyor, devamlı sorunları anlaşılmaya çalışılıyor. Sorun bu kafa karışıklığı.

Yazının devamı...

Bu hiç olmadı

18 Aralık 2020

Erol Bulut'u eleştiriyorum. Eleştirilerin tamamı takımın futbolu ile alakalı. Kişisel olarak iyi niyetli, özgüvenli ve pozitif bir hoca. Eleştiri noktalarımız takıma hakim olamaması, motivasyon ve fizik güç sağlayamaması ve oyun felsefesi ortaya koyamaması. Bunlar belki telafi edilir, düzeltilir. Ama kupa maçındaki bir kararı kendisine olan inancımı ciddi sarstı.

Altay'ın kırmızı kartı sonrası o ana kadar gerçekten çok aktif ve istekli olan Ömer Faruk Beyaz'ı oyundan alması hatalı bir karardı. Bu bana göre öyle büyük bir kabahat ki, Türk futbolunun geri kalmasının arka planında bu hikaye var.

Gençlere güvenmiyoruz. Onların gelişmesi için gerekli imkan ve fırsatları tanımıyoruz. O genç Ömer Faruk gibi büyük bir yetenek olsa bile...

Terim'i Terim yapan ne varsa, Erol hoca ve benzeri hocalarda o özellikler yok. Zaten bu ülkede Terim olmasa, genç yetenekler ortaya çıkamayacak. O kadar önemli bir tespit ki bu, üzerinde taraftar gömleklerini çıkartıp düşünen herkes gerçekleri görebilir.

Dün Fenerbahçe Karacabey maçını kazandı. Belki de Ömer Faruk'u kaybetti. Değer miydi? 100 defa karar hakkım olsa, 100'ünde de Ömer Faruk'u kazanmayı tercih ederdim.

Ömer Faruk çıktıktan sonra, Fenerbahçe karşısındaki 150 bin Euro bütçeli takım karşısında tarihinin en çaresiz, en ezik futbollarından birisini oynadı, 1-0 kazandı. Sahi kazandı mı?

Ali Koç'u destekleyen herkes, Aziz Yıldırım'dan farklı düşündüğü, özkaynağa, gençlere yöneleceği için destek vermişti. Ali bey yönetiminde bu yönde hangi stratejiyi, hangi adımı gördük? Erol hoca gibi yeni nesil bir hoca, geçen gece oyundan çok daha verimsiz olan Sadık, Sosa veya Pelkas'ı çıkartamaz mıydı?

Bu kadar boş alan oluşan bir maçta, ayağına hakim, bu kadar iyi dripling özellikleri olan bir genç, burada kendini gösteremez miydi?

Yazının devamı...

Sorun Nerede?

13 Aralık 2020

Türkiye'de Süper Lig ve 1. Lig maçlarını izlemeye çalışırım. Gördüğüm bir gerçek var. Türk futbolu fazlasıyla fiziksel mücadele odaklı. Fiziksel olarak diri kalan, patlayıcı kuvveti yüksek, sprinter futbolcuları olan takımlar diğerlerine üstünlük sağlıyor. En kritik konu bu.

Diğer konu ise geçiş oyunları. Futbolumuzda fiziksel baskı ve sertlik var. Üstüne bir de top tekniği ve pas yeteneği çok zayıf olan futbolcular ile dolu bir lig olduğundan, top kaybı veya faul çok oluyor. Top kaybı veya faul çok olduğundan, geçiş oyunları ve duran toplar önem kazanıyor.

Öyleyse bu ligde üç kritik başarı faktörü var. Birincisi fiziksel güç, patlayıcılık ve dayanıklılık. İkincisi top kayıpları sonrası ofansif ve defansif geçiş oyunlarını iyi oynamak. Üçüncüsü ise duran topları iyi kullanmak.

Bunların hepsini ortalamanın üzerinde veya iyi yapan tek takım Terim'in Galatasaray'ı. Zaten Terim, ülke futbolunun şifrelerini çözmüş tek teknik adam. Biraz da Şenol hoca.

Ülke futbolunun tamamının hücum tarafında bir hareketsizlik sorunu var. Top isteme, insiyatif alma, boş alanlara hızla yönelme, pas opsiyonları oluşturma gibi konularda büyük sorunlar var. Beşiktaş ve Galatasaray fiziksel açıdan diri ve tekniği yüksek oyuncuları ile bunu biraz olsun yapabiliyor. Başakşehir'de Avcı'dan gelenek ile bu açıdan fena değil. Ancak diğer tüm takımlar hücum hareketliliğinde sınıfta kalıyor. Bir futbolcu top ayağına geldiğinde, ileri doğru bir pas alternatifi bulamıyor. Ya yanında, ya arkasında statik, hareketsiz pas alternatifleri bulabiliyor. Bu da kreatif oyunu öldürüyor. Hücuma dönük futbolu sınırlandırıyor.

Diğer bir konu da yine hız eksikliği. Hızlı düşünme, hızlı hareketlenme. Türk futbolunda hareketlilik bir sorun, hareketliliğin yavaş olması da ayrı bir sorun. Nispeten hareketli maçlar çıkarıldığında bile dikkat ediyorum hız düşük. Pas hızı, hareketlenme hızı, sprint hızı. Hepsi düşük.

Fenerbahçe'de bu sorunların hepsi var. Üstüne bir de mental düşüş söz konusu ki bu iki koşul birleşince ortaya bir felaket çıkıyor.

Bu şüphesiz bir teknik adam sorunu olduğu kadar, futbolcu kapasitesi ile de ilgili. Fenerbahçe vasat üstü bir kadro. Geçen sezon vasat idi. Bu sene bir tık üzerinde ama yetmiyor. Yani hem teknik adam yetersiz, hem de yapısal sorunları olan bir kadro var.

Yazının devamı...

Derbide kim kazanır?

26 Eylül 2020

Derbide kazananı tahmin etmek zordur, çünkü iki tarafın o günkü motivasyonları, hakem, şans gibi faktörler normal maçlardan çok daha fazla etki eder.

Kağıt üzerinde baktığımızda, Galatasaray favori. Nedenlerine gelince;

Galatasaray hem rakiplerine 3. bölgede müthiş bir pres yaparken ki bu klasik bir Terim takımı özelliğidir, aynı zamanda da 1. bölgede kendisine pres yapıldığında topu çok rahat çıkartabiliyor. Galatasaray ligin topu en olumlu kullanan defans hattına sahip. Buna birde pas isabet oranı yüksek, özgüveni iyi, hızlı yönlendirme yapan sürpriz Taylan faktörü eklenince, Galatasaray presle bunaltan ama presle bunaltılamayan bir takım haline geliyor.

Diğer neden Galatasaray oturmuş bir takım. Fenerbahçe ise hocası ve kadrosu ile adeta bir toplama takım hüvviyetinde. Pek çok oyuncu birbirleri ile daha önce hiç oynamadı. Uyum özellikle de ligin ilk haftalarında çok önemlidir.

Üçüncü neden, Fenerbahçe'nin sınırlı hücum kabiliyeti. Samatta'nın daha yeni katıldığı düşünüldüğünde, fiziksel açıdan hazır olsa ve oynatılsa da, hücumda uyumsuzluk olacağı açık. Fenerbahçe iyi toplar yapıp topu ceza alanı civarına taşısa da bu uyumsuzluk, pozisyonları olumlu bitirmede sorun teşkil edecektir.

Tabi bu teorik bir analiz.

Derbide ateşli Galatasaray taraftarının olmayacak olması, hemen her derbinin ana aktörü Muslera'nın eksikliği ve Galatasaray'ın gizli gücü Saracchi'nin sakatlığı (oynamaz ise), Fenerbahçe adına olumlu durumlar. Özellikle Saracchi'nin olmadığı bir kanat Galatasaray için işlevsiz kalabilir. Fenerbahçe'de ise belki de en güçlü olunan pozisyon bekler. Fenerbahçe beklerinin performansı sahada bazı dengeleri değiştirebilir.

Galatasaray Terim'in baskın futbol anlayışı ile sahada olacak. Amaç topu kazan ve ayağında tutmadan dikine, hızlı, az pasla ceza sahasına yönelip golü bul. Fenerbahçe'de Erol Bulut'un da derbide önde basarak başlama ihtimali var. Bu kısa süreli bir avantaj sağlar gözükse de, Fenerbahçe takımının yaşı ve kondisyon seviyesi nedeniyle sürdürülebilir değil. Ayrıca presten hızlı çıkan bir Galatasaray'ı durduracak hız ve uyumda bir tandemi yok. Bu büyük bir hata olur. Erol hocanın yapması gereken, rakibi geride karşılamak, orta saha defans blokları arasını yakın tutmak, topu 2. bölgede kazanıp (burada kazanmak önemli) Sosa ve Mert Hakan gibi usta pas ayakları ile topu 3. bölgede kendini saklayan veya koşular yapan hızlı oyuncular ile buluşturmak. Thiam, Valencia, Ferdi, Rodrigues, Samatta gibi hızlı hücumcular ile (hangi üçü oynar ise), Galatasaray defansını dengesiz yakalamak. Geride bir Muslera olmaması, bu taktik ile gol bulma olasılığını artırır.

Yazının devamı...

Aklı Olan Kazanıyor

15 Temmuz 2020

BAŞAKŞEHİR HAK ETTİ

Yıllar önce Başakşehir emin adımlar ile istikrarlı başarılara yürüyor dediğimde çoğu kimse inanmamıştı. Çünkü istikrar ve futbol aklı başkadır. Ülkemizde ikisinden de fazla bulunmaz. Başakşehir bir proje takımı. 7-8 senedir bu proje istikrarla, sürekli üzerine koyarak sürdürülüyor. Başakşehir Kulübünün sahipleri, burayı iş dünyasında rekabet eden bir şirket gibi akıllı yönetiyorlar. Duygusallık yok, ben bilirimcilik yok, liyakatsizliğe tolerans yok. Türk Futbolunun kanayan yaraları bunlar. Bir yönetim felsefeleri, liyakata dayalı profesyonel yöneticileri, doğru teknik adam seçimleri, harika bir kadro mühendislikleri var. Bu şampiyonluk için (henüz belli olmasa da, ben olacaklarına inanıyorum) getirilebilecek tek bir eleştiri var, o da geç kaldı. 3-4 sene önce gelmeliydi. Ben bu tablonun devam edeceğini düşünüyorum. Üç büyüklerin yönetim hatalarına düşmezler, iyi altyapı yatırımları yaparlar, futbol modellerine özkaynak modeli ile genç futbolcu yetiştirmeyi de eklerlerse, Başakşehir artık bu ülkede futbolun örneği haline gelir. Tabi taraftar sorunu var, ancak bu Türkiye'de düzenli şampiyonluklar, iyi bir PR ve sosyal medya faaliyeti ve Avrupa'da üst düzey başarı ile aşılır. Z kuşağı artık bu tür başarılara önem veren bir kuşak. Gençleri yakalayacak projeler üretmeleri şart. Başakşehir işin pazarlama tarafında zayıf.

Başakşehir sistemi oturttu. Felsefeyi oturdu. Artık bu sistemde hoca fark etmez. Sisteme uyumlu hocalar ile çalışılsın yeter.

GALATASARAY AVRUPA'YA ODAKLANMALI

Bu sene şampiyonluk gelse idi muhtemelen 4-5 senelik bir Terim hegemonyası izleyecektik. Aslında COVID krizi olmasa, benim şampiyonluk adayım Galatasaray'dı. Terim Türkiye'de "Türk tipi" saha içi futbolu en iyi bilen hoca. Taktik anlayışı, felsefesi, oyuncu seçimleri bu "Türk tipi" futbola çok uygun. Doğru yabancıları ve yerlileri monte etmeyi iyi biliyor. Ancak Terim ile çalışmanın bir bedeli var. Terim istediği futbolcuyu alır, almak ister. Bu yönetimleri mali açıdan zorlar. Galatasaray'da mali açıdan son 4-5 sezondur ciddi paralar harcadı. Üstüne bir de Galatasaray'ın en güçlü olduğu yabancı oyuncu bulma ve verim almaya bir darbe de yabancı sınırlamasından gelecek. Üst üste koyarsak, Galatasaray'ın son 10 sezonda gösterdiği yükselişin bir duraklama dönemine girme ihtimali var. Bence Galatasaray tercihen Okan Buruk hoca ile Derwall- Denizli modeline dayalı, genç yetenekleri bulma veya yetiştirme odaklı, "güçlü saha içi lider (Prekazi, Hagi gibi)- kaliteli yabancılar- yetenekli gençler" kombinasyonu ile sahada fiziksel olarak dominant olmaya ve Avrupa'da başarı sağlamaya odaklanmalı. Galatasaray için doğru kültür ve model bu.

BEŞİKTAŞ SERGEN'DE ISRAR ETMELİ

Beşiktaş ile Sergen birbirleri ile biyolojik ve kimyasal uyuma sahipler. Tahmin edilenin aksine Sergen genç yeteneklerden ve psikolojilerinden iyi anlar. Beşiktaş'ın da diğer rakipleri gibi artık özkaynak modeli ile genç yetiştirmeye ihtiyacı var. Beşiktaş için önerim, Galatasaray'ın tam tersi. Avrupa' da başarı yerine ligde şampiyonluğa odaklı takımlar kurmalılar. Tıpkı Milne'nin kaliteli yerli- yetenekli genç/ orta yaş yabancılardan oluşan sistem takımları gibi. Gelecek vaat eden veya ikinci şans arayan problemli futbolculardan Sergen verim alır. Buralara odaklanmalılar. Sergen'in çok iyi bir scout ve altyapı ekibi ile desteklenmesi gerekiyor. Futbol Şube yapılanması da doğru olmalı. Ben olsam hiç düşünmem, Sinan Engin ile anlaşırım, futbol şubesinin başına getiririm. Çünkü Sergen'in bir süre sonra yönetim ile iletişim sorunları yaşaması muhtemel. Genelde otorite ile arası iyi değil.

Yazının devamı...