Bir futbolcudan çok daha fazlası

Mesut Özil’in ne kariyeri tartışılır, ne de kumaşı...
Özil sadece sahada değil, sosyal hayatın içinde de çok önemli işlere imza attı. Ne kazandı, ne kadar parası var, bizi zerre ilgilendirmez.
Mesut, dünyanın neresinde olursa olsun yardıma ihtiyaç duyan insanlara hiç ama hiç duyarsız kalmadı. Kelimenin tam anlamıyla Mesut Özil, iyi futbolcu olmanın yanı sıra gerçek bir ‘hayır sever’ unvanının da sahibidir.
Hangisini yazsak?
İngiltere’de ‘Big Shoe Vakfı’ için bağış yaparak bin çocuğun ameliyat masraflarını karşıladı.
Suriyeli mültecileri hiçbir zaman ihmal etmedi, yemek ve erzak yardımı yaptı. Özil, Kızılay’a büyükçe bir yardım yaparak yaklaşık 16 bin mültecinin yemek ihtiyacını karşıladı.
Londra’da yaşadığı 7.5 yılda okulların ve kimsesiz çocukların hep yardımına koştu.
Öyle ki Özil, her ay çeşitli ülkelerden bir çocuğun sağlık ve ameliyat masraflarını üstlenmeye devam ediyor.
Afrika’daki çocuklara gönderilen hediyelerin haddi - hesabı yok.
Tanzanya ve Uganda’da bine yakın çocuğu tedavi ettirdi.
Gana, Nijerya ve Kenya’da spor tesisleri yaptırdı.
Özil’in iyilikleri bunlarla da bitmiyor, liste uzayıp gidiyor... Mesut’un bu duyarlılığını okudukça inanın duygu seline kapılıyorum. O bir futbolcudan daha fazlası, o bir iyilik abidesi ve yardım sever olarak örnektir.
Helal olsun kardeşimize...
Adamsın, adam...
Allah gönlüne göre versin, Fenerbahçe’de yolun açık, şansın bol olsun güzel insan...

Terim’le savaşmak mı, birlikte yürümek mi?

Hayal kurmak, bir anlamda zihninizde farklı bir hayat yaratmaktır. Gergin olduğumuz anlarda, ileriye ışık tutmak istediğimizde ve gelecekle ilgili plan yapmaya niyetlendiğimizde süreci yönetmenin en güzel yolu hayal kurmaktan geçer.
Hayal kurarsınız, kimse sizden hesap sormaz, öyle büyük bir efor da harcamazsınız!
Nereden çıktı demeyin? Mesela Fatih Terim, nam-ı diğer imparator...
Hayal ediyorum şu an; ben Fatih Terim’in başkanı olsam ona nasıl yaklaşırdım? İlişkimi nasıl yürütürdüm?
Terim’in vefa, Galatasaray’a olan aidiyet duygusunu ve aşkını anlatmaya gerek yok. Bunları asla göz ardı etmezdim, onu kırmamaya çalışırdım! Çünkü bilirim ki, kibarca yapılan tüm olumlu taleplere, zaman zaman karşı olduklarına dahi olumlu yaklaşır.
Savaşmakta da, sarıp sarmalamakta da sınır tanımaz. O zaman onunla savaşmak yerine birlikte yürümeyi seçerdim.
Bunun adı da ‘yöneticilik’ olurdu hiç kuşkusuz...
İkinci hayalimde ise takımın başında Fatih Terim bulunmasaydı da, bugün yaşananlar olsaydı?
Yani bugünkü saha sonuçları alınsaydı, kim ya da kimler ‘okka’ altına giderdi?
Hadi buyrun size bir hayal daha! Galatasaray Başkanı Fatih Terim olsa, bu durumlara müsaade eder miydi? Kulübün ve teknik direktörün hakkını ne şekilde savunurdu?
Adı üstünde hayal kurmak, kurun kurabildiğiniz kadar...
Hangi pozisyon, hangi durum olursa olsun Fatih Terim, futbol denince Galatasaray camiasının en güçlü ve etkili figürü değil mi?
Bu hayal değil, tam tersi bir gerçek.

Rıdvan ve Larin... Böyle devam edin

Şu sıralarda Rıdvan Yılmaz’ı mercek altına aldım, maçlarda gözüm hep onun üzerinde.
Pırıl pırıl bir yüzü var, iyi niyetli, pozitif, çok çalışkan ve de en önemlisi mütevazı. Asla şımarmıyor, çok da duygusal...
Futbolculuğu mu? Tam bir görev adamı, savaşçı ve de gözü kara, hocasının ona olan güvenini asla boşa çıkarmıyor.
Tıpkı soyadı gibi Kartal’ın ‘Yılmaz’ savaşçısı konumundadır Rıdvan kardeşimiz, nazar değmesin.
Sinan Engin kardeşimin, Rıdvan Yılmaz’ı Roberto Carlos’a benzetmesi hiç de yabana atılacak bir söz değildir, aynen katılıyorum.
Anımsayın, Cyle Larin’e ilk zamanlarda burun kıvıranlar oldu, ben de dahil!
Gördük ki yanılmışız, Atiba’nın Larin’e referans olduğunu unutmuşuz!
Kartal’ın eli, ayağı, ilerlemiş yaşına karşın örnek olan Atiba, kolay kolay kimseye kefil olmaz.
Zaman Atiba’yı haklı çıkardı. Yalnız geldiği günden bugüne özverili çalışmalarının Larin’e kattıklarını da göz ardı etmemek gerekir. Genç forvet kanatta da oynasa gollerini eksik etmiyor. Başka bir deyişle kritik maçlarda Kartal’ın ‘can simidi’ Larin’dir. Onu Kartal’a kazandıran Atiba da alkışı hak ediyor.

Organik  Sergen Yalçın!

Sergen Yalçın’ı niye seviyorum biliyor musunuz?
Teknik adamlığını bir kenara bırakın, açık sözlülüğünü seviyorum.
Onun yan yollarla hiç işi olmaz! Zirvenin en büyük adaylarını dize getirdi, hiç duydunuz mu, büyük sözler ettiğini?
Başarılarda kendine asla pay biçmiyor, tam tersi oyuncularını ve yönetimi öne çıkarıyor, onlara övgüler yağdırıyor.
Yani ‘ben’ değil, ‘biz’ diyor...
Bana göre Sergen Yalçın tam bir kadro mühendisidir. Oyuncu tercihleriyle ilgili eleştirilere kulak asmıyor, bildiği doğrudan şaşmıyor, taviz vermiyor.
Örneğin bir Rıdvan’a, bir N’Sakala’ya şans veriyor. N’Koudou bir sahada, bir yedekte. Daha çok örnek var... Hocanın bu ince rotasyonlarıyla ilgili takım içinde bir rahatsızlık var mı? Yok!
Bırakın rahatsız olmayı, burun kıvıran yok! Bu kabullenmenin de temelinde futbolcuların hocaya olan güveni yatıyor, onun kararlarına herkes saygı duyuyor.
Sergen Yalçın’la ilgili sevgili dostum Abdülkerim Durmaz’ın, “Adam doğal, organik, organik...” benzetmesine bayıldım doğrusu.
Sergen hoca, ancak böyle anlatılabilir.

GÜZEL SÖZLER

“Yazarım çekleri, İrfan’ı da, diğerlerini de alırım, sonra ‘eyvallah’ der giderim. Ama beni gebertseniz bunu yapmam, Galatasaray’ın geleceğini karartmam.” Mustafa CENGİZ