‘Cimri’ başkanın planları!

Trabzonspor transferde gösterişsiz, ancak doğru politikalar izlemeye devam ediyor.
Adı-sanı duyulmamış gençleri kadrosuna katıyor.
Fluminense’den Xavier, Rosenborg’tan Trondsen ve Valladolid’den Stiven Plaza Castillo, futbolcu izleme ekibinin önerileri ile alındı. Tıpkı Sörloth, Nwakaeme ve Ekuban gibi.
Üstelik çok düşük maliyetlerle. Trabzonspor’un son iki yıldır geliştirdiği stratejinin adı belli; “al-geliştir-sat.”
Taraftar sakın burun kıvırmasın. Kulüp, bu imkanlarla en mantıklısını yapmaya çalışıyor.
Ulaştığım diğer bilgi ise şu; Karadeniz ekibinde üç oyuncuya ciddi teklifler olduğu. Gol kralı Sörloth, milli kaleci Uğurcan ve Abdülkadir Ömür.
Başkan Ahmet Ağaoğlu’nun geleceğe yönelik planlaması belli. Her sezon değerini bulan bir futbolcuyu satarak, Bankalar Birliği ile yaptığı anlaşmayı 4 yıl sonra sıfırlamak.
İddia ediyorum, yukarıda adını verdiğim üç futbolcudan biri, yeni dönemde Trabzonspor’a ciddi paralar kazandırarak gidecek.
Sörloth zeki bir oyuncu. Kontratı bitmeden ayrılmak isteyeceğini sanmıyorum. Satın alma opsiyonu iki tarafın da elini güçlendiriyor. Trabzonspor asgari 15 milyon euroluk bir kârla onu güçlü bir lige gönderecektir.
Geriye Uğurcan ve Ömür kalıyor. Bence bu sezonun veda edeni Uğurcan olabilir. Kulübede çok yetenekli, kapı gibi iki isim var. Kimsenin gözü arkada kalmaz.

Cebinden mi ödesin?
Harcama konusuna gelince... Başkan Ağaoğlu kendisine cimri diyenlere kızmıyor. Sınırlı bütçeyle transferi bitirmek, gelir-gideri dengede tutmak cimrilikse, en iyisini yapıyor. Tüzüğü değiştiren kendisi. Aksi takdirde açığı cebinden ödeyeceğini biliyor. Kim yapar böyle bir delikanlılık?
Futbol artık bir ticaret sanatı. Sırf taraftarı memnun edeceğim diye göz boyama günleri geçti. Hesap kitap ortada.
Mütevazı kadrolar ve bütçelerle iddialı bir takım yaratmak hayal değil. Trabzonspor’da giden oyuncular var. Daha da ayrılan olabilir.
Önemli olan yerlerinin dolması. Herkesin yeri dolar.
Eddie Newton gibi elindeki kadroyu, takımı bilen ve başarıya aç bir teknik direktör ile çalışmak ise büyük avantaj. 21 ekipli yeni sezon çok yorucu geçecek. UEFA’da olmamak (CAS’ın onayladığı cezanın değişmeyeceğini düşünüyorum) fırsata dönüşebilir. Elde lig ve kupa var. Bu Newton’u da, futbolcuları da rahatlatır.
Göreceksiniz, Avrupa’da mücadele edecek takımlar, nefes alacak vakit bulamayacaklar.
Trabzonspor yeni versiyonu ile ligin tadı tuzu olmaya devam edecektir. Yeter ki ayak bağı olanlar, kime zarar verdiklerini anlasın!

Ağaoğlu ve Koç
Novak’ın transferinden sonra Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu’nun ağızından Fenerbahçe Kulübü’ne yönelik bazı ifadeler gündeme gelmişti.
Ağaoğlu bu sözlerin kendisine ait olmadığını bizzat Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’u arayarak yalanladı.
Koç da Kulüpler Birliği toplantısının ardından Ağaoğlu’na teşekkür ederek, kavga ve düşmanlık peşinde koşmayan bir yönetici olduğunu gösterdi.
Ve o malum kitle ayaklandı. Vay efendim, Trabzonspor Başkanı aralarında husumet olan bir kulüp başkanını nasıl ararmış.
Arar kardeşim. 2010-11 sezonuna dair hesap soracağınız adres Ağaoğlu değil!

Tehlikenin farkında mısınız?
Pandemi sürecinde gözümüz Kovid-19’dan başkasını görmüyor.
Lakin futbolumuz açısından büyük bir tehlike kapımızda.
Dolar ve euro değer kazandıkça, kulüplerin döviz bazında ödemeleri katlanıyor.
Hani ne oldu? Güya sözleşmeler Türk Lirası üzerinden yapılacaktı. Yerlileri anlarım da, yabancılar kabul eder mi bu teklifi? Asla. Bulmuşlar yağlı kapıyı...
Kulüpler bir de kalkmış federasyondan limit artırımı istiyor. Artsın, onu da son kuruşuna kadar harcayın diye mi?
Yine borçlanacaklar, yine tüneli uzatacaklar. Git git bitmez.
Federasyon umarım yine geri adım atmaz. Bir yıl içinde inanılmaz tavizler verdi.
Bu anlamda tek güvence, Kulüp Lisans Kurulu’nun işinin ehli profesyonellerden oluşması.
Türk futbolunun en büyük ihtiyacı, günü değil geleceği kurtarmayı düşünen yönetici eksikliği...
Onu da saysan, bir elin parmaklarını geçmez. Zaten o yüzden bataktayız...

Ahh şu sosyal medya!
Adı üzerinde, “sosyal medya.” Herkese, her türlü yoruma açık. Doğru kullanılsa, ne yazılı ne görsel medya kalacak.
İnsanlar gözden ırak olayları, haberleri anında paylaşıyor, öğreniyor ve izliyor. Pandemi, ekonomi, siyaset, sağlık veya spor mu istiyorsunuz? Teknoloji sayesinde bir tık ötenizde.
Örneğin, sosyal medyanın gücü olmasa, eşini usulsüz biçimde üniversitede işe sokan rektörü nereden bilecektik?
Kaz dağlarında yaşanan doğa katliamı nasıl gündeme gelecekti?
Kadın cinayetleri ve tecavüzleri gizli kalabilecek mi idi?
Galata Kulesi’ndeki “restorasyon skandalı” saklanabilecek miydi?

Fısıltı gazetesi
Ya sosyal medyayı kötü niyetli kullananlar?
İşte en tehlikelisi bunlar. Provokatörler, paralı asker ve troller. Kopyala yapıştır, montaj yap kandır, sahte bilgilerle toplumu ayrıştır, camiaları birbirine düşman et.
Ben işin spor, futbol tarafındayım. Malum transfer sezonu başladı. Menajerler pusuda. Buldun mu masum bir- iki muhabir. Fısılda kulağına yeter.
Falanca kulübe Ronaldo’yu getirirler, ötekine Messi’yi... Onlara hizmet eden bazı kulüp yöneticilerini de unutmayalım. Son örnek Fenerbahçe’ye imza atan Mert Hakan Yandaş ile ilgili özel bilgileri açık edenler!
Velhasıl kelam... Sosyal medya iyidir. Yararlıdır. Öğreticidir. Bilgilendirir. Tabii tuzaklara düşmezsen.
Benim tercihim şu; “Lafa bakarım laf mı diye, söyleyene bakarım adam mı diye...”
Gerisi lafı güzaf!