Derbinin Düşündürdükleri

25 Şubat 2020

BİR TAŞLA ÜÇ KUŞ

20 sene sonra Kadıköy'de gelen galibiyet, şampiyonluk yolunda atılan dev adım, Fenerbahçe'de yol açtığı yıkım.. Bir taşla üç kuş vurdu Galatasaray, daha doğrusu Terim. Maça mükemmel hazırlamıştı takımını, teknik, taktik, fizik her anlamda rakibine üstünlük sağladı. Bence maça damgasını vurdu.

Fenerbahçe cephesinde ise tam bir Yanal fiyaskosu yaşandı. Yanal sezon başından bu yana performansı ve hataları ile beni çok şaşırttı. Dünkü maç ise Yanal'ın hatalarda zirve noktası oldu. Kendisine geçmişte sempati duyan bir futbolsever olarak içtenlikle şunu öneriyorum; teknik direktörlüğü bırakmalı ve yorumculuğa başlamalı. Zamana uyum sağlayamayan, kendisini geliştirmeyen başarılı olamaz. Ama ülke iyi bir yorumcu kazanmış olur.

Derbi ile ilgili analize geçmeden önce şunu ifade etmek isterim. Galatasaray'ın lehine verilen penaltı pozisyonu bence penaltı değil. Ancak kolay bir pozisyon da değil. Hakemin bunu doğru yorumlaması kolay değil. Peki neden VAR'a gitmedi, neden izlemedi? Burada art niyet olduğunu düşünüyorum.

Diyeceksiniz ki, penaltı verilmemiş olsa ne olurdu?

Sabaha kadar oynansa, Galatasaray kazanırdı. Kadro kalitesi hemen her pozisyonda Fenerbahçe'den üst seviyede. Yedekleri bile Fenerbahçe aslarından daha üst seviyede olan bir takım, en azından 1 puanla dönerdi. Zaten Galatasaray biraz şanslı olsa, ilk devre 3-1'le giderdi soyunma odasına. Ayrıca bir Terim faktörü var. Bu ülkenin en iyi kadrolarını kuran, ülke futbolunu çok iyi bilen, taktik seçimleri isabetli, futbolu doğru yorumlayan bir yetenek. Ali Koç, Comolli, Yanal değerli insanlar, futbola emek vermiş insanlar ancak hepsini toplasan, futbol bilgileri, kararları, stratejileri bir Terim etmez. Böyle bir gerçek de var.

Hocan daha iyiyse, kadro kaliten bir değil, belki iki seviye üstteyse, motivasyonun tamsa, birde inanmışsan, zaten kazanırsın, hakeme ihtiyacın olmaz.

Fenerbahçe sadece inansa ve mücadele etseydi, yine farklı şeyler olabilirdi. Ancak zaten lige havlu atmış, umursamaz, hocasına dahi inanmayan bir gruptan daha fazla bir performans da beklenemez.

Yazının devamı...

FENA YANAL-DIK

19 Şubat 2020

Türkiye'de futbolun içine düştüğü duruma çok içerlediğimden, futbol adına çok keyifsiz olduğumdan, bir süredir yazılarıma ara vermiştim. İyi ki de vermişim. Türkiye'de futbol maalesef siyasileşti ve spor olmaktan çıktı. Türk futbolunu kurtaracak beklentileri ile şişirilen yeni Federasyon, tarafsızlık ve yönetim başarısı açısından eskisini mumla arattı.

İçinde bulunduğumuz dönem bizler açısından sessiz kalınacak bir dönem değil. Ancak, ben yine de futbolumuzun genel olarak içine düştüğü sıkıntılar hakkında yazmayacağım. Bu tablonun tam ortasında, beline vuruldukça vurulan Fenerbahçe'nin saha içi sorunları ile ilgili yazacağım.

Beni takip edenler bilirler, Aykut Kocaman, Simeone, Ranieri gibi hocaları sistem hocası olarak takdir ederim, ama bu sistem benim futbol anlayışıma uymuyor. Oyunun tek bir yönünü çok iyi yapıp, diğer yönleri ihmal eden bu anlayışı Fenerbahçe'ye de yakıştırmam.

Ersun Hoca, bu anlamda farklı bir görüntü verir. Adeta bu saydığım hocaların tam tersidir. Ersun hocanın takımları da bir tek şeyi iyi yapar, ofans. Diğerlerinin hocaların takımlarının tersine, defansta hiç bir varlık gösteremez.

Fenerbahçe son şampiyonluğunu kazandığında Yanal Hocanın elinde iyi bir kadro vardı. Prangalarından kurtulan futbolcular, Yanal'ın saha içinde verdiği ofansif baskılı futbol taktikleri ile kendisini bulmuş, Nisan ayında şampiyonluğu ilan etmişti.

Elbette oyunu tek taraflı oynatan Yanal, 5-10 sene öncesinin felsefesine sahip, eski jenerasyon bir hoca. Cocu sonrası, Fenerbahçe taraftarı ve bir kısım medya mensubu, denize düşen yılana sarılır misali Cocu faciasından sonra, Yanal'a sarıldı. Romantik bir kavuşmaydı. Beklentiler büyüktü.

YANALDIK!

Yanal, geçen sezon yaptığı dokunuşlar ile takımı biraz hareketlendirse de, bu sene beklentileri asla karşılayamadı.

Yazının devamı...

Üç Büyüklerde Yanlış Giden Ne?

16 Aralık 2019

Esasen hiçbirinde sorun yok. Sorun diğer kulüplerin doğru işler yapmaları.

Türk futbolunda kaynak dağılımı daha adil olunca, Anadolu külüpleri pastadan daha fazla pay alıp, daha iyi yönetilince, üç büyükler de borç kıskacında olup çok kötü yönetilince bu tablo çıktı ortaya.

Türkiye'de futbol rakibi oynatmama, alan bırakmama, sertlik ve fiziksel mücadele üzerine kurulu. Çok teknik, hızlı düşünen ve yeteneği üst düzeyde oyuncularınız varsa, bu baskıyı, presi, kapanmayı ve sertliği aşabiliyorsunuz. Ancak bu kalitede oyuncular, üç büyüklerde yok. Fenerbahçe'nin en kapasiteli oyuncusu 39'luk Emre. Gerisini düşünün.

Üç büyüklerin yöneticileri borç yapısı nedeniyle, vasat, ortalama isimler ile kadrolar oluşturuyorlar. Örneğin Fenerbahçe'nin tüm defans hattı ve kanatları, Galatasaray'ın stoper ve bekleri, Beşiktaş'ın ise forvet hattı buna örnek verilebilir. Bu durumda, ligde kalan 15 takıma üstlük sağlayabilecek ve rekabet avantajı sağlayabilecek bir durum olmuyor.

Sahaya bakın, üç büyüklerin her maçı ortada, kazanılabilir, kaybedilebilir. Yani sahaya net bir güç ortaya koyamıyorlar. Çünkü yok.

Gelelim işin teknik adam ksımına. Her üç takım da artık modern futboldan kopmuş, ya da kopmak üzere olan teknik adamlarca yönetiliyor. Terim ve Yanal'ın dönemleri artık bitti. Avcı ise bir winner (kazanan) değil. Bunu defalarca kanıtladı. Her üç teknik adam da, futbolun geldiği açmaz ve darboğazları çözecek donanıma sahip değiller. Daha önce iyi kadrolar ile yaptıklarını, bu sefer kadro kaliteleri düşük olduğu için yapamaları mümkün değil.

Bu kötü yönetimler, bu yanlış teknik adam seçimleri, güçsüz ve yetersiz kadrolar ile, üç büyüklerden şampiyon çıkması zor. Bence çıkmamalı da. Futbolun biraz adaleti varsa, bu sene DG Sivasspor, Başakşehir veya Trabzonspor şampiyon olur.

Üç büyüklerin yetersiz teknik adamları ve kadrolarını mali yapıları ve futboldan anlamayan yönetimleri sebebiyle daha ileri götürme şansları yok. Kulüplerin ellerinde bir tek marka değerleri var, onu da bu yönetim ekipleri değerlendiremez. Bu üç büyüklerden özkaynak modeline dönen ve oyuncu yetiştirme odaklı bir kulüp misyonu çizenler geleceği kazanacaktır. Diğerleri bu mali yapıda yok olup gidecekler. Bu kadar büyük camialar da yok olur mu demeyin, bu devirde mali güç veya sportif başarı yoksa, sürdürülebilirlik de yok demektir. Eskiden 14 sene şampiyon olmadın mı bu durum sorun olmayabilirdi ama bu dönemde 7 sene şampiyon olma, küçülür, yok olur gidersin.

Yazının devamı...

Obradovic'e Güvenin

3 Kasım 2019

Bildiğiniz üzere genellikle futbol üzerine yazıyorum ama eski bir basketbolcu ve basketbol hayranı olarak tam zamanında bir yazı yazmak istedim.

Konu Obradovic ve onun tartışılmaya başlanması. Bence bu çok yanlış.

Fenerbahçe Beko'da sezon başından bu yana işler yolunda gitmiyor. Aslında bu yeni bir durum değil. Geçtiğimiz sene takımın önemli kozları Vesely, Joffry, Ennis, Datome, Kalinic ve Green ciddi sakatlıklar geçirmişler ve takımdan uzun süre uzak kalmışlardı.

Geçen sene bana göre böyle olumsuz koşullar altında Obradovic son derece başarılı bir sezon geçirmişti.

Bu sezon da yine milli maçlar, sakatlıklar, transfer durumları derken, tam kadro çalışma imkanı bulamadan sezona başlandı. Obradovic yine elinden geleni yapsa da, bu sene özellikle Eurolegue'de tüm takımlar kadrolarını güçlendirdiler. 7-8 takım doğrudan şampiyonluk adayı haline geldi. Yani eskisine göre güç dağılımı değişti. Fenerbahçe Beko'da bu 7-8 takımdan birisi.

Sakatlıklar, sakatlık sonrası form tutma sorunları, milli maçtan dönüşler, tam kadro çalışmama, takımın son beş sezonki denge ve rol dağılımının De Colo'dan sonra değişmesi ve rakiplerin aşırı güçlenmiş olmaları Fenerbahçe açısından geldiğimiz tabloyu ortaya çıkardı.

Çıkış mümkün mü?

Konu Obradovic ise, elbette mümkün. Öyle müthiş bir lider ki onu diğerlerinden ayıran en önemli fark, sisteme olan inancı ve oyuncularını da inandırabilmesi. Sistem tasarlama, sürdürme ve koşullara göre modifiye etmede onun üstüne yok. Obra takımları, kaybederken bile kazanan takımlardır, çünkü Obra, oynadığı maçları değil, birkaç hafta, hatta birkaç ay sonra oynayacağı maçları ve sistemini kafasında kurgulayan bir dahidir.

Yazının devamı...

Sahte Güreş

29 Eylül 2019

Bu maçta her iki tarafa farklı takımların formasını giydirsek, bu maçı ilk 10- 15 dakikadan sonra kim izlerdi?

İki takım da iyi oynamadı. Savunma fikri ağır basarak oynadılar, temkinli kaldılar, böyle olunca maçta keyifli sahneler izleyemedik.

İki takımın da sorunu yeni kadroları ile uyum yakalamak. İlk haftalara şöyle bir baktığımızda kadro kalitesi rakibinden çok daha üst seviyede olan Galatasaray, Fenerbahçe'den daha uyumsuz gözüküyor. Bu uyumsuzluklar sahaya yansıdı.

Dün sahada tedirgin hocaların ve bu nedenle de tedirgin olan futbolcularının kalitesiz, ikinci sınıf futbolunu izledik. 0-0 iki tarafı da mutlu etti. Oysa cesur olan taraf maçı rahat kopartır ve alırdı. Fenerbahçe ve Galatasaray arasında son 4-5 sene içinde izlediğimiz tüm derbilerde, iki taraf açısından da bir cesaretsizlik, bir basiretsizlik dikkati çekiyor. Derbi kalitesi gerçekten düşük.

Maçın bana göre özeti bir sahte güreşti. İki taraf da birbirleri ile gerçekten güreşmek istemedi.

Fenerbahçe Galatasaray'ın 25-70. dakikalar arası ağır baskısında top çıkarmada, ayağa pasta, bilinçli hücum geliştirmede çok zayıf kaldı. Galatasaray ise şuursuz bir baskı ve pres ile kendisini tüketti, hücuma yorgunluk olarak yansıdı. Rakibe hareket alanı bırakmadı ama kendisi de oyunda hakimiyet sağlayamadı.

Fenerbahçe bekleri ve Kruse'nin yetersiz performansı nedeniyle orta sahada çoğalamadı. Kruse'nin asla Fenerbahçe'nin yeni Alex'i olamayacağını iddia ediyorum. Son derece ağır bir oyuncu. Saha görüşü ve pas ayağı iyi ama baskı yediğinde kayboluyor, hatalı son pas tercihleri yapıyor, yavaş kalıyor. Takımı rahatlatmıyor. Anadolu takımlarına karşı kalan haftalarda iş yapar ama derbilerde ben baskı altında ondan ciddi bir performans beklemiyorum. Maçta Tolga ve Kruse daha erken kenara alınıp, Hasan Ali- Tolgay opsiyonları daha erken devreye alınsa, farklı bir şeyler konuşuyor olacaktık. Isla yerine Dirar sağa geçmeli, Hasan Ali sol beke alınmalı, Kruse de Tolgay ile değişmeliydi. Bu sayede Fenerbahçe 40-45 dakikalık bölümü daha rahat ve bilinçli oynayabilirdi.

Galatasaray'da ise Falcao'ya bu kadar forma verilmesi büyük hata oldu. Rakibin stoperleri arasında kaybolması bir yana, takımını savunma açısından da yalnız bıraktı. Benzer şekilde Belhanda'da somut hiç bir katkı ortaya koyamadı. Galatasaray''da bekler, Nzonzi, Feghouli ve Lemina rakibe pres açısından muhteşem bir fiziksel performans ve katkı ortaya koyduklarından, bu durum savunma yönünde sırıtmadı.

Yazının devamı...

Taktik Savaş

2 Eylül 2019

Maça iki teknik adamın taktik performansları damga vurdu. Sahada daha iyi olan Fenerbahçe, kulübede daha iyi olan Ünal Karaman'dı. Bu sebeple beraberlik geldi.

Ünal Karaman Fenerbahçe'yi iyi analiz etmiş. Fenerbahçe orta sahasının Muriqi ile pas bağlantılarını çabuk oyuncuları ile kesti. Jailson-Emre'ye iyi pres yaptı. Fiziksel olarak daha iyi, daha diri ve çabuk oyuncuları ile pas bağlantılarını kesti, kanatlara aktarımı önledi. Oyunu sıkıştırdı, soğuttu ve yavaşlattı. Bu şekilde 1 puanı aldı.

Ersun Yanal ise geçen haftaki kurguyu bozmadı. Aslında Sahada ilk yarıda çok iyi bir Fenerbahçe vardı. Trabzonspor'un taktik disiplinine, hızlı ve dikine pas bağlantıları kurarak cevap verdiler. Trabzonspor'un olağanüstü presini isabetli paslar ile kırdılar, sonuca gidecek kilit pasları da yaptılar ancak 4 net pozisyondan yararlanamadılar. İkinci yarıda da Uğurcan'ın müthiş performansı, Yanal'ın oyunu okuma hataları ve fiziksel düşüş maçta 2 puan kayba neden oldu.

Fenerbahçe ilk iki maçta olduğu gibi bu maçta da topa hakimdi. %69'a %31 gibi bir oranda topa sahip olmak aslında maçtan 3 puan almak için 90. dakikaya kadar umut verdi, ancak maç boyu son vuruşlar ve son pas- şut tercihleri kötüydü. Tabi burada özellikle ilk yarı performansı ile Kruse'yi ayırmak gerek. Ara pasları, kilit pasları ve oyun görüşü ile fark yaratan oyuncuydu.

Trabzonspor ikili mücadele ve hava topu performansı ile sahaya denge getirdi. Zaten böyle topa hakim bir takımdan başka türlü de puan alınması mümkün değildi. İkili mücadelede %53'e %47, hava toplarında ise %57'ye %43 gibi ezici bir üstünlük kazandılar. Fenerbahçe'nin teknik ama kırılgan oyununu bu şekilde kilitlediler.

Trabzonspor' un pas bağlantılarını kesme planı başarılı oldu. Max Kruse ve Vedat, sırasıyla 61 ve 40 defa topla buluştular, her seferinde ikili baskı gördüler. Özellikle ikinci yarı ikisi de düşüşe geçti. Trabzon'da ise Jose Sosa 68 ile en fazla topla buluşan oyuncu oldu, az buluşmuş olsa da iyi pas yaptı, takımını iyi yönetti. Zanka ve Jailson'un defansif performansları kötü ve güven verici olmasa da, topla buluşma ve pas sayıları, topu oyuna sokuşları ve orta saha destekleri çok başarılıydı.

Fenerbahçe 21, Trabzonspor ise 10 şut attı. Fenerbahçe 9, Trabzonspor ise 5 isabet buldu. Fenerbahçe'nin son vuruşlarda geçen seneki beceriksizlik veya şanssızlığı hatırlattığı bir maç oldu.

Fenerbahçe, bu sene gerçekten çok farklı. İstek, pas kabiliyeti, organizasyon, oyuna hakimiyet var. Son vuruş beceriksizliği devam etse de, pozisyon bulma rahatlığı dikkat çekiyor. Ancak işin savunma tarafı çok sıkıntılı. Bana göre Zanka topu oyuna sokmada iyi olsa da, hava toplarında ve ikili mücadelelerde çok zayıf. Jailson elinden geleni yapsa da stoperde fiziksel olarak zayıf ve pozisyon hataları oluyor. Birebir veya ikiye birlerde güvensiz kalıyor. Ozan ve Dirar gerçekten de savunma tarafında ne kademe, ne de alan savunmasında başarılı değiller. Gerçek anlamda bek görevleri yerine, orta saha oyuncuları gibi oynuyorlar. Bu hücumda artı olsa da, topun kaybedildiği ve hızlı kontra atak yenen anlarda geçiş oyununda büyük problem. Trabzonspor'un golünde bu stoper ve bek hatalarını açıkça gördük.

Yazının devamı...

Transfer Gerçekleri

28 Ağustos 2019

Endüstriyel Futbol Akılları Zorluyor

Avrupa'nın son 10 yılda transfere en çok para harcayan 20 takımı belirlendi. İlk sırada 1.69 Milyar Euro ile Manchester City var. Son sırada ise 590 Milyon Euro ile Valencia. Neredeyse ilk 10 takımın tamamı (Inter 10. sırada ve 970 milyon Euro seviyesinde) 1 Milyar Euro ve üzerinde transfer harcaması yapmış.

Manchester City 278 futbolcu transferinde 1.69 Milyar Euro öderken, 20. sıradaki Valencia 201 futbolcuya 590 Milyon Euro ödemiş. Bu tabloda Real Madrid Barcelona'nın ardından 3. sırada ve 1.38 Milyar Euro'luk bir harcaması var. Real'i diğerlerinden ayıran, 129 futbolcuya bu rakamı ödemiş olması. Bu az sayıda ama astronomik transferlere işaret ediyor.

İlk 20'de Real'den daha az sayıda futbolcu transferi yapmış tek kulüp 99 futbolcu ile Bayern Munich. Bayern toplamda 760 Milyon Euro harcama ile en çok transfer harcaması yapan 15. kulüp. Verimli bir transfer politikası izledikleri açıkça görülüyor.

Diğer taraftan futbolcu satışlarına baktığımızda, 992 Milyon Euro ile Monaco başı çekiyor. Atletico Madrid 971 ve Chelsea 902 Milyon Euro ile Monaco'yu takip ediyor. Juventus ise 893 Milyon Euro ile çok ciddi satış yapmış. Yine Barcelona, Real Madrid, Liverpool, Roma, Dortmund 700 Milyon Euro üzerinde futbolcu satış ile dikkat çekiyorlar.

Bu listede, satılan ile alınan futbolcu arasında pozitif fark olan yani transfer bilançosu fazla vermiş sadece 2 kulüp var. Biri alım satım işlerinden 180 Milyon Euro kar elde etmiş olan AS Monaco, diğeri de 69 Milyon Euro ile Borussia Dortmund. AS Roma' da kâr etmeye çok yaklaşmış (2 Milyon Euro). Kolarov'u Fenerbahçe'ye verseler kâra geçiyorlar.

Valencia, Atletico Madrid ve Tottenham' da harcama gelir dengesi negatif ama küçük olan kulüpler. Manchester City, 1 Milyar Euro'nun üzerinde negatif denge ile transferde en çok zarar etmiş kulüp, ancak finansörleri ve diğer yan gelirleri ile bu açık finanse edilebiliyor. PSG, Barcelona, Manchester United ise City'den sonra transferde en fazla zarar etmiş kulüpler.

Paris Saint Germain aralarında dikkat çekiyor. Transferde 1.30 Milyar Euro harcamış olan PSG, sadece 430 Milyon Euro'luk bir satış gelirine sahip. Bu çok ciddi bir verimsizliğe işaret ediyor. Tıpkı transferde 1.69 Milyar Euro harcayıp, 507 Milyon Euro gelir elde etmiş olan Manchester City gibi.

Yazının devamı...

Futbol Devrimi

25 Ağustos 2019

Fenerbahçe takım olarak çok istekli, çok odaklı, iyi bir futbol ortaya koydu. Son birkaç sezonu düşündüğümüzde buna Fenerbahçe açısından adeta bir futbol devrimi diyebiliriz.

İlk 11'de dokuz yeni futbolcu, iki eski futbolcu da kendi mevkiinde oynamıyor; geri dörtlüde sağ bek, sol bek ve stoper esasen farklı mevkilerin oyuncusu, orta sahada 39'luk Emre ve bir sene futboldan uzak kalmış Tolga var ve rakip de ligin en iyi beş takımından bir tanesi, çok güçlü ve oturmuş bir Başakşehir...

Bu maçta oynanan futbol ve elde edilen sonuç Fenerbahçe açısından bir futbol devrimi değilse nedir?

Öncelikle Fenerbahçe takım olabilmeyi başarmış gözüküyor. Futbolcular bireysel olarak insiyatif almaya, özgüvenle top oynamaya başlamış. Yanal'ın sezon başı yüklemesi ile fiziksel olarak geçen seneden çok farklı bir görüntü var. Sağ ve sol bek, stoper, ön libero eksikleri derken, Fenerbahçe'de bu mevkilerde oynayan Ozan, Jailson ve Dirar'ın neredeyse harika bir performans verdiklerini gördük. Bu özveri ve inanç demektir.

Ancak, dün geceki futbol devriminin dikkat çeken diğer unsuru Fenerbahçe eksiklerine rağmen omurgasını iyi kurmuş. Kalede Altay, stoper Zanka, önde Emre, onun önünde Kruse ve ileride Vedat ile Fenerbahçe iyi bir omurga oluşturmuş. Dün Fenerbahçe bu omurgaya ek olarak, Tolga, Ozan, Dirar, Zajc ve Ferdi'den ekstralar da alınca, 0-1'den geri gelmek için müthiş bir irade ortaya koyan, her pozisyonda rakibe basan, 90+4'te bile top için mücadele veren, tüm geçiş oyunlarını kusursuz oynayan, topu büyük bir yüzde ile dikine oynayan bir takım izledik.

Ancak dün sahada bir Vedat vardı ki, Fenerbahçe sanıyorum 20 senedir aradığı santraforu buldu. Kafa topu var. Pres var. Saha görüşü var. Sırtı dönük top saklama var. Son vuruş var. Hız var. Pozisyon bilgisi var. Vedat Fenerbahçe için gerçek bir piyango. Umarım bu formunu, isteğini hiç kaybetmez. Zaten bir sezon böyle oynasa ertesi yıl, İtalya veya İngiltere'de izleriz onu.

Tabi bir parantez de Emre için açılmalı. Fenerbahçe onsuz geçen seneleri çok aradı. Aziz Yıldırım'ın kişisel kaprisleri Fenerbahçe'den onu erken kopardı. Dün gece Emre'nin ne demek olduğunu anladık. Geriden harika oyun kurdu. Müthiş toplar kesti. Riskli toplara ayağını soktu. Koştu. Çırpındı. Sahada ciddi bir fark yarattı. 39 yaşında böyle bir fiziksel performans göstermek gerçekten mucize. Maşallah demek gerek.

Bugün Kruse iyi değildi. Biraz hareketli olsa, pasları daha isabetli olsa, maç erken kopardı. Kruse yerine Zajc oyuna daha erken alınmalıydı. Geçen sezon fazla katkı vermedi ama bu omurga ile Zajc aslında çok iş yapabilir. Ben satılmasını doğru bulmuyorum, takımda kalmalı. Kruse'nin boşluğunu sahada her yere basan, ileri geri çalışan, iyi paslar çıkartan Tolga kapadı. Tolga tam düzeldi ise, Fenerbahçe'nin bana göre Vedat'tan sonra en büyük katkıyı sağlayacak isim olabilir.

Yazının devamı...