Bırakınız incelesinler, bırakınız düzeltsinler

Bizim işimiz, tribünden sahaya bakmak, takımların mücadelesini kendi penceremizden yorumlamak. Yani, ‘O niye yok, bu niye var?’ gibi cümleler kurmak, bir teknik adamdan hesap sormaktır!

Örneğin Belhanda ve Feghouli, Alanya maçına yedek çıktılar ya, yorumlar, varsayımlar gırla gidiyor! Başkan Mustafa Cengiz, ekonomik nedenlerden dolayı futbolculardan indirim istedi, gelin görün ki iki oyuncu buna ‘hayır’ demiş...
Gerçi başkan adlarını vermedi, ama biz biliyoruz ki biri Belhanda diğeri Feghouli... Nitekim Fatih Terim hocamız maç sonrası bu isimleri doğruladı. Terim’in tavrı net, “İdari ve ekonomik cezaları yönetim, teknik cezaları da ben veririm” açıklaması bence yeterlidir, yan yollara sapmanın, senaryolar üretmenin anlamı yok!

Bir teknik adam bindiği dalı keser mi, hele hele söz konusu Terim ise orada duracaksınız arkadaş! Yani, onları yeterli görse oynatır, öyle baskıyla, indirimle falan hiç işi olmaz.

Aslan’ın iptal edilen golüyle ilgili Terim hocamız, “Bizim VAR’lar sağlık taraması gibi oluyor... Öyle tarıyorlar bizim golleri” diyor. Yapma, etme hocam bırak tarasınlar, incelesinler, bundan böyle hiçbir takımın hakkını yemesinler.
Hocanın bu mesajının adresi hakemler ve VAR’ın başındakilerdir, biliyoruz. Aynı titizliği, diğer hakemler ve VAR’daki isimlerin göstermesini de istiyor Terim hocamız işin açıkçası.

Valla yerden, göğe kadar haklı. Bu cümle, çifte standarda üstü kapalı isyanı çağrıştırıyor bana...

MHK’yi bırakan gözlemci oldu!

benim penceremden adam gibi, adamdır. Yalanla, dolanla işi olmaz, sözü senettir, inandığı her şeyin arkasında durur, en önemlisi adam satmaz! Hoppala, “Nereden çıktı bu?” der gibisiniz! Alp, MHK’den niye istifa etti? Oğuz Sarvan ve Ünsal Çimen’in görevden alınmasını istediler Alp’den! Verdi mi? Elbette hayır...

‘Adam vermem” dedi, kendisini ‘feda’ etti... Onun adamlığına yakışan da buydu...
Ya sonrası?

Zekeriya Alp iş hayatına döndü, diğer arkadaşları her ne hikmetse ya mentör, ya da gözlemci oldular! Haaa efendim, talimatlar gereği MHK’den ayrılanlar, gözlemcilik yapar, doğrudur. Yahu, Alp sizler için kendisini ‘feda’ etmedi mi? İsteseydi, ki ona ‘devam et ‘ dendi, o koltukta kalırdı. Ama Alp, kişiliğine yakışanı yaptı, bıraktı, işte takım ruhu ve de duruş buna derim arkadaş.

Efendim, gözlemcilikten ne kazanırlar, ne alırlar, beni hiç ilgilendirmiyor! Maç başına 1300 TL diyorlar! Arkadaşlar siz MHK yönetim kurulunda yer aldınız, ohhh ne güzel ‘koltuk ‘ gitti, gözlemciliğe devam! Öyle talimatlara falan sakın ola sığınmayın, apolet takmadınız, tam tersi klasman düştünüz! Hedef belli, hakem camiasının içinde kalmak değil mi?

Mentör ve gözlemci arkadaşlardan birini ayırmasam ayıp ederim. Ahmet Şahin... Gözlemcilik hakkı varken, ‘talimatı’ elinin tersiyle bir kenara itmiş, gözlemciliği kabul etmemiş. Yani, takım oyuncusu olduğunu ortaya koymuş, bir ‘duruş’ sergilemiş, helal olsun ona. Kıssadan, hisse!

Bravo sana Numanoğlu

Takım arkadaşım Cemal Ersen’in geçen haftaki köşesinde, MHK Başkanı Serdar Tatlı ve arkadaşlarıyla ilgili kullandığı, “Yürek mi yediniz?” başlığı çok hoşuma gitti. Hakem atamalarına baktığımda Ersen’in başlığının ‘cuk’ diye oturduğunu görüyoruz.

MHK, adı - sanı bilinen ama öne çıkamayan perde arkasındaki hakemleri maçlara atıyor. Valla, böylesi atamaları yapmak yürek ister, tıpkı Ersen’in ‘yürek’ benzetmesi gibi. Tatlı ve arkadaşları kamuoyunda yıpranmamış isimlere yöneldiler, helal olsun.

Galatasaray - Alanya maçı, Tugay Kaan Numanoğlu’nu verildi. VAR’a da Özgür Yankaya oturdu. Numanoğlu’nu tanıyan var mı? ‘Var’ diyen yalan söyler! Süper Lig’de sadece 7 maç yönetmiş. Ben tanımam - etmem, ama harika maç yönetti. Onun atladığı, ya da süzemediği pozisyonlara da VAR yerinde dokunuşlar yaptı, bravo.. Uzun zamandır böyle uyum içinde olan, sıfır hatayla maç yöneten bir hakem triosuna tanıklık etmemiştim. Aman nazar değmesin!

İşin özeti, MHK artık kamuoyunda yıpranan isimleri taca atıyor, doğru da yapıyor. Tatlı ve ekibine bu anlamda kredi tanımak da hepimize düşüyor.

Sağır sultan bile duydu

Bazen düşünüyorum; acaba taraftarsızlık avantaj mı diye...

Tamam, kulüplerin ekonomisi de virüs nedeniyle dibe vurdu, biliyoruz. Biraz da madalyonun tersinden bakmak istiyorum... Yani saha içine...
Hakemler, bu oyunun asıl aktörleri taraftar baskısından uzaklar. Sadece onlar mı? Ya yönetimler? Onlar da koltuklarında şimdilik rahatlar, çünkü ‘istifa’ diye bağıran - çağıran, yok!

Taraftarsızlık, saha içindeki konuşmaları da açığa çıkardı! Eskiden dudak okuyorduk, şimdilerde buna da gerek kalmadı! Her şey ayan - beyan, kulaklarımıza kadar geliyor, özellikle hakemlere yapılan hakaretler!

Serdar Aziz’in hakeme yönelik kullandığı kelimeler malum! Tamam, penaltı değil doğru, VAR da devreye girmedi, eyvallah. Peki, kardeşim sen yılların deneyimli oyuncususun, hakareti niye tercih ettin?

Ne oldu? Şimdi herkes maçı bıraktı, hakem hataları yerine senin kullandığın kelimeleri konuşuyor! Taraftar olsaydı, Serdar’ın kullandığı kelimeler, TV’den kulaklara yansımayacaktı, sadece dudak okuyacaktık!

Sanırım Serdar da statta taraftar olmadığını unuttu, boşluğuna geldi!

Yayıncı kuruluşun kale arkasında mikrofonları olduğunu da hatırlatalım, ne olur, ne olmaz! Aman siz siz olun, radara sakın yakalanmayın e mi?

Serdar’ ceza gelecek mi, gelmeyecek mi?

Valla, kullandığı o malum kelimelerin hakem ve temsilci raporlarında yer alması halinde kurallar cezayı öngörüyor. Hakem duysaydı, zaten kırmızıyla atardı, demek ki, duymamış!

Ama o kelimeleri sağır sultan bile duydu, buna ne diyeceksiniz?