Geçen hafta bu sütunlarda Medipol Başakşehir’in şampiyonluk adayları arasında favorim olduğunu yazmıştım.
Vay efendim sen misin fikrini beyan eden?.. Öngörüye bile tahammül edemeyenler varmış meğer! Önemli değil.
Aynı gün Başakşehirspor Kulübü Başkanı Göksel Gümüşdağ aradı, teşekkür etti. Laf lafı açtı, epey sohbet ettik.
Konu Galatasaray ile Fenerbahçe arasında krize yol açan Emre Akbaba transferine geldi. Gümüşdağ futbolun deneyimli yöneticilerinden biri... Yıllardır işin içinde. Kulüpler Birliği Vakfı Başkanlığı döneminde sorunları bizzat yaşayan ve çözüm üretmeye çalışmış bir kişilik.
Geçen yıl devre arasında Emre ve Alanyaspor Kulübü ile anlaştıklarını, yarım sezon kiralık oynadıktan sonra Başakşehir’e imza atma konusunda uzlaştıklarını söyledi.
Gümüşdağ milli oyuncunun 750 bin euro ücreti kabul ettiğini, hemen ardından menajerinin devreye girip rakamı yükselttiğini anlattı. Mali fair play kriterlerine en sadık kulüplerden biri olan Başakşehir’in, etik olmayan bu tavır karşısında transferden vazgeçtiğini ifade etti. Buraya kadar her şey normal.
Anormal olan, aynı oyuncu için 8 ay sonra 4 milyon bonservis, 1 milyon 750 bin euro yıllık maaş ödenmesi.

Ahh şu menajerler!
Emre’nin yeteneğine, futboluna, kişiliğine ve transfer sürecinde sergilediği duruşa sözüm yok. İki büyük kulüp arasındaki çekişmeye de hâkeza.
Sonuçta kazançlı çıkan Alanyaspor Kulübü ve Emre oldu. Bonservis bedeli üç, oyuncunun kazanacağı ücret 2 katına çıktı.
Sevgili Gümüşdağ haklı olarak bu noktada sitem etti; “İstese idik Emre’yi alırdık. Ancak anlaşma aşamasında yaşadıklarımız doğru şeyler değildi. Kulüplerimiz ekonomik olarak zor bir süreçten geçerken, rekabet adı altında astronomik rakamların ödenmesi mantıklı değil” dedi.
Dile kolay 4 milyon euro, 28 milyon Türk Lirası... UEFA kıskacındaki tüm kulüplerimiz gibi Galatasaray da transferde özenli ve dikkatli olmak zorunda. Elbette planlamasını yapmıştır, sözümüz yok.
Ancak Türk futbolunun en büyük sorununun menajerler olduğu gerçeğini anlamak gerek artık. Kulüpleri yıllardır söğüşleyen bir zihniyet var. Kimi zaman yöneticilerle işbirliği yapan, biri üçe satmaya çalışan, sahte yıldız adayları pazarlayan, vergi kaçırmak için türlü dolaplar çeviren, iyi niyetinden kuşku duyduğumuz menajerlik müessesesidir kanayan yaranın sorumlusu.
Kulüpler neden batıyor diye sorgulayacaksanız, önce şu menajer sorununa samimi ve ciddi biçimde el atacaksınız. Yoksa, onlarcasını disiplin kuruluna sevk edip, “suç unsuru oluşmadı” bahanesiyle yol verip, günü kurtarmanın kimseye faydası yok!
İlkelerinden taviz vermeyen Gümüşdağ’ı kutluyorum.

Bir gariplik VAR mı?..
Ya arkadaş, siz bu hakemlere aylarca Video Asistan Hakemliği eğitimi vermediniz mi?
Verdiniz?
Peki, Süper Lig’in ikinci haftasında Bülent Yıldırım’ın ne görevler (!) yaptığını biliyor musunuz?
Önce Trabzonspor- Sivasspor maçında VAR hakemi.
Ertesi gün Antalyaspor- Konyaspor müsabakasında videonun başında yine o var!
Yetmedi, bir gün sonra Akhisarspor- Çaykur Rizespor karşılaşmasında yine eğrisini doğrusuna getirtmeye çalıştı Bülent hoca. Getirdi de.. Akhisarsporlu Seleznyov’un rakibine tükürüğünü yakalayıp oyundan attırdı.
Attırdı da ne oldu? Bülent Yıldırım’a iki haftadır düdük yok! Belli ki yine masa başı görevinde...
Merkez Hakem Kurulu’nda bu planlamayı kim yapıyorsa, insan psikolojisi ve yönetiminden anlamıyor demektir. Başkan Yusuf Namoğlu’nu tanıyoruz; eşeği sağlam kazığa bağlamayı pek sever. Video Asistan Hakem uygulamasında da inandığı, güvendiği, deneyimli isimleri tercih etmesini normal karşılıyorum.
İyi de; sizin Süper Lig kadrosunda kaç hakeminiz var? Tam 25 kişi. Bunların sadece üçünü sezon başında VAR’da kullanmak için klasmana almadınız mı? Aldınız!

Neden aynı isimler?
Pekalâ; bu kadar geniş bir yelpaze içinde üç haftada VAR’da görevlendirilen hakemler niye dönüp dolaşıp hep aynı isimler oluyor? Toplasanız 15 kişiyi geçmedi şu ana kadar.
Diğerleri ne iş yapıyor? Hâlâ eğitim mi alıyorlar?
VAR hakemliği, özel yetenek, algı, çabuk karar verme becerisi ve kıdem gerektiriyor. Doğrusu da öyle olmalı.
Ama Bülent Yıldırım özelinden genele bakalım; hakem varlığını sahada maç yöneterek sürdürür. Sistem doğru işlesin diye (apar topar VAR’ı başlatırsanız sonucu bu olur) en deneyimli ve verimli hakemlerinizi Riva’daki konforlu odaya hapsederseniz, onların şevkini kırar, körelmelerine yol açarsınız. İmdat diye sarıldığınız vakit de saçmalamalarını seyredersiniz!
Geri kalanlara gelince... VAR gibi çok kritik bir görevde güvenmediğiniz isimlere liglerde maç veriyorsunuz. Haa nasıl olsa VAR’ın başına oturttuğunuz ekipler hataları düzeltiyor diyorsanız, - ki o odaya sırtını dayamış epey isim var- istemeyerek, farkında olmadan Türk hakemliğinin dibine dinamit koyuyorsunuz demektir.
“İşleri bu, çuvalla para alıyorlar, yapacaklar tabii” diye düşünüyorsanız şayet...
Sizin de tek işiniz VAR değil beyler. Hakem yetiştirecek, adaletli olacak, hak yemeyeceksiniz. Kin gütmeyecek, insanların birbirine düşman olmasını engelleyeceksiniz!
VAR’ın ne getirdiğine bakarken, neler götürebileceğini de dikkate alacaksınız!

Helal Olsun Ağaoğlu’na!
Trabzonspor ekonomik olarak sıkıntılı günler geçiriyor. Ahmet Ağaoğlu ve arkadaşları enkazı kaldırmak için kılı kırk yararken, transferde de son derece dikkatli davranıyor. Haklılar, aksi takdirde Trabzonspor’u düzlüğe çıkartmak hayal.
Hafta içinde mükemmel bir haber geldi Karadeniz’den. Yönetim, öz evlatları Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür’ün yıllık maaşlarını 2 milyon 750 biner liraya yükseltti.
Kulüplerin yabancılara su gibi para harcadığı dönemde, alt yapıdan yetişmiş pırıl pırıl gençlere yeteneklerinin ve özverilerinin karşılığını verebilmek, her babayiğidin harcı olmasa gerek. Çıkacaksan bu çocuklara sahip çıkacaksın.
Tebrikler Ağaoğlu ve bu kararın alınmasını sağlayanlara.