Elbette bir oyuncunun ya da teknik adamın kariyerine bakar, buna göre öngörülerimizi paylaşırız. Beğenir ya da beğenmezsiniz, bu tamamen siz değerli okuyucularımızın takdirine kalır. Görünen o ki Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, sezon boyuncu kaleyi kime teslim edeceği konusunda tatlı bir ikilem yaşayacak.
Kariyer açısından bakıldığında Ederson bir adım önde... Ayağını çok iyi kullanıyor, oyun kurma becerisi üst seviyede ve tecrübesi en büyük artısı...
Ancak iş performansa geldiğinden tablo biraz değişiyor. Bugünkü form durumuna baktığımızda Mert Günok benim kantarımda daha ağır basıyor. Refleksleri, kritik kurtarışları ve liderlik özellikleriyle güven veren bir eldivendir benim penceremden.
Son kararı elbette İsmail Kartal verecek. Ancak Ederson’un geçen sezonki performansına baktığımızda, yaptığı hatalar ve inişli çıkışlı görüntüsü nedeniyle Fenerbahçe’ye beklenin katkıyı verdiğini söylemek çok zor.
Demem o ki, Fenerbahçe kalesinde bu sezon çok ciddi bir rekabet yaşanacak. Bu rekabetin
İlk yarıda Beşiktaş’ın en büyük sorunu oyun kurmakta yaşadığı özgüven eksikliğiydi. Geriden çıkarken, yapılan basit top kayıpları, rakibin baskısını artıran en büyük faktör idi. Bu nedenle siyah-beyazlılar ikili mücadelelerde fauller yaparak rakibini durdurmaya çalıştı.
İtalyan hocanın ilk maçın 11’ini korumasını hiç ama hiç yadırgamadım ve doğru buldum. Çünkü teknik adamların kazanan kadroya güvenmesi doğal bir tercihtir.
Ancak Kartal’ın 4-1-4-1 dizilişi, rakibin 3-4-2-1 sisteminde merkezde kurduğu sayısal üstünlüğe karşın yetersiz kaldı.
Demem o ki, ilk yarının genelinde ev sahibi ekip daha tehlikeli olan taraftı. Rakibin iki topunun direkten dönmesi de bunun en büyük göstergesiydi. Özellikle Castillo çabukluğu, hızı, bire birdeki etkinliği ve de koşuları ile Beşiktaş savunmasını en çok zorlayan isimlerin başında geldi.
Beşiktaş’ın pozisyon üretememesinin en önemli nedeni ise orta sahanın üçüncü bölgeye topu taşıyamamasıdır. Artı kanatlar yeterince işlemedi, hücum
FIFA Dünya Kupası’nda aradığımız gururu yine Filenin Sultanları’nda bulduk... Voleybol Milletler Ligi final etabında Türkiye fırtınası esti. A Milli Kadın Voleybol Takımımız, Çin’de oynanan finalde Brezilya’yı 3-1 mağlup ederek bir kez daha şampiyonluğa uzandı.
Sözün özü; son dönemde futboldan uzaklaştık, fileye gönül verdik. Filenin Sultanları’nı bu zorlu yolculukta her zamanki gibi yalnız bırakmadım. Her maçlarını büyük heyecanla izledim, zaman zaman stres yaşadım, ama her sayıda içimden ‘iyi ki varsınız’ dedim. Çünkü onlar sadece maç kazanmıyor, milyonlara umut ve gurur aşılıyor.
Şampiyonluk töreninde İstiklal Marşımız çalınırken gözlerinden süzülen yaşlar, eminim benim gibi milyonların da yüreğine dokunmuştur. O an, ekran başındaki herkes aynı gururu, aynı mutluluğu yaşadı.
Büyük başarının mimarlarına başta Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ’a, Başantrenör Daniele Santarelli’ye ve Atatürk’ün cesur, inançlı kadınlarına
Kuzey Avrupa ülke takımlarını artık hepimiz iyi tanıyoruz... Hangisine bakarsanız bakın, hepsi aynı oyun kimliğini taşıyor. Özellikle fizik güçleri inanılmaz, artı oyun disiplinleri.. Küçüğü büyüğü hiç fark etmiyor, ikiz gibiler! Danimarka takımlarından Midtjylland yukarıdaki tanıma tıpa-tıp uyuyor. Fizik gücü inanılmaz, önde baskı yapan, geçiş oyununu iyi uygulayan bir ekip.
Beşiktaş’mı?... Kadro kalitesi olarak rakibinden üstün olduğu açık. Taraftar desteği de elbette Kartal’ın en büyük avantajı. Sabırlı olmak şart, Kartal orta sahayı iyi parsellerse rövanş için büyük avantaj sağlayacaktır, inşallah yanılmam!
***
İlk yarıda Beşiktaş’ın oyun anlayışı bence üst seviyede idi. Özellikle Kartal’ın önde baskısı beraberinde pozisyonları da birlikte getirdi. Ne var ki, o pozisyonları gollerle taçlandıramadılar. Cerny, Murillo ve Olaitan (2) net pozisyonları cömertçe harcarken, bir topta direkten döndü. Kuşkusuz Kartal’ın üçüncü bölgede uyguladığı baskı,
Bu yenilgiyi sadece skora bağlamak elbette yanlış olur. Evet Türkiye topa sahip olan taraftı, öyle ki yüzde 70’e 30’luk bir oran vardı ama bu üstünlük galibiyete yansımadı!
Avustralya tam da beklenen şekilde oynadı; demem o ki savunmasına sabırlı şekilde yaslandı, kontra toplarla sonuç aradı ve kazandı.
Teknik adamları kadro tercihleri nedeniyle yerden -yere vurmak gibi bir takıntım yok! Ancak eleştirilecek noktalardan biri Montella’nın 11 tercihiydi. Örneğin Kenan Yıldız, bire birde rakip eksilten, kapalı kilitleri açabilecek bir yeteneği niye kenarda oturtur, anlamakta zorlanıyorum. Efendim sakatlığı gerekçe gösteriliyor. Eğer riskse ikinci yarıya Kenan’la başlamasına ne demeli? Artı Montella’nın oyun şablonu da yetersiz idi bana göre.
Rakibin savunma duvarını açacak varyasyonlardan uzaktık mesela! Aynı bölgeden sürekli hücum etmek, Avustralya’nın ekmeğine de yağ sürdü! Rakibin kontratak oynayacağını sağır sultan bile biliyordu! Ayrıca rakibin en büyük silahı geçiş oyunlarını dört-dörtlük yapmasıydı. Dikkat edilirse
Aziz Yıldırım'ın yeniden başkan seçilmesi kimilerine göre sürpriz sayılabilir... Ne var ki; bana göre asla sürpriz olmadı. Başkan Yıldırım'ın rakibi Hakan Safi'ye fark atması, kongre üyelerinin 'tecrübe' artı 'bilgi-birikime' yöneldiğini gösterdi.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım bir yıllık süreçte başarılı olur mu, olmaz mı? Bu soruların cevabı bir kaç faktöre bağlı.
Bence mi? Kesinlikle başarılı olur...
Başkan Yıldırım'ın en büyük avantajı kulübü çok iyi tanıması ve kriz yönetimindeki deneyimidir. Artı Fenerbahçe'nin uzun süredir yaşadığı şampiyonluk özlemini sona erdirme baskısını daha önce yaşamıştı, yani antrenmanlı! Elbette başarılı olmasının temel taşlarından biri güçlü bir yönetim ve mali kaynak oluşturmasıdır. Kongre üyelerinin o koltuğa Yıldırım'ı oturtmasını bir kaç faktörlerle anlatabilirim...
Üyeleri bu tercihe iten "tecrübeli başkan" arayışı oldu. Bu da Yıldırım'da fazlasıyla var... Camiadaki güçlü liderlik arzusunu da sayabiliriz...
Diğer yandan Hasan Safi'nin projeleriyle
Yerli hocalarımızın başarılarına tanıklık etmekten müthiş gurur duyuyorum. Yabancı karşıtı değilim ama gelin görün ki, Türk futboluna bir milim katkı yapmadıklarını gördükçe hem yerliler adına üzülüyorum hem de kasalardan çıkan onca dolar ve eurolara!
Okan Buruk... Son yıllarda Türkiye’de sonuç alma konusunda en başarılı isimlerinden biridir. Oyunu önde kurmayı, topa sahip olmayı ve hücum çeşitliliğini seviyor. Büyük takım baskısını yönetebilmesi de en önemli artısı.
Fatih Tekke.... Futbol aklı ve oyun bilgisi yüksek bir teknik adamdır benim penceremden. Trabzonspor’a belirgin bir oyun kimliği kazandırma adına gelişim içinde. Tekke, sabırlı ve uzun vadeli projelerde daha başarılı olabilecek bir profildir.
İlhan Palut... Elinin altındaki kadronun potansiyelini en iyi kullanan hocalardan. Disiplinli, organizasyonu güçlü ve rakibe göre plan yapabilen bir teknik direktör. Anadolu kulüplerinde gösterdiği istikrarlı performans alkışa ve övgüye değerdir.
Okan Buruk dört yıl üst üste şampiyon oldu,
Hiçbir kuruma ya da kişiye önyargılı yaklaşmadım, bundan sonra da yaklaşmam. Önyargılı insanları da sevmem; hatta mümkünse iletişimimi keserim. Çünkü sağlıklı değerlendirmenin yolu, peşin hükümlü olmaktan değil, gerçeğe bakmaktan geçer.
Ortada bir konu, bir sıkıntı ya da tartışma varsa, önce kılı kırk yarar, sonra düşüncemi ortaya koyarım. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten de geri geri durmam. Bu konuda ne taviz veririm ne de görmezden gelirim.
Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir. Ancak 'sevmiyorum' diye önyargılı hareket etmek, daha işin başında ağacı kökünden sökmeye kalkmak doğru değildir.
Nereye varmak istiyorum?
Beşiktaş'ta teknik kadroda bir değişim yaşandı. Sergen Yalçın ve Serkan Reçber görevlerinden ayrıldı. Doğal olarak bu değişim üzerine birkaç söz söylemek de hakkımız oldu. Neticede Beşiktaş yıllardır takip ettiğim, uzmanlık alanım olan bir camia.
Öncelikle şu gerçeği teslim edelim; Beşiktaş bir kurumdur, asırlık çınardır. O kurumu yöneten Başkan Serdal Adalı ve yol arkadaşları vardır. Alınan