Bilal Meşe

Bilal Meşe

bmese@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Görüyoruz ki, Süper Lig takımlarında müthiş bir transfer trafiği yaşanıyor.
Gelin görün ki, her imza atan oyuncunun arkasından polemikler gırla gidiyor! Adam gitmiş, başka takıma imza atmış, iş bitmiş, tren kaçmış! Gidenin arkasından ağıtlar yakmak, gündem yaratmanın kime ne yararı var arkadaş?
Örnek Mert Hakan, örnek Kartal’a kanat çırpan Mensah...
Valla söz mü, para mı, tartışmasına girmeye pek niyetim yok!
Transfer işi, parayla-pulla ilintilidir, bunu bilir, bunu söylerim.

Kartal iyi yolda
Dönelim uzmanlık alanıma, yani Beşiktaş’a... Valla onca ekonomik sıkıntıya karşın yönetim, transferde güzel işlere imza atıyor. Önce Nsakala, ardından Mensah, Welinton sırada, Cisse ile pazarlıklar sürüyor. Bravo Başkan Ahmet Nur Çebi ve yönetimine...
Tabi ki transferde Fenerbahçe’nin ilk sırayı aldığını söyleyebiliriz. Aldıkları oyunculara bakın, ne demek istediğimiz anlaşılır. Başkan Ali Koç ve yönetimi o başarısız sezonları unutturmak adına keseyi açmış, gözünü karartmış.
Görünen o ki Beşiktaş ile Galatasaray arasında Mensah sıkıntı yaratmış! Gelişmelerden şunu anlıyoruz, Mensah söz vermiş, gelmiş imzayı Kartal’a atmış. Ne var bunda? Tabi ki Beşiktaş’ın bu transferin bittiğini 19.05’te açıklaması ilginç bir yöntem.
Bakın, bunlar güzel espriler... Yeter ki içinde hakaret olmasın. Öyle kalkıp alınganlık yapacak bir şey yok!
Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz’in, “Paraları hep Leyla’ya bastılar” cümlesi doğrusu beni şaşırttı. Galatasaray’ın limit konusunda sıkıntısı yok ya, başkan rahat!
Peki, şimdi sormak istiyorum sayın başkana, böylesi bir cümle kurarak niye polemik konusu yaratıyorsunuz? Bırakın diğer kulüpleri, işinize bakın, işinize!
Falcao, Leyla değil mi?

Haberin Devamı

Bravo Kasımpaşa’ya
Valla bravo Kasımpaşa’ya... Hatta helal olsun... ‘Yaşasın Türk futbolu’ sloganıyla yola çıktılar, ekonomik krizle boğuşan başta Fenerbahçe’ye Mame Thiam’ı, Galatasaray’a ise kaleci Fatih Öztürk’ü bedelsiz verdiler. Ki özellikle Mame Thiam, gol yollarında oldukça etkili bir oyuncu, çok büyük paralara satılabilirdi, bedava gitti!
Türk futbolunun marka değerini artırmak zorundayız. Düşünün koca ligimiz Avrupa’da maalesef izlenmiyor, olacak iş mi bu? Bunun yolu-yordamı birlik ve beraberlikten geçer. Öyle birbirimizin kuyusunu kazarak, Türk futbolunun marka değerini nasıl yükselteceğiz, ben de merak ediyorum doğrusu!

Haberin Devamı

Bir güzel adam
Ahhh be güzel ve gönlü bol adam... Hesapta var mıydı, böyle erken gitmek, bizi öksüz bırakmak?
İlyas Namoğlu, dostum, ağabeyim, mesleğimizin duayeni...
Onu da sevdiklerimizin yanına uğurladık. Mekanı cennet, ışıklar yoldaşın olsun.
İlyas Ağabey gerçekten özel bir fotoğraftır benim penceremden. Rahmetli Efsane Başkan Süleyman Ağabey, dostlar masasında onu hep yanında oturturdu. Öyle severdi ki, anlatamam.
İş ahlakı, yardımseverliği, o sert görümünün altında pırlanta gibi bir kalbi vardı.
İlyas Ağabey, giderken arkasında birçok dostunu bıraktı, onun vefatıyla hepimiz adeta yıkıldık, kahrolduk.
Bizim meslekte tarihe geçmek pek de kolay değildir. Arkanızda bırakacağınız eserlerle anılırsınız.
İlyas abi de bunlardan biridir... Arkasında siyah-beyazlı renklere gönül verenlere müthiş bir eser bırakmıştır.
Neydi o?
Baba Hakkı Yeten’in Süleyman Ağabey’i alnından öpen fotoğraf karesi.
Yıllar önce çekildi, hala unutulmadı, her Beşiktaşlının ya evinde, ya da iş yerinde asılıdır o fotoğraf.
Seni hep özleyeceğiz İlyas Ağabey, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Haberin Devamı

10 yıllık gelir yok ki!
Hani şu limit olayı var ya, günlerdir tartışılıyor, kulüpler çıkış yolu arıyor.
Biz de dilimiz döndüğünce limit konusuna bu köşede değiniyoruz, haftalardır.
Doğal olarak bu hesap-kitap işlerinden anlayanlardan sürekli mailler geliyor.
Son olarak Galatasaray Divan Kurulu üyesi ve ODTÜ İşletme Bölümü mezunu Ayhan Özmızrak’ın maili geldi.
Okudum, belli ki bu işi biliyor, ben de kendisinden izin alarak, yorumlarını siz değerli okuyucularımıza aktarmak istedim.
“Şüphesiz, 2 + 10 yıl formülü kulüplere çok yardımcı olur. Zaten bu iş başladığında ifade edilen, 10 yıllık bir yapılandırma idi. Peki, ne oldu da 2 + 3 yıla döndü?
Bankalar ve kulüpler borçlarının % 80’inin 5. sene ödenemeyeceğini bilmiyor muydu?
Sorun şu; bankaların elinde mevcut borçlarla ilgili oldukça kuvvetli ipotek, rehin ve temlik gibi garantiler vardı, doğal olarak bir yapılandırma halinde ellerindeki garantilerin kuvvetini kaybetmek istemediler.
Kulüplerin isim hakkı, sponsorluk, yayın geliri gibi 3. tarafla anlaşmalı hiç bir geliri 5 yıldan uzun vadeli değil.
Bu durumda 10 yıllık yapılandırmada, 7. ve 8. yıl için bankanın elinde hiç bir somut teminat olamıyor, olmaz. Ama bu kulüplerin 5 yıl sonra küme düşmeyeceklerinin de garantisi yok. Yani maç günü ve tribün gelirini de 10 yıl sürecek güvenilir kaynak olarak kabul edemedi bankalar. Bu nedenle beş yıllık yapıldı. Yapılandırma sözleşmeleri ancak tüm taraflar 5 yılın sonunda yeni garantiler çerçevesinde bu yapılandırmanın yeni bir 5 yıl için tekrarlanacağını biliyor gayri resmi olarak. Bu kriter ilk 5 yıl içinde finansal borcun ne kadarının, hangi kaynaklarla ödeneceği... Kısacası herkes 10 yıllık yapılandırmada hemfikir, ama eldeki teminatların süresi izin vermiyor şimdilik...”
Eyyy kulüpler, ‘limit yükseltilsin’ diyorsunuz tamam da, TFF’nin istediği 21 ıslak imza işi ne oldu, ben de merak ediyorum!

GÜZEL SÖZLER
Eğitim, kıvılcımla ateş yakmaktır, boş bir kabı doldurmak değildir. SOKRATES