Sorun nerede?

1 Ekim 2021

Fenerbahçe ve Olympiakos, benzer kalitedeki liglerin, benzer kalitede kadrolara sahip, takım değerleri bile neredeyse eşit iki takımı. İkisini de Portekizli hocalar çalıştırıyor. Hatta hocalar bile neredeyse aynı yaşta.

Bu kadar benzerlik ve yakınlık varken, sahada sonuç nasıl böyle farklı olabiliyor? Sanıyorum bu soruya yanıt aramak gerekiyor.

İlk sebebin, kadro değerleri yakın olsa da kadro mühendisliği kalitesindeki farklılıktan kaynaklandığını düşünüyorum. İkinci sebep ise, Pereira'nın yanlış transfer ve oyuncu tercihleri.

Sadece Avrupa için değil, lig maçları için de şu tespiti yapmak gerek; Fenerbahçe'nin orta sahasının ortasındaki ikili Gustavo- Mert Hakan olamaz. Bir tanesi modern futbolun modern orta saha tanımı içinde olamayacak, ayakları yavaş, düşünce hızı yavaş, oyunu frenleyen bir futbolcu. Diğeri ise fiziksel mücadele ve soğukkanlılık gerektiren bir bölgede, fiziksel güce, dayanıklılığa ve sakinliğe sahip olmayan bir futbolcu. Fenerbahçe'nin transfer politikasını anlamak mümkün değil. Hocayı anlamak yine mümkün değil. Böylesine büyük eksiklerin olan bir bölgede Ozan'ı neden gönderirsin? Ozan Gustavo ve Hakan'dan en az ikişer gömlek üstün, modern futbola çok daha uygun bir orta saha. Böylesine büyük eksiklerin olan bir bölgede ya tutarsa transferleri olarak görülebilecek Meyer ve Crespo ile koca bir sezonu geçirmeyi nasıl akıl edebilirsin?

Gelelim Rossi ve Berisha'ya. Bu seviyedeki futbolcuları yine ya tutarsa mantığı ile transfer etmek, Fenerbahçe taraftarına ayıp olmuyor mu? Bunlardan bir Eljif veya Vedat çıkartma amacı taşındığı ortada, ama bu isimler son derece vasat, ligimizdeki futbol için son derece yetersiz isimler.

Fenerbahçe taraftarının çok sevdiği ancak benim geldiği günden beri dengesiz, son kararları hatalı, bencil ve takım oyununu bozan bir futbolcu olduğunu iddia ettiğim Valencia Fenerbahçe'nin ana forveti olabilir mi? Bu kadar overestimated yani abartılmış bir ismin, baş tacı edilip, Mert Hakan gibi kendi pozisyonunda oynamamasına rağmen elinden geleni yapan bir futbolcunun yuhalanması da ayrı bir garabet. Tıpkı Baroni, Meireles, Guiza, Kezman gibi vasat isimlerin taraftarca yere göğe sığdırılamaması gibi Valencia'da vasat ama çok sevilen kategorisine girmeyi başardı.

Üçüncü sebep ise şu. Fenerbahçe 3-4-3 oynayabilir. 3-4-1-2 de oynayabilir. Ama gerideki üçlü kanatlar kaliteli, o mevkide oynayan, tecrübeli isimler olursa. Üçlü stoper oynayacaksanız, bunu oynayabilecek en az 5 stoperiniz hazır olacak. İki sağ, iki sol olmak üzere dört kanat oyuncunuz olacak. Fenerbahçe'de Serdar ve Tisserand'ın sakatlığında, ki bu ikisi zaten sürekli sakatlanan isimler, ne Novak ne Nazım üçlü savunma oynayabilecek kapasitede değiller. Osayi ve Ferdi de iyi niyetli olsalar da kanatlarda bu rolde görev alacak yeterlilikte, tecrübede, güçte değiller. Buna orta sahada son derece yetersiz Gustavo'yu da eklerseniz, Fenerbahçe'nin savunmada ve hücumda neden aksadığını hemen görürsünüz.

Fenerbahçe'nin 3-4-3 oynaması gerektiğine inanıyorum ama bu kadro ile olmaz. Bu kadro derinliğe sahip değil. Gerekli mevkilerde yeterli futbolculara sahip değil. Bu kadro maksimum 4-2-3-1 oynayabilir. Belki 4-1-4-1. Daha iddialı yazarsak, sadece Szalai veya Kim'den birisi sakat veya cezalı olsun, Fenerbahçe üçlü sistem oynayamaz. Oynarsa asla kazanamaz. Hele güçlü bir rakibe karşı. Kadron yetersiz ise 3'lü sistem oynamayacaksın.

Yazının devamı...

Sistemli Fenerbahçe

17 Eylül 2021

Fenerbahçe için bu maç özelinde olumlu şeyler yazabiliriz şüphesiz.

Pereira ile özgüven ve sistemli oyun anlayışını kazanmış bir takım ortaya çıktı. Takım olma noktasında umut vaat eden bir takım var. Birbirlerinin açıklarını kapatan, hatta birbirleri için rakiple dalaşan, hatta bunu yedek kulübesinden gelip yapan bir oyuncu grubundan bahsedebiliriz. Fizik gücü yetersiz olsa da rakiple iyi mücadele eden, ayakları yavaş olsa da hızlı düşünüp uygulamaya çalışan, patlayıcı kuvveti yetersiz olsa da bazı dakikalarda süpriz presler yapmaya çalışan bir takımı izledik. Bu mental açıdan Fenerbahçe'nin iyi noktada olduğunu gösteriyor.

Maçın en iyileri Szalai, Kim ve Serdar'dı. Üçü de mükemmele yakın oynadılar. Yürek ve enerji koydular. Geçen seneden en büyük farklılığı da onlar ortaya koyuyor. Bu üçlü oturdukça, Altay ile de iletişimleri artınca, Fenerbahçe kolay kolay gol yemez.

Fenerbahçe'de teknik adam dokunuşu açıkça gözüküyor. Ancak Fenerbahçe elbette sorunsuz değil. Buna değineceğiz. Ancak önce rakibe bakalım.

Eintracht Frankfurt 232 milyon Euro değerinde bir takım. Fenerbahçe ise 115 milyon Euro. Sadece bu bile iki takım arasında oyuncu kalitesi farkını ortaya koyan bir veri. Kostic, Jakic, N'Dicka, Sow, Borre, Kamada gibi Avrupa'nın her elit liginde oynayabilecek yeteneklere sahip oyunculara sahipler. İyi bir 4-2-3-1 takımı. Özellikle orta sahada Sow ve Jakic ile Fenerbahçe'nin preslerini çok iyi paslarla kırdılar. Ayrıca fiziksel olarak çok diri ve enerjik bir takım.

Normal koşullarda bu gurubun en güçlü takımı da Frankfurt. Deplasmanda alınan bir puan oldukça kıymetli.

Fenerbahçe bu bir puanı muhteşem savunması ile aldı. Top rakibe geçtiğinde beşlenen, hatta Gustavo'nun yakın oynaması ile altılanan savunma, Frankfurt'un işini bir hayli zorlaştırdı. Ayrıca Mesut'un sahada varlığı ile özellikle ilk yarı sakin, kontrollü ve ne yaptığını bilen bir Fenerbahçe izledik. Ancak ikinci yarı işler değişti. Yorulan Gustavo, Mert Hakan ve Mesut' un oyundan 55'den itibaren düşmeleri, bloklar arası mesafeyi açtı. Mesafe açılınca Rossi ve Valencia'da geriye gelip geride oynamak zorunda kaldı. Fenerbahçe 60'dan sonra neredeyse kendi yarı sahasına gömüldü ve hiç bir bilinçli hücum aksiyonu içine giremedi. Momentumu kaybetti.

Maçın genelinde savunmasa dikkatli ve sistemli olan Fenerbahçe'nin fizik gücü ve dinamizmi hücuma yetmedi. Özellikle de orta ikili olan Gustavo ve Mert Hakan ikinci yarı tamamen düştüler. Rossi'nin ikinci maçı olduğu için eleştirmek istemem ama Rossi kanatta kayboldu. İyi niyetliydi ancak fiziksel olarak Avrupa futbolu için yeterliliğini sorgulamak gerek. Belki 8-9 maç sonra bir katkı oyuncusuna döner. Ancak bu haliyle ilk 11'de olması mümkün değil. Çok övülen tekniği ile ilgili olumlu bir şey görme şansımız da olmadı. Pelkas'a verdiği pas hariç.

Yazının devamı...

Pereira devrimi

27 Ağustos 2021

Pereira Fenerbahçe tarihinde sessiz bir devrim yaptı. Belki zorunluluktan, belki de gerçekten futbol anlayışından ötürü yaptı ama sonuçta Fenerbahçe'de yeni bir dönem başladı. Artık Fenerbahçe'de genç futbolculara şans veriliyor, değer veriliyor. Umarım bu süreç sürdürülebilir bir şekilde devam eder.

Fenerbahçe son 20 senede altyapıya önem veren ancak verim alamayan bir kulüp oldu. Kerim, Okan, Gökay, Ramazan, Beykan, Recep, Olcan, Fahri, Bilal, Merih, Özgür ve en son Ömer Faruk Beyaz. Fenerbahçe bu gençlerin hiç birinden faydalanamadı. Kazanamadı. Merih ve Ömer Faruk'un kaybı da son derece talihsiz oldu. Fenerbahçe'nin bu süreci yönetememesinde baş sorumlu yönetimler olduğu kadar onları doğru şekilde değerlendirip gelişimlerini sağlayamayan teknik direktörlerdir.

Örneğin, geçtiğimiz sezon Karacabey Belediyespor karşılaşmasında, gayet iyi performans verdiği bir karşılaşmada Erol Bulut tarafından kenara alınan Ömer Faruk, o andan itibaren Fenerbahçe ile ipleri kopardı. Çünkü başta Erol Bulut olmak üzere, camiada gençlere yönelik bir vizyon olmadığını gördü ve yapması gerekeni yaptı. Erol Bulut'a yoğunb tepki göstermesi gereken taraftarlar, Ömer Faruk'a tepki gösterince, 10 senelik emek de heba oldu. Fenerbahçe tarihinde belki de yeni bir yıldız olabilecek kabiliyette bir genç, Fenerbahçe'de belki de bir daha görev alması mümkün olmayacak bir hoca tarafından bilinçsizce kaybedildi. Oysa o karşılaşmada oyundan alınabilecek en az 4 kötü oynayan isim vardı.

Fenerbahçe'nin neden Erol Bulut'a emanet edildiği ayrı bir tartışma ve eleştiri konusu ancak şunu vurgulamak lazım. Artık Fenerbahçe'nin kaybedecek tek bir genci yok!

Pereira, ilk döneminde bana göre Fenerbahçe'de son yıllardaki en iyi kadro ile çalıştı ve Fenerbahçe camiasını da tanımadığı için kısır bir oyun sistemi ile göze çok da hoş gelmeyen bir futbol oynattı. Takım içinde Van Persie ve Caner gibi isimler ile sorunlar yaşadı. Bu sorunları doğru yönetemedi. Yönetim ile iyi diyalog kuramadı. Hatalarında ısrar etti. Ders alamadı. Üstelik elinde iyi bir kadro olsa da, stoper, kanat ve bek gibi pozisyonlarda rotasyon yapamadı.

İkinci döneminde, dünya futbolunu daha iyi anlamış, değişimi kavramış bir Pereira var. Dünyada 3'lü savunmanın ve hücumun genel kabul gördüğü bir dönemde, geçen sezonun aynısı olan kadro ile buna dönmesi büyük bir vizyon. Geçen sene yazılarımda hatırlayacaksınız, Fenerbahçe'nin bu kadro ile üçlü sistem oynaması gerektiğini birkaç kez yazmıştım. Pereira doğruyu yapıyor. Tabi ki elindeki kadro bu sistem için hala yetersiz. Sağ ve sol kanatlar ile üst seviye bir forvet ve rotasyon için güvenilir ve istikrarlı bir stoper ihtiyacı halen açıkça görülüyor. Ancak Fenerbahçe spor kulübü değil banka gibi yönetildiğinden, bu ihtiyaçların karşılanması konusunda çok iyimser değilim.

Vitor Pereira ile ilgili en memnun olduğum konu ise gençlere forma şansı vermesi ve bunu doğal bir süreç olarak görmesi. Muhammed, Arda ve Fatih de bu şansı harika kullandılar. Taraftar artık gençlerin de fırsat verilmesi halinde katkı verebildiğini gördü. Yetenekli, karakterli ve çalışkan gençleri Vitor kaybetmeyecektir.

HJK Helsinki maçına gelince iki maçta da oyunun kontrolü Fenerbahçe'nin elindeydi. Rakibe tehlikeli pozisyon vermeden, rahat ve kendine güvenli oynadılar. Nazım ve Ferdi gayet iyiyidi. Özellikle Ferdi'nin iyi niyetli gayretleri bence çok önemli. Kanat transferi yapıldıktan sonra ileri üçlünün sol veya sağında Ferdi'den her zaman faydalanılmalı. Szalai veTisserand uyumu bence kusursuza yakın. Ortadaki isim değişse de bu ikili hep maksimumu ortaya koyuyor. Mesut'un üst düzey bir santrafor transferi, İrfan ve Pelkas'ın dönüşleri ile performansının artacağını düşünüyorum. Mesut iyi oyuncular ile üst seviye oynayabilen bir isim. Etrafında oyun zekası, tecrübesi ve pas becerisi düşük futbolcular ile ondan yüksek performans almanız mümkün değil. 3-4-1-2 gibi bir sistem, ikili forvet arkasında oynayacak olan Mesut için çok verimli bir oyun sistemi olur. Bazı maçlarda muhakkak denenmeli. Osayi ve Samatta Fenerbahçe'nin elinden çıkartırsa iyi iş yapacağı isimler. Fenerbahçe'ye bir şey verebileceklerini düşünmüyorum. Sosa ve Gustavo'nun ise son seneleri. Bu sene ite kaka gideceklerdir ancak dinamizm gerektiren orta sahada son derece ağır ve hareketsiz bir oyunları var. Zajc ve Muhammed gibi hareketli pas istasyonları ve Mesut gibi pozisyon tecrübesi ve zekası olmasa, baskı altında ileri üçlüye isabetli top aktarmaları imkansız.

Yazının devamı...

Fenerbahçe nasıl oynamalı?

10 Ağustos 2021

Fenerbahçe'de 2. Vitor dönemi büyük bir destek ile başladı. Taraftar hem Başkan Koç'a hem de Vitor'a temiz bir sayfa açarak üzerine düşeni yaptı. Beklentiler de o ölçüde büyük.

Önce Pereira ile başlayalım. Kendisi açıkçası benim antrenman tekniği ve oyun anlayışı olarak beğendiğim bir hoca değildi. Ancak iyi bir insan, hırslı bir teknik adam, kendini geliştirmeyi seven, yeni şeyler deneme riski alabilen bir hoca. Nitekim 4'lü kurgulardan 3'lü kurgulara giden modern dünya futbolunda, çağdaşı yakalamış ve uygulamaya çalışıyor. Kendisini ne ölçüde geliştirdiğini görmek açısından kendisine şans vermek ve izlemek lazım.

Fenerbahçe tüm hazırlık maçlarında Pereira'nın tercihi ile 3-4-3 veya 3-4-2-1 şeklinde bir oyun sistemini uyguladı. Daha çok da 3-4-2-1. Dörtlü bir sisteme hiç dönmedi. Bu hocanın kararlılığını gösteriyor. Öte yandan Fenerbahçe kadrosu 3-4-2-1 için yeterli mi? Ya da diğer bir ifade ile uyumlu mu? Değil!

4'lü sistem için iyi bir rotasyonu olabilecek olan Fenerbahçe, 3'lü sistem için iyi bir kadro mühendisliğine sahip değil. Neden?

Birinci sorun şu. Fenerbahçe'nin üçlü savunma kurgusu için stoper derinliği yok. Örneğin sezon için Szalai ve Kim'den (transfer edilir ise) biri veya ikisi sakatlansa, savunma kurgusu çöker. Tisserand bile, hazırlık maçlarında iyi olmasına rağmen, uzun bir sezon için açıkçası güven vermiyor. Çok kaliteli üç, onları en azından aratmayacak yetenek veya dirilikte üç olmak üzere altı iyi stopere ihtiyacınız var. Fenerbahçe'de Kim, Serdar ve Szalai olarak üç tane iyi stoper var. Tisserand, Lemos, Zanka, Nazım, Novak, bu sistemde ne kadar verimli olabilir? Bence olamaz.

İkinci sorun şu. Fenerbahçe'de kanatlarda oynayan Ferdi, Novak, Osayi gibi isimler bu görev tanımı için yetersiz. 3-4-2-1'de kanatlar çok yönlü yani hem defansif, hem ofansif görevler alır. En azından bir kanat ofansif, diğer kanat defansif olabilir. Fenerbahçe'de Osayi ve Ferdi iki işi de yapmaya çalışırken ikisini de yapamıyor. O koridorlarda büyük bir enerji kaybı oluşuyor. Bu sistemi oynayacaksan, oynatacağın en uygun isimler sağda Ozan, solda ise Caner'di. Ozan neden kaybedildi? Neden buraya monte edilmedi? Caner eleştirilip duruyor ama bu işi en iyi yapacak adam oydu? Neden doğru yönlendirilip, kazanılmadı?

Üçüncü sorun şu. Fenerbahçe'de bu sistemde İrfan, Mert Hakan ve Ozan kaybedilir. Kendilerine yer yok. İrfan ve Mert Hakan bana göre Gustavo ve Zajc'ı da kesemez, çünkü öndeki Pelkas ve Mesut savunma tarafında çok etkisiz. Katkıları çok az. O halde Pelkas ve Mesut'un yedeği olacaklar ki, bu onları uzun dönemde kaybetmek anlamına gelir. Yerli oyuncu bu denli değerliyken, bu bir kayıptır. Hele Ozan'ı sağda düşünmemek büyük bir eksiklik. Orada oynamışlığı da var üstelik.

Dördüncü sorun şu. Fenerbahçe'de çok klas, birinci sınıf bir top tutan forvet ihtiyacı var. Net bir bitirici olmalı. Fiziksel açıdan mücadele yapabilecek, takımı ileri taşıyabilecek zamanı kazandıracak bir oyuncu. Enner veya Serdar bu işi yapamazlar. Serdar bence harika bir rotasyon oyuncusu ve bence değerli bir katkı. Ama ilk 11 için ne denli doğru? Bu sistemde uzun dönemde zorlanır ve alternatifi de yok.

Yazının devamı...

Aziz Yıldırım

26 Haziran 2021

Yazılarımı takip edenler bilirler. Bu ülkede spor medyasında belirli bir seviyeyi koruyarak, veriler üzerinden konuşarak, doğruları göstererek Aziz Yıldırım'a en büyük eleştirileri getiren kişiyim. En güçlü zamanında da, Kongrede kaybettiği son sezonunda da aynı çizgide oldum. Sadece prensip olarak 3 Temmuz sürecinde kendisi aleyhine yazı yazmadım. Onun dışında senelerce doğru yaptıklarına doğru, yanlışlarına yanlış dedim. Hatta "Fenerbahçe'yi önce doğrular ile büyüttü, sonra yanlışlar ile küçülttü sözüm" de zamanında epey ses getirmişti.

Aziz Yıldırım geçtiğimiz hafta içinde yaptığı basın toplantısı ile bir kez daha gündem oldu. Üslubu, beden dili, konuşmasının içeriği ile oldukça fazla tepki çekti. Bu tepkilerin büyük bir kısmı ise olumsuzdu. Pek çok kişi, konuşmayı gereksiz, sert ve zamanlama açısında da kötü buldu. Sosyal medyada gördüğüm kadarı ile Aziz Yıldırım aleyhine bir hava var. Ali Koç'u en çok eleştirenler bile, Ali Koç'a destek mesajları yağdırıyor. Bu anlamda basın toplantısının Ali Koç cephesini konsolide ettiği söylenebilir.

Toplantıyı başından sonuna izledim. Öncelikle Başkan'ın kendisi ve yönetimi hakkında 3 senedir dile getirilen iddialara cevap hakkı olduğunu söyleyelim. Kongrede aday olmayacak eski bir Başkanın, hele de 20 sene bu kulübe hizmet etmişse, hakkındaki ciddi ithamlara her zaman ve her platformda cevap hakkı vardır. Aziz Başkan'da zamanlama olarak Kongre öncesini uygun görmüştür. Zamanlama neden böyle oldu bilmiyoruz. Ama böyle bir toplantı yapma hakkı var.

Gelelim toplantıda söylediklerine. Üslubu bir tarafa bırakırsanız, ki bu üslup 1998'den beri var olan bir üsluptur ve bunun Başkan'ın özgün tarzı olduğunu herhalde herkes kabul eder, özünde vermek istediği mesaj Fenerbahçe'nin başarısız olduğu ve kötü yönetildiği idi. Kendisini ve ekibini savunduğu verilerin doğruluğunu bilmiyoruz, ancak bu verilerin ortak bir çalışma ile araştırılmasını teklif etmesi olumluydu.

Ali Koç Başkan'ın, soyadına ve aile kimliğine uygun olarak iddialı ve başarılı bir yönetim sergilemesi gerektiğini söyledi. Bütün masrafları ile Basketbol Şubesine talip oldu. Ali Koç Başkan'ın 3 sene boyunca Kongre süreci öncesindeki vaatlerinin tersine işler yaptığını ortaya koydu. Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sürecini daha detaylı anlattı ve bu komplo yaşanmamış olsaydı Fenerbahçe'nin mali ve sportif büyüklüğünün ne olabileceğini hatırlattı.

Sert, tavizsiz ve agresif bir konuşmaydı. Ama işin özüne baktığınızda, söylediği şeylerde doğruluk payı var. Hatta yüksek. Bunu eski bir Başkan'ın söylemiş olması da ayrıca çok önemli.

Görüşüm şu. Aziz Yıldırım 20 senede çok büyük hatalar yaptı. Özellikle sportif ve mali konularda. Bunları öyle çok yazdık ki. Ama diğer taraftan kulübe en çok tesis kazandıran, iddialı hedefler koyan, sportif açıdan çok başarılı olmasa da, bir sistem, düzen ve istikrar getirmiş olan Başkan'dı. Aslında 2011 senesi itibariyle de doğruları bulmaya başlamıştı. Doğru adımlar atıyor, kurumsal altyapı, endüstriyel markalaşma bağlamında geleceğe dönük vizyonlar ortaya koyuyordu. 3 Temmuz süreci öncesi Fenerbahçe hem mali, hem de kadro açısından öyle bir noktaya gelmişti ki, bu büyüklüğün durdurulması gerektiğine karar verdiler. Bu büyüklüğü durdrumasalar, Fenerbahçe arka arkaya 5 sene şampiyon olabilecek potansiyele sahipti. Fenerbahçe'yi durdurma kararını kimler verdi? Hain fetö örgütü mensupları ve onlar ile kol kola girmiş siyasiler ve bürokratlar. Neden böyle bir karar verildi? Çünkü Fenerbahçe ülkenin en büyük, en güçlü, en zengin ve uluslararası alanda tanınan sivil toplum örgütü idi. Gelecekte yapacakları haince girişimlerin önünde bir engel olabilirdi. Ülkede kendilerine rakip bir güç istemiyorlardı. Gerçekten de o seneden itibaren Fenerbahçe gelirleri ile bir dünya devi olabilir, endüstriyel futbol ve basketbolda uluslararası bir markaya dönüşebilirdi. 3 Temmuz sürecinin henüz en başında cesurca bu konuda yazmıştım. Merak eden okuyabilir.

Bu gerçeği görmeden Aziz Yıldırım ve yönetimini suçlamak, bunu ben dahil kim yapmış olursa olsun, haksızlıktır, vefasızıktır. Evet, Ersun Yanal ile gelen şampiyonluktan itibaren Başkan'a başarısız geçen dört sezon boyunca çok yüklendik, çok eleştirdik. Ama kendisinin, yönetiminin ve kulübün kimyasını ve dengesini bozan 3 Temmuz sürecini hafife aldık. Burada bir özeleştiri de yapmayı da gerekli görüyorum. Oysa bu süreç yaşanmamış olsa, Fenerbahçe'yi Avrupa'da her anlamda ilk 20, belki 15 kulüp arasında görmeniz, Kadıköy'de ise Aziz Yıldırım'ın heykeline denk gelmeniz pek olası idi.

Yazının devamı...

Altınordu bir adım önde

19 Mayıs 2021

En son 1969-1970 sezonunda Süper Lig'de mücadele etmiş olan ve "Türkiye'nin Altınordu'su" sloganı ile son senelerde altyapı ve özkaynak modeli ile örnek teşkil eden Altınordu, Yılport Samsunspor'u play off ilk maçında 1-0 yenerek, ikinci maç için avantaj yakaladı.

Altınordu kadrosunda yabancı oyuncu bulundurmuyor. Başkan Seyit Mehmet Özkan'ın felsefesi ile en alt yaş gruplarından A Takıma kadar yapılanmış olan kulüp, özkaynaktan oyuncu yetiştirme ve spora kazandırma misyonu ile hareket ediyor. Amaçları sadece iyi futbolcu değil, iyi birey ve iyi vatandaş da kazandırmak ki bu ülkede büyük eksikliğini duyduğumuz konular. Bu nedenle, Altınordu, taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanmış bir kulüp.

Kadrosunda Ahmet İlhan Özek, Ufuk, Sinan ve Recep gibi tecrübeli futbolcular olmasına rağmen büyük çoğunlukla genç bir ekip olan Altınordu'nun yaş ortalaması 23.5. Ligi 70 puan ile Altınordu'dan 10 puan fazla almış ve 3. sırada bitiren Yılport Samsunspor'un yaş ortalaması ise 29.6. Arada ciddi bir tecrübe farkı olduğu görülüyor. Bunun üzerine bir de Ertuğrul Sağlam faktörünü eklerseniz, Yılport Samsunspor'un favori olduğu bir eşleşme olarak gözüküyordu.

Altınordu teknik direktörü Hüseyin Eroğlu, Samsunspor'un oyun bilgisi ve olgunluğunu bildiğinden, topu rakibe bırakma ve oyunun denge noktasını çözme taktiği ile hareket etti. Yılport Samsunspor'un alanlarını ve pas yollarını kapatacak bir organizasyon ile sahada ilk 30 dakika rakibi bloke etme yoluna gidildi. Hüseyin hocanın takımı tecrübe eksikliğini, mücadele ve ölçülü pres ile kapatmaya çalıştı. Altınordu aslında kanatlarda Metehan ve Ahmet İlhan ile çok hızlı çıkabilen, forvette hareketli, genç yaşına rağmen çok iyi pozisyon alan ve güçlü Enis ile tehlikeli olabilen bir ekip. Sene boyunca bu üçlünün organizasyonlarını izlemiştik. Bu maçta da takımın, bu üçlü ile topu en kısa sürede buluşturmaya yönelik bir taktik uyguladığını gördük. Bence üçü de mevkilerinde Süper Lig'in dahi en iyileri arasında olabilecek yetenekteler. Takımın kalanı da iyi savaşınca, iyi alan daraltınca, Samsunspor tehlikeli olamadı.

Yılport Samsunspor aslında top hakimiyeti iyi, tecrübeli isimlerden oluşan bir ekip. Merkezden atak olgunlaştırmayı seven bir taktik anlayışı var. Ancak Altınordu merkezi iyi kapatıp, top dağıtımında en önemli silahı olan Dja Djedje'yi iyi kontrol edince, 49. dakikada atılan golden sonra, Samsunspor oyunu kanatlara yönlendirmek zorunda kaldı. Samsun hücumlarında iyi kademe yapılması, Samsunspor'un da başka çare üretememesi, skoru belirledi. Kaçan penaltı şüphesiz Altınordu adına büyük bir şans oldu.

İkinci maçta Ertuğrul Sağlam'ın farklı bir taktik çözüm üreteceği kesin. Ancak Altınordu ve Hüseyin Eroğlu'da muhtemelen rakibin zaaflarına yönelik bir taktik geliştirecektir. Samsunspor golü bulmak zorunda olduğundan, geniş alanlar bırakacak. Metehan, Enis ve iyileşirse Ahmet İlhan açısından çok büyük fırsatlar ortaya çıkacaktır.

Bir önceki hafta Başkan Seyit Mehmet Özkan bir açıklama yaptı. Takımın Süper Lig'e çıkmasını istemiyorum diye. Spor kamuoyu bu açıklamayı anlamadı. Anlatmak gerektiğini düşünüyorum. Başkan'ın orada vurgulamak istediği konu Süper Lig'in başka bir seviye olması ve farklı kadro yapılanması gerektirmesi. Oysa Altınordu, TFF 1. ligde, 7 senedir özkaynaktan gelen gençlere rahatlıkla forma verebiliyordu. TFF 1. Lig'deki oyun olgunluğu, mücadele seviyesi, oyun anlayışı ve fizik güç vb. faktörler gençlere forma vermek için avantajlıydı. Ama Süper Lig'de takımların kadroları fiziki açıdan çok güçlü ve çok tecrübeli isimler ile dolu. Altınordu altyapısından çıkan gençlerin, bu oyun ve mücadele seviyesinde forma şansı bulmaları zor. Forma verilse bile, ligin ve oyunun stresi altında, pek çok gencin kaybedilmesi söz konusu olabilir. Bir kere Süper Lig aşırı sert ve oynatmama odaklı. Takımlar fiziksel performans ile var olmaya çalışıyorlar. Altınordu ise en genç yaş gruplarından A takıma kadar temiz ve pozitif oyun odaklı bir futbol felsefesine sahip. Oynamak isteyen, bu şekilde yetenekleri kazanmak isteyen bir takım. Süper Lig şüphesiz Hüseyin Eroğlu ve ekibinin kadro ve oyun felsefesi mühendisliğinde farklı bir yaklaşım gerektirecektir. Konuyu Başkan bu durumdan endişe etti şeklinde yorumlamak gerek. Zira Başkan sahada kazanmak ve kaybetmek ile değil, gençleri kazanmak ile ilgilenen bir spor insanı.

Neticede futbo kamuoyu Altınordu'yu Süper Lig'de görmek istiyor. Ben Altınordu'nun doğru stratejiler ile Süper Lig gereksinimleri ve Başkan'ın vizyonu arasında bir denge kurarak, ligde kalıcı olacağına ve altyapıdan genç yetenekleri de bir şekilde kazanacağına inanıyorum. Belki de gençler açısından böyle bir seviyede varolma savaşı vermek, Avrupa'ya gidiş süreçlerini de hızlandırır. Her risk, beraberinde bir kazanım fırsatı taşır.

Yazının devamı...