Hep kaçıranlara değil tutanlara da bakalım!

Beşiktaş sevdalılarını anlatmaya gerek yok, tutkulular, vefalılar, iyi günde, kötü günde Kartal’ı asla yalnız bırakmazlar.
Gelibolu Beşiktaşlılar Derneği ofisinin duvarında bir slogan var; ‘Bir gün değil, her gün Beşiktaş’ diye. Beşiktaş taraftarını özetleyen en güzel cümle bu sanırım.
Ne var ki, ‘özeleştiri’ onlar için adeta bir yaşam biçimidir. Bir özellikleri daha var; farklı renklere gönül verenlerin yanında Kartal’ı eleştirirken, her kelimeyi özenle seçerler, laf ettirmezler, edenlere de kızarlar!
Yalnız kaldıklarında ise özeleştiriler gırla gider, el frenleri asla yoktur! Gelibolu’da siyah-beyazlı renk tutkunları biraz fazladır, çevrem onlarla kaplı. Bir arkadaşım var, Müştak Özinal, kongre üyesidir. Fenerbahçe derbisinden sonra ofiste sohbet ediyoruz, Müştak kardeşim biraz kızgın, biraz öfkeli! Sergen Yalçın’ı çok seviyorlar ve ona inanıyorlar. Müştak kardeşimizin Sergen hoca ile ilgili sitemlerini dikkatle dinledim.
Diyor ki Müştak, “Ljajic’e niye bu kadar sabır gösterdi, anlayamadım.” Durmuyor, “Hamlelerde geç kaldı, bazı oyuncular yorulmuştu...”
Müştak kardeşimizin mesleği muhasebecilik, ama sanırsınız ki, yargıç arkadaş, yargısız infaz yapıyor! Onun isyanını anlıyorum, şampiyonluk kovalayan Kartal’ın önemli bir avantajı kaçırdığını anlatmaya çalışıyor, kendi penceresinden haklı olabilir. Bu anlamda eleştiriler var, gelin görün ki kişisel olarak bunlara asla katılmıyorum.
Niye mi?
Yahu arkadaş, rakibin Fenerbahçe, ne yani çantada keklik mi sandınız? Kadro derinliğiyle tıpkı Galatasaray ve Trabzonspor gibi zirvenin ortakları arasında değil mi? Ha diyeceksiniz ki, Aboubakar, o iki fırsatın birini gole çevirse, acaba Müştak kardeşimiz bu eleştirileri yapar mıydı? Hiç sanmam!
Gitti, Altay’a takıldı. Peki Ersin’in kurtardıklarına ne demeli, onları yok mu sayalım?
Bakın, derbinin bana göre iki yıldızı var, önce Altay, sonra Ersin... Demem o ki, atamayanlara değil, kurtaranlara bakalım, derbinin özeti budur Müştak kardeş!

Sergen Yalçın neyi işaret etti?

Sergen Yalçın’ı anlatmaya gerek yok, kalbinde ne varsa diline yansıtır, çekincesi yoktur.
Ozan Tufan’ın attığı gole yaptığı övgüleri dinlediniz mi? Düşünün takımı iki puan kaybetmiş, rakibin attığı kritik golü anlatıyor, alkışlıyor. İşte Sergen hocanın farkı da burada yatıyor.
Gelelim hakem Halil Umut Meler’le ilgili sözlerine... Valla eleştirilerinin çoğuna katılıyorum. Özellikle faullerde, çifte standardın daniskasını uyguladı Meler!
Pozisyon aynı fotokopi gibi, gelin görün ki birine var, birine yok! Sergen hocanın, “Rakibi oyuna ortak etmek için elinden geleni yaptı” cümlesinin altında da bu fauller yatıyor!
Ona veriyorsan, diğerine de vereceksin arkadaş, gördüğünü çal, elini tutan mı var?

Nereye kadar hocam!

Fenerbahçe’de derbi sonrası sular duruldu mu, Erol Bulut konusundaki kaygılar sürüyor mu? Ozan Tufan’ın attığı gol, Altay’ın muhteşem kurtarışları, Kadıköy’ü saran kara bulutları şimdilik dağıtmış gibi gözüküyor!
Şimdilik diyoruz; çünkü kapalı kapılar ardında Bulut’un hala sorgulandığını duyuyoruz, biliyoruz! Öyle ki, ilk tökezlemede yine masaya yatırılacağını söylüyor dostlar!
Erol Bulut’un derbide sahaya sürdüğü 11’e yönelik eleştiriler sıcaklığını koruyor. Haklılar da... Bir Samatta’ya bakıyorum, bir de Aboubakar’a... Biri yürüyor, diğeri rakip savunmayı hallaç pamuğu gibi atıyor, üretiyor, ama kaçırıyor!
İkisi de forvet, fakat arada uçurum var, uçurum! Thiam ve Valencia varken niye Samatta hocam? Görüyoruz ki, Erol Bulut yoğun baskı altında, kafası karışık, kadro tercihlerinde müthiş hatalar yapıyor! Lig bitecek neredeyse, ideal ekibini bulamadı, taşlarla oynamaya devam ediyor. İyi ama nereye kadar hocam?

Sürekli siz mi kazanacaksınız!

Fatih Terim hocamızın başarılarını bilen, biliyor, apoletleri yıldızlarla doludur. Hırslıdır, iddialıdır, hep başarıyı kovalar, hedefleri büyüktür, ‘kaybetme’ kelimesi onun lugatında yoktur.
Buraya kadar gıkımız çıkmaz... Ancaaak, bu oyunu herkesten daha iyi bilen sizsiniz. Yıllarca bu oyunun içinde yoğruldunuz, hep ‘kazanacaksınız’ diye bir kural var da, biz mi bilmiyoruz hocam?
Bazen iş kazaları hatta sürprizler yaşanır. Örneğin Rize yenilgisi, sürpriz mi, iş kazası mı, tartışılır! Adını ne koyarsanız koyun, ortada bir kazanan, bir de kaybeden var, gerisi detaydır!
Peki maç sonu açıklamalarınıza ne demeli? Yenilgide özeleştiri yapacağınıza niye yan yollara sapıp, farklı adreslere yükleniyorsunuz?
Valla kişisel olarak hakemin skora bir katkısı olduğunu asla düşünmüyorum. Her kötü sonuçta ya hakeme, ya da uzatma dakikalarına takıldınız bugüne kadar! Rize maçında 12 dakika uzattı hakem, bu bir rekordur hocam?
Artı, hakem Rize lehine penaltı çaldı, VAR devreye girdi, pozisyonun dışarda olduğu ortaya çıktı. Sürekli eleştirdiğiniz o VAR sistemi, o gün doğru karar verdi, ya VAR olmasaydı? Demek ki, öyle veya böyle VAR bazen işe yarıyor değil mi hocam?
Örneğin, takımın gole gereksinimi var, Aslan’ı üç puana taşıyacak golcünün birini kenara alıyorsunuz, peki golü kim atacak hocam!

Çıkarın kartı asla acımayın

Biz yazmaktan, söylemekten yorulduk ama onlar bildiklerini okumaya devam ediyorlar!
Kim bunlar? Hakemlerimiz...
Arkadaşlar, hani oyundan alınan oyuncular en yakın noktadan sahayı terk edeceklerdi... Skor olarak geride olan bu kurala uyuyor, ya önde olanlar? Onlar kural tanımıyor, siz de izlemeye devam edin e mi!
Bitmedi... Malum tribünlerde taraftar yok, sahadaki sesler kulaklarımıza kadar geliyor. Öyle çığlık atanlar var ki, sanırsınız bir yeri koptu! Kendini yerden yere atan oyuncu bir dakika sonra tazı gibi koşmaya başlıyor! Darbe beline, ya da omzuna geliyor, arkadaş yüzünü tutuyor!
Bu tip oyuncu sayısı o kadar fazla ki, hangisini saysak! Dememiz o ki, sahayı geç terk edenlere, yalandan kendini yere atanlara asla prim vermeyin, bunlara ‘dur’ demenin zamanı geldi de geçiyor, sayıları da giderek artıyor!
Yetki sizde, kuralları uygulayın. Basın kartları bakalım, bir daha yapabilecekler mi?

GÜZEL SÖZLER
“İnsan ne kadar büyük ruhlu olursa, aşkı o kadar derin bir şekilde duyar.”
LEONARDO DA VİNCİ