Bin pasa, bir gol!

17 Ocak 2021

Yoğun maç trafiğinde on gün dinlenmiş bir Trabzonspor’dan söz ediyoruz. Lakin dinlenmekten ne anladığınıza bağlı. Fiziksel olarak rakibinize göre daha dinç olabilirsiniz, ama kafalar rahat değilse, ne yapmak istediğinizi bilmiyorsanız, işiniz güçleşir.
Topa daha çok hakim olun, bin pas yapın ve dayanılmaz bir baskı kurun. Üçüncü bölgede çoğalamıyor, kapalı savunmalara karşı formül üretemiyorsanız, skoru bulmakta zorlanırsınız.
Aslında daha maçın başı sayılacak dakikalarda her şeyi lehine çevirebilecek bir fırsat yakaladı Karadeniz ekibi. Ekuban kalitesine yakışmayacak bir vuruşla penaltıyı kaçırmasa, Ersun Yanal’ın ekibi bu kadar geri yaslanmayacak ve topu rakibine bırakmayacaktı. Bakmayın Trabzonspor’un oynama yüzdesinin 75 olduğuna. Yan pas, geri pas derken elbette istatistikler lehinize çıkar. Çıkar da neye yarar? Rakip kalenize geldiği ilk pozisyonda golü bulur!
Antalyaspor’da Ersan Gülüm’ün henüz 33. dakikada kırmızı kart görerek takımını eksik bırakmasından sonra Trabzonspor’un hücum anlamında daha iştahlı olması gerekiyordu. Ama bir türlü vites yükseltemedi Abdullah Avcı’nın öğrencileri. Sanki herkes kendine çalışıyordu. Nwakaeme ve Djaniny’e önlem alan ev sahibi, kalesini savunurken rahattı. Trabzonspor her denemesinde adeta duvara çarptı. Her çarpışında ise sersemledi.
Bordo-mavililerin mevcut şartları lehine döndürmek için kanatları etkili kullanması gerekiyordu. Yani sık sık oyunun yönünü değiştirmesi gerekiyordu. Çünkü Antalyaspor ceza alanına girmek için göbekten yapılan denemeler beyhude kalıyordu.
Avcı bu anlamda Serkan’ı yetersiz bulmuş olacak ki uzun zamandır süre almayan ofansif yanı güçlü olan Pereira’yı aldı oyuna. Ama ne çare, kanatları da çok doğru karşıladı Antalyaspor. İkinci pas şansı tanımadı.
Kırmızı-beyazlılar eksik kalmasına rağmen oyun disiplininden taviz vermeden, çoğu vakit kendi yarı alanında on kişi ile kapanarak, rakibini deyim yerindeyse biçare bıraktı. Bu kurguda Trabzonspor’un bırakın kazanmayı eşitlik sayısını bile bulması mucizelere bağlı idi.

Yazının devamı...

Terim’in 25 milyonu ve siyaset!

16 Ocak 2021

Haberde yıllardır birlikte çalıştığım takım arkadaşım Nevzat Dindar’ın imzası vardı. Camianın en güvenilir gazetecilerinden biridir. Galatasaray kulübüne yakınlığı ve sağlıklı bilgiye ulaşma yöntemleri ile tanınır.
Sevgili Nevzat’ın manşetinde, Fatih Terim yakın çevresine gücüyle ilgili mesaj vermiş ve “Arkamda 25 milyon var” demiş. Bu kadar iddialı olduğuna göre, vardır bildiği hocanın.
Sarı-kırmızılı kulübün başkanı ile teknik direktörü arasında geçmişe dayanan, ancak son dönemde fitili ateşlenen yeni bir gerilim gündemde. Fatih Terim’in Malatyaspor maçı sonrası yaptığı açıklamalar büyük ses getirdi. İşin orada kalmayacağı belli idi.
Dedikodu kazanı fokurdamaya başladı. Kimileri isyanı transfer taleplerine bağladı, bazıları mayıs ayındaki vedaya işaret etti. Hatta hocanın başkan Mustafa Cengiz ile güç savaşına girdiği yorumları yapıldı.
Gerekçe ne olursa olsun, Fatih Terim’in mevcut durumdan huzursuz, mutsuz ve şikayetçi olduğu aşikâr. Yoksa patron mu ki, her konuda fikir beyan etsin?
Deneyimli teknik direktörün büyük resimdeki gerçek hedefinin Galatasaray kulübü başkanlığı olduğunu cümle alem biliyor.
Bu ideal bazılarını rahatsız edebilir. Avrupa’da ses getirmiş onlarca örneği var. Futbolculuktan kulüp başkanlığına giden, çileli bir yol söz konusu. Tartışmaya açılırsa, “Terim’in neyi eksik?” diye sorarlar.

Yazının devamı...

Avcı’ya itirazı olan var mı?

7 Ocak 2021

Pandemi sürecinde seyircisiz de olsa kendi stadında oynamak, psikolojik bir avantajdır. Maçtan çıkıp bir saat sonra akşam yemeğinde evinde, ailenle olacaksın. Kazanmak için başka motivasyona gerek yok. Hele ki haftayı bay geçiyor ve ekstra izni hak etmek istiyorsan, al sana fırsat. Bordo-mavili oyuncular son yirmi dakika epey zorlansa da bu şansı geri çevirmedi.

Trabzonspor’un geçen haftaki deplasman galibiyetinden sonra ihtiyacı olan tek şey Göztepe engelini kayıpsız geçmekti. Abdullah Avcı kazanan kadroya tek dokunuş yaptı. Abdülkadir Ömür’ün dönüşüne kayıtsız kalamazdı, Flavio’nun yerine onu tercih etti. Ancak şunu net biçimde gözlemledik; Ömür tedavi sürecinden yeni çıktı ve fiziksel olarak beklenen düzeyde değil. Daha çok oyunun içinde kalması için güçlenmesi gerekiyor. Formunu bulduğunda takımı adına büyük kazanç olacak. Bir de Avcı’nın son haftalarda ısrar ettiği Djaniny’den söz etmek gerek. Her hafta üzerine koyarak ilerliyor, etkili performansı ile üçüncü bölgede olumlu işler yapmasının yanı sıra, takım savunmasına desteği de önemliydi. Ve Hosseini; Hugo’nun yokluğunda neler yapabileceği konuşuluyordu. Doğrusu onu hiç aratmadı. Avcı’nın gönlü rahat olsun. İranlı, iyi bir yedeğin yanı sıra her an göreve hazır bir profesyonel.

İlk yarıda gole kadar çok istekli, golden sonra kontrollü oyunu seçen bordo-mavililer, topa daha çok sahip olarak rakibine ağırlığını hissettirdi. Bu bölümde Göztepe’ye isabetli şut şansı tanımadı, tehlikeyi kalesinden uzak tuttu. Sürekli eleştirdiğimiz orta sahanın iki yönlü oynama isteği ve alan daraltma becerisi de etkili oldu. Baker ile Abdülkadir Parmak geçen haftaya oranla daha olumlu bir görüntü verdi.

Trabzonspor aynı disiplinle başladığı ikinci yarıda farkı artıracak pozisyonları üretmekte zorlanmazken, son vuruşlardaki yetersizliği ve rakip kaleci İrfan Can’ın yerinde müdahaleleri, Göztepe’nin dirençli kalmasını sağladı. Nwakaeme’nin yakaladığı üç net fırsat ile ilgili ne düşündüğünü merak ediyorum. Birini gol yapabilse, kendisi ve skora katkısı konuşuluyor olacaktı kuşkusuz. Ekuban’ın yoktan var ettiği pozisyonda doğru köşeyi bulmasına rağmen İrfan Can’ın uzayan ayağı, mucize gibi idi. Sonrasında dengeler Trabzonspor için endişe verici boyutta değişti.

Nitekim 70. dakikadan sonra konuk ekip yaptığı oyuncu değişiklikleri ile en az bir puan talebini sahaya yansıttı. Çok zorladı Trabzonspor kalesini. Bu kez de Uğurcan çıktı sahneye. Evet, uzun süre kendisine iş düşmedi ama düştüğünde de bu takımın en önemli parçası olduğunu anlattı genç file bekçisi.
Düşündürü olan, Karadeniz temsilcisinin maçın ilerleyen bölümlerinde zaman zaman panik yapması. Avcı da bunun farkında olmalı ki, yaptığı oyuncu değişiklikleri ile rakibin baskısını kırmayı düşündü. Başarılı oldu mu? Skoru koruduğuna göre, oldu.

İstatistikleri konuşmaya devam edeceğim. Dokuz maçta yirmi puandan söz ediyoruz. Avcı’nın takımı kısır skorlarla da olsa yükselişini sürdürüyorsa, hoca kafasındaki süreci en az hasarla atlatmak adına doğru yapıyor demektir. Fantezi aramıyor, haddini biliyor ve tedbiri elden bırakmıyor.

Son olarak; haftayı bay geçmesi, devre arası molası gibi iyi gelecek Trabzonspor’a. Yeni isimlerin katılımı ve uyum sürecininin kısalması ile Avcı’nın eli güçlenecek. Kazanırken lezzet verecek bir takımın emarelerini görüyorum ben.

Yazının devamı...

Tek devrelik mutluluk!

4 Ocak 2021

Trabzonspor hücuma çıkma ve üçüncü bölgede çoğalma anlamında zaten sıkıntı yaşayan bir takım. Bu sezon en büyük eksiği skor üretememek. Gelin görün ki bunca yokluk arasında yakaladığınız fırsatları da değerlendiremiyorsanız maç kazanmanız bir o kadar zorlaşır.
İlk yarıdan başlayalım. Hadi Ekuban’ın buz gibi golünde Nwakaeme’nin ne işi vardı rakip kalecinin önünde diye sorgulayabilirsiniz. Ya Flavio’nun penaltıdan kolay bir yerde topu dışarı göndermesi nasıl açıklanabilir? Veya Ekuban’ın “alın kardeşim atın” diye kestiği ortayı altı pas üzerinde önce Djinany, arka direkte Nwakaeme’nin ıskalamasına ne denebilir? İlk yarı 45 dakikada, kaleye tek bir isabetli şut atılmaz mı? Hoca mı girip yapacak o son vuruşları? Gerçek şu; Trabzonspor’un üçüncü sınıf forvetlerle istediği sonuçları alması tesadüflere ve biraz da şansa kalmış.
Karagümrük karşısında çıkarın Ekuban’ı oyundan, topu öne kim taşıyacak, kim gol atacak, rakip savunmayı kim zorlayacaktı?
Nwakaeme, Serkan’ın altın tepsiyle sunduğu asisti sayıya çevirme dışında ne katkı sağladı? Nerede sol kanadı darmadağın eden, adam eksilten, doğradan kaleye oynayan Nwakaeme? O da gününde olmayınca Trabzonspor tıkanıp kalıyor. Bir an önce eski istikrarını yakalaması gerek.
Abdullah Avcı göreve geldikten sonra önceliğini takım savunmasına vermişti. Haklı idi. Takımın kalesini kapatarak tamamladığı maç yoktu neredeyse. Haftalar geçtikçe bir tık ileri gidip iki yönlü oynamaya kalkınca, yine garip goller yemeye başladı. Dün Balkovec’in orta niyetine gönderdiği topu Uğurcan dahil herkes seyredince, Karagümrüklü oyuncular da şaşırdı bu işe.
Karadeniz ekibinin karşısında önemli dört futbolcusundan yoksun bir rakip vardı. Bir deplasman maçı için bundan büyük avantaj mı olur? Yakaladın mı atacaksın, farkı kovalayacaksın. Sonra da Abdullah hocanın öğretilerini pratiğe geçirme aşamasına sıçrayacaksın. Lakin bu oyuncu grubu henüz ne yapması gerektiğinin bilincinde değil.
Bazı isimler vardır. Sahadaki varlıkları dahi çok şey değiştirebilir. Örneğin Abdülkadir Ömür. Uzun süren bir tedavi sürecini tamamlayıp geri döndü. Az zaman almış olsa da, takımını sürekli öne taşımayı düşünen, dar alandan rahatlıkla çıkabilen, topa sadece yeteneği değil, aklı ile de hükmeden bir oyuncu. Ömür’ün katılımıyla Trabzonspor’un orta alandan başlayarak üçüncü bölgeye kadar nefes alacağını düşünüyorum. Evet bir oyuncu bu denli değerli olabilir.

Yazının devamı...

Lastik patladı!

27 Aralık 2020

Üç günde bir maç oynamak zor. Bizim ligimiz henüz bu tempoyu kaldıracak düzeyde değil. Üzerine sakatlıklar ve Covid illetini de ekleyin, teknik adamların işi gerçekten kolay değil. Dolayısıyla sürpriz diye nitelendirilen, aslında normal karşılamamız gereken skorlar çıkıyor ortaya. Tıpkı son 6 haftada ağları sadece iki kez havalanan Trabzonspor’un kendi sahasında Galatasaray’dan iki gol yemesi gibi. Ne kadar eksik olursanız olun, bazı maçları forma kazanır. Trabzonsporlu futbolcular bu gerçeğin farkında değil ne yazık ki.
Bordo-mavili ekip cephesinden bakarsak, bu seviyedeki bir maçta Ekuban ve Abdülkadir Ömür’ün yokluğu kesinlikle hissedildi. İkisi de özel yetenek ve üreten isimlerdi. Ama yoklukları yenilgiye asla mazeret olamaz. Galatasaray da aynı sıkıntıyı yaşıyordu.
Abdullah Avcı’nın göreve gelmesinden sonra dün akşama kadar savunma güvenliğini ön planda tutan ve bu anlamda ciddi yol alan bir Trabzonspor izliyorduk. O cephe de çöktü. Eleştiriler ise takımın üçüncü bölgede etkisiz kalışı idi. Dün akşam Galatasaray karşısında ilk 20 dakikadan sonra oyunu iki yönlü oynamayı deneyen bir Trabzonspor vardı sahada. Aslında rakibi de çanak tuttu bu anlayışa, ama beceremedi.
İlk yarıda zaman zaman hızlı hücumlarla tehlike yarattı bordo-mavililer. Djaniny, Flavio ve bir duran topta Hugo önemli fırsatları değerlendiremedi. Böyle bir maçta ayağına gelen şansı bozuk para gibi harcamayacaksın.
Lakin futbol hata oyunu. 44. dakikaya kadar Galatasaray’ın kanat organizasyonlarına direnen ev sahibi ekip, Ömer ile gelişen, Oğulcan ile tehlikeye dönüşen ve Arda ile sonuçlanan organize atağın gole dönüşmesini engelleyemedi. Dengesi bozulan savunma topyekün çuvalladı. 35 yaşındaki bir futbolcuyu kontrol edemiyor, altı pasta topla buluşmasını engelleyemiyorsan, cezayı böyle keserler.
Sezon başından beri söylüyorum. Trabzonspor’un en büyük sorunu orta sahası. Baker, Flavio ve Parmak ile bu bölgede baskı yapması, pas trafiğine hükmetmesi mümkün değil. Üçü de adeta yok hükmünde. O zaman ne oluyor? Savunma ile hücumcular arasında derin bir boşluk oluşuyor. Bu zafiyet sizi etkisiz kıldığı gibi, rakibe de dönen topları kazanma ve pozisyon üretme avantajı sağlıyor.
İkinci yarıya başlarken daha istekli ve organize bir Trabzonspor bekliyordum doğrusu. Evet, geriye düştükten sonra risk almak doğal. Ama bu, oyup disiplininden kopmak, ne yaptığını bilmez bir takım hüviyetine bürünmek anlamına gelmiyor. Hele de savunmayı boşlarsan, faturayı koyarlar masaya. Oğulcan’ın buz gibi golü VAR’dan dönseydi bile bu fikrim değişmezdi.

Yazının devamı...