Herkes rahatladı ama defterler kapandı mı?

Ne imzaymış arkadaş! Tam 35 gün Sergen Yalçın’ın imzasıyla didiştik! Çalmadığımız kapı, aramadığımız insan kalmadı! Onu ara, bunu çevir, parmaklarımızda dolama çıktı! Konuşmaktan dilimiz damağımız kurudu!
Sergen Yalçın cephesi ‘para-puldan’ hiç söz etmedi... Sürekli, ‘Başka nedenler var’ dedi. Nedenleri sorduk, bir türlü açıklık getirmedi!
Hala da o malum nedenler neyse, karanlıkta, yerinde duruyor! Haaa malum ‘nedenler’ bir gün ortaya çıkar, asla gizli kalmaz, ortalığa da saçılır!
İnanın bu imza krizinden sonra Gelibolu’da çarşıya gittim, gitmesine de, ofisten burnumu bile dışarı çıkaramadım.
Niye mi?
Beşiktaş’a gönül verenlerin sorularını yanıtlamaktan dilim-damağım kurudu adeta!
Sergen hocayı taa altyapıdan tanırım, yeteneğini asla tartışmaya açmam, izlerken keyif aldığım ender oyunculardan biridir. Yalanı-dolanı olmaz, sözü senettir.
Neticede ortada bir imza krizi var, araştırmak da bizim işimiz. Artık olan olmuş, son dakikada kriz tatlıya bağlandı, Sergen Yalçın Kartal’la yola devam edecek. Her iki tarafa da hayırlı, uğurlu olsun...
Bu anlaşmanın parasal yönü beni hiç ırgalamıyor! Sergen hoca ne istedi, yönetim ne verdi, onların bileceği iş!
Sportif anlamda ortada büyük bir başarı vardır. Onca ekonomik krize ve de kadrosal yetersizliğe karşın, Kartal’ın sezonu iki kupayla taçlandırması elbette müthiş başarıdır. Altyapıdan yetişen ve iki kupa kazandıran Sergen Yalçın bir ‘ilke’ imza atmıştır.
Buraya kadar sıkıntı yok, gerçekler bunlar... Peki, bu başarının temelinde sadece Sergen Yalçın ve ekibi mi var?
Başkan Ahmet Nur Çebi’nin uğraşlarını, özverilerini, Ümraniye’ye olan parasal desteğini taç çizgisinden dışarı mı atacağız, yok mu sayacağız?
Demem o ki, ortada bir büyük başarı varsa ki var, Başkan Çebi ve Sergen Yalçın benim kantarımda ağır basar, bunun lami-cimi yok! Ancak ortada asırlık bir çınar yani 118 yıllık Beşiktaş Kulübü var, unutmayalım. Birileri gelir, birileri gider, ama o kurum hep ayakta kalır...
Kurum mu, kişiler mi?
Sabaha kadar kurum, yani asırlık çınar Beşiktaş’tır... İşin özeti, imza krizi tatlıya bağlandı, hem yönetim, hem Sergen Yalçın, hem de sokaktaki Beşiktaş sevdalıları rahatladı, ben de!
Dileriz sancılı süreçte yaşananlar bu birlikteliğe zarar getirmez!

GÜZEL SÖZLER
“Gerçek şu ki; herkes seni incitecek. Yapman gereken tek şey, acı çekmeye değecek birini bulmak.” BOB MARLEY

Galatasaray’a yakışan kongre
Galatasaray’ın 38. Başkanı Burak Elmas oldu, kendisini kutluyor, bu zorlu görevde ona ve arkadaşlarına başarılar diliyorum.
Bu işin bir yanı, diğer yanı beni çok ilgilendiriyor, yani kongreden sonraki tablolar. Beş adayın yarıştığı kongreyi izlerken çok keyif aldım doğrusu... Ne bir tartışma, ne bir kriz... Kaybeden geldi, rakibini kutladı, sarmaş-dolaş oldular... İşte fair-play ruhu buna derim arkadaş.
Bu anlamda 41 oyla seçimi kaybeden Eşref Hamamcıoğlu örnek bir davranış sergilemiştir. Sayın Hamamcıoğlu’nu da bu tutumundan dolayı alkışlıyorum. Yeni Başkan Burak Elmas’ı kutlarken, vücut diline baktım, hiç de politik değildi, tam tersi buram buram samimiyet kokuyordu. Helal olsun...

Güneş finallere götürürken iyiydi!
Avrupa Şampiyonası finallerinde ‘sıfır’ çektik, misafir takım konumuna düştük, ülkece kahrolduk, üzüldük. Üç maçta da ‘sudan çıkmış’ balık gibiydik! Ne bir oyun stratejisi, ne bir oyun şablonu, ne de taktiksel bir veri ortaya koyamadık!
Hadi bunları geçtik, fiziksel olarak yok denecek seviyede idik! Sanırsınız ki, elemelerde 10 maçta 7 galibiyet, 2 beraberlik, 1 yenilgi alan bu takım değildi! Gözlerimize inanamadık!
Teker kırılmaya görsün, vay halinize, yol gösteren o kadar çok olur ki! Şenol Güneş, şu sıralarda hedef tahtası konumunda... Biz bunu geçmişte yaşadık, bugün de, yarın da yaşamaya devam edeceğiz! Güneş’i savunurken, eldeki verilere bakarım. Tamam, turnuvada başarısız oldu, olmasına da, ne yani yerden yere mi vuralım?
Bırakın açıklamalarını bir kenara, Şenol Güneş’in vücut diline iyi bakın... Üzüntüsü yüzüne yansıyordu, o da, biz de kahrolduk!
Futbol takım oyunudur... Başarı ve başarısızlıkta, faturanın tamamını bir kişiye kesmeye kalkarsak, bu asla ‘adil’ olmaz... Yani başarı futbolcuların, başarısızlık teknik direktörün! Olmazzzz.... Herkes payına düşeni alacak!
Ülkemize mutluluklar yaşatan ay-yıldızlı futbolcularımız da en az bizim kadar üzgünler... Onlara da şartlar ne olursa olsun, sahip çıkmalıyız.
Demem o ki, ‘iyi günde, kötü günde’ sloganını ne çabuk unuttuk? Yoksa, ‘düşenin dostu olmaz’ deyiminden mi sürekli hareket edeceğiz?
Bunun bir ortası yok mu arkadaş? Tabii ki eleştireceğiz, gerek oyun taktiğini, gerek kadro tercihini, gerekse oyuncu hamlelerini, ya da oyun stratejisini... Bunların hepsi doğal... Ama eleştirirken, ağaçı da kökünden sökmeyelim, hemen dar ağacına çekmeleyim!
Şenol Güneş ve ekibi 2002 Dünya Kupası’ndan dönerken, kafileyi taşıyan uçağa jetlerin eşlik ettiğini ne çabuk unuttuk! Artı ay-yıldızlı ekibi Avrupa Şampiyonası finallerine taşırken Güneş iyiydi, bugün mü kötü oldu?
Yapmayın, etmeyin, ‘onu gönder, bunu getir’ düşüncesiyle Türk futbolu hiçbir yere varamaz. Nerede kaldı ‘istikrar’ kelimesi?
Ancak şartlar ne olursa olsun, Türk futbolunda bir Şenol Güneş gerçeği var, olmaya da devam edecek...
Güneş, balçıkla sıvanmaz... NOKTA