Gecikmeli de olsa, Türkiye’de seyircili spor müsabakalarının ertelenmesi yerinde bir karar.
Dünyayı titreten Korona virüsü yaşamın her alanını etkiliyor. Futbolu, basketbolu, voleybolu, hentbolu, daha doğrusu temaslı tüm spor branşlarını bundan ayrıştıramayız.
Perşembe günü Spor bakanı başkanlığında yapılan zirveden böyle bir sonuç çıkması kaçınılmazdı.
Beklenen oldu. Oldu da, toplantıya katılan federasyon başkanlarının, daha doğrusu federasyonların doğru dürüst hazırlığının bulunmaması dikkat çekiciydi.
Tamam ligler ertelendi. İlk aşama geçildi. Ya sonrası?
Soru çok, yanıt yok. Çünkü kimsenin hazırlığı yok!
Bakan Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun karşısında terlemeleri bu yüzden.
Hayatın normale dönmesini bekleyeceğiz. Üç ay mı olur, beş ay mı belli değil.
Avrupa’nın nerede ise tamamı liglerini erteler veya iptal ederken bir takvim koydular ortaya.
UEFA, Avrupa futbol şampiyonasını bir yıl öteye attı. Öngörülemeyen bu felâket, insan yaşamını her şeyden önemli kıldı.
Krizin boyutları ve bizi nerelere götüreceği belirsiz iken, Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Nihat Özdemir’in “Hedefimiz en kısa sürede ligleri seyircili başlatmak” açıklaması gerçekçi olamaz ve yanlıştır.
Ülke olarak yeni tanıştık virüsle. Gerekli önlemler alınsa da, yaratacağı tahribat ile ilgili fikrimiz yok. Hangi aşamadayız, bilmiyoruz.
Müsabakaların seyircisiz oynanması talebinin karşılık bulmadığını gördük. Sporcular, teknik adamlar ve diğer görevliler risk altında. Herkes kendisini ve ailesini düşünüyor. Bazıları ise, işin ekonomik yanını.
Buna yayıncı kuruluş, sponsorlar ve ertelemeye karşı çıkan dört kulüp de dahil!
Dolayısıyla kimse tarih belirtemez. “Oldu bitti maşallah” diyemez.
Kabul edelim, zorlu bir süreç bizi bekliyor. Hep diyoruz ya, “Ne panik yapalım, ne umursamaz davranalım.”
Bu sürede mantıklı, sabırlı ve bilinçli kalalım.
Elbette bir maliyeti olacak yaşanacakların. Spor sektöründekiler şimdiye dek kazandıklarına saysınlar.
İşçinin, emekçinin, emeklinin psikolojisini anlamak için empati yapmak şart sanırım.

Kötü yakalandık!
Normal yaşama ne zaman döneceğiz, belirsiz.
Bu arada tüm spor branşlarında yüzlerce yabancı oyuncu var. Memleketlerine gidip gitmeyeceklerini bilmiyoruz.
Diyelim ki kulüpleri izin verdi gittiler.
Döndüklerinde ne olacak?
Karantinaya alınacaklar. Potansiyel hasta sayılacaklar.
Varsayalım kimse gitmedi. Antrenman yapmayacaklar mı? Yaparken diğer oyuncularla temasta bulunmayacaklar mı?
Bununla ilgili bir çalışmanız, planınız, önleminiz var mı?.. Görünen o ki zayıf kaldık bu konuda.
Süreci en az hasarla atlatmak için herkesin kişisel olarak fedakarlık yapması, duyarlı davranması gerek.
Kriz dönemlerini yönetmek ile kulüp yönetmek farklı şeyler.
Birinde bilgi, bilim ve sağduyu önemli. Ötekinde para ve popülarite.
Tribünlere oynama zamanı değil; evimize kapanalım ve unuttuğumuz değerlerin keyfini çıkarmaya çalışalım.

Üç değil, her gün alkışlayalım!
Dünyadaki en kutsal iki meslek, öğretmenler ve sağlık çalışanları.
Özellikle şu günlerde doktorlarımız ve ekiplerinin işleri çok güç. Yaratan yardımcıları olsun.
Özverili mesailerine saygı göstermek ve desteklemek zorundayız. İhtiyaçları sadece takdir edilmek değil, iş yoğunluğunun azalması.
Yarınların ne getireceğini kestiremiyoruz. Sağlık personelimizin yükünü ağırlaştırmamak için, çat kapı hastanelere gitme alışkanlığımızı terk etmemiz gerekiyor.
Bizi bu tehlikeden dualar, hurafeler değil, ilim ve bilim insanları kurtarır. Lütfen yardımcı olalım bizi yaşatmaya çalışanlara!
Sağlıkcılarımız, cephedeki askerlerimizden farksız. Her dakika tehdit altındalar. Donanımsız bırakmayalım, yalnız hissettirmeyelim, moral verelim.
Önce onlara sahip çıkalım, özen gösterelim ki, ihtiyaç duyduğumuzda yanımızda olabilsinler.
Ve üç değil, bu savaşın üstesinden gelinceye dek her gün alkışlamaya devam edelim, cansiperane mücadele eden insanlarımızı.

En çok MHK sevinmeli!
Osmanlı Maarif Nazırı Emrullah Efendinin “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim” sözünü zaman zaman gündeme taşırız.
Aslında ironi amacıyla kurulan cümle, o dönem eğitimde yaşanan aksaklıklara vurgu yapmak için söylenmiş. Bazı insanlar farklı yorumlamaya devam edebilir.
Durduk yere aklıma gelmedi. Futbola malum nedenlerle ara verilmesinin faydalarından biri de, Merkez Hakem Kurulu’nun soluklanma şansı bulması.
Spor programlarında saatlerce pozisyonları konuşup reyting yapmaya çalışanların hoşuna gitmese de, bu süreç en çok MHK ve hakemlere yarayacaktır diye düşünüyorum.
MHK başkanı sevgili Zekeriya Alp ve ekibi “zihinsel dinlenme” dönemini fırsata çevirebilirse, futbol yeniden başladığında daha moralli, daha hazır ve sağlıklı bir ekiple maratonu tamamlayabilirler.
Hakem kardeşlerimiz maddi olarak etkilenebilir, ki bu tüm vatandaşlarımız için geçerli; sevdikleriyle daha fazla zaman geçirmek onlara da iyi gelebilir!