Futbolcu değil, “FUTBOL” korunacak!

Korona virüs sonrası dünya “çok farklı olacak” iddiaları konuşuluyor.
Ekonomik anlamda, kısa sürede radikal bir değişim olacağını sanmıyorum. Mevcut sistemin temelleri 70 yıl önce atılmış. Kapitalist düzenin savunucuları gücü ellerinde tutmak adına her yolu deneyecektir. Ve kendi önlemlerini alıp, varoluş sebeplerini sürdürmeye çalışacaktır.
Ya futbolda? Gerçek devrimin futbolda yaşanacağını düşünüyorum.
Kriz sürecinde FIFA ve UEFA’nın yeni söylemleri, öncelikle oyunun devamı, dolayısıyla kulüplerin ayakta kalabilmesi yönünde.
Ne demek bu? Futbolcu- kulüp anlaşmazlıklarında sürekli oyuncudan yana tavır koyan FIFA ve UEFA, artık tüm argümanlarını kullanarak kulüplerin çıkarlarını gözetme yolunu tercih edecek.
Aksi takdirde, ekonomik olarak batmış sektörde oyun duracak, iflas bayrağı çekilecek. Hasarı onarmak ise imkansız hale gelecek.

Yastık altı çıksın!
Sosyal devlet anlayışının hakim olduğu ülkelerde bile insanların dayanma gücü 5-8 aydır.
Süper Lig dahil, Avrupa’nın herhangi bir liginde en alt düzeyde kazanan bir futbolcu, birikimleri ile 3-5 yıl hayatını sürdürebilir.
Ya kulüpler?..
Maç gelirleri durmuş, yayın hakları dondurulmuş, sponsorlarını yitirmiş durumdalar. Bu koşullarda hangi kulüp ayakta kalabilir?
Dolayısıyla önce kulüpler yaşayacak ki, futbol devam etsin, sonra da futbolun tüm paydaşları kazansın.
Malum, korona süreciyle birlikte FIFA’nın önüne binlerce dosya gelecek. Sadece oyuncuyu koruma alışkanlığı sürdürülürse, futbol felakete sürüklenebilir.

Biz ne yapmalıyız?
Genelden özele gelirsek. Türkiye Futbol Federasyonu ne yapmalı?
Şu aralar personel maaşlarını ödemekte güçlük çeken TFF’nin, öncelikle çift haneli ücret alan gereksiz “danışmanlardan” kurtulması gerek. Hem de acilen. Bu kambur hem ayıp, hem büyük israf!
İki; bizde futbolcu-kulüp anlaşmazlıklarına “Uyuşmazlık Çözüm Kurulu” bakar. Halen tüm liglerden oluşan kabarık bir gündemi var. Çoğu da kulüpler aleyhine karara bağlanacak. Taraflar arasındaki anlaşmalar ve taahhütler bunu gösteriyor.
O halde ne yapılabilir? Talimat değişikliğine gerek olmadan, TFF yönetiminin geçici uygulama ile UÇK’nın belirli bir süre, örneğin 6 ay davalara bakması ertelenebilir.
Türk Hava Yolları bile iptal edilen biletlerin ödemesini, uçuşlar açıldıktan 2 ay sonra, yani para kazanmaya başladığı vakit yapacağını duyurdu.
Mağdur olan elbette hakkını almalı, lakin çark dönmediği vakit değirmenin suyu nereden gelecek?
Kulüplerin karşılıksız para basma gibi bir formülü de olmadığına göre!..

Hazır mıyız?
Her kesimin fedakârlık yapması gereken bir döneme giriyoruz. Başta da futbolcular. Kabarık banka hesapları epey bir süre onlara yeter.
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa, TFF Onursal Başkanı Şenes Erzik’in dediği gibi artık bir takım parasına bir futbolcu transferi yapılamayacak.
Korona virüsün futbola en büyük katkısı, kaybettirdiklerinden çok kazandıracakları olabilir.
FIFA ve UEFA hızlı biçimde önlemlerini alıyor, koruyucu kalkanını açıyor ve planlamasını yapıyor. Ezber bozacak hamleler gelirse, kimseyi şaşırmamalı.
Türkiye Futbol Federasyonu da kulüplerin çıkarlarını düşünerek, radikal kararlar almak zorunda. Bir yerlerden talimat gelmesine gerek yok, inisiyatif kullanması yeter!
Yaşadığımız kaosun sorumlusu aptalca rekabete giren kulüpler olsa da...
Gün futbolcuyu değil, futbolu kurtarma günü. Artık astronomik transferler değil, kalite ve rekabet sorgulanacak.
Değişime ayak uyduranlar devam edecek, diğerleri yolda kalacak.
İddia ediyorum yakın gelecekte “büyüklerin” hegemonyası da bitecek ve uzun vadeli planlar yapanlar kazanmaya başlayacak.
Artık Federasyonun en önemli misyonu, yeni futbol düzeni ve yapılanmasına öncülük etmek, gerçek patron rolünü üstlenmek olmalı.
Aksi takdirde, eski zihniyeti sürdürmeye devam edenlerin de sonunu, virüs belası getirebilir!..

Yabancısız ligde Trabzon şampiyon olur!
Kovid-19 sonrası yaşamın her alanı için değişik senaryolar yazılıyor.
Ekonomi, siyaset, sağlık, eğitim, adalet sistemi ile belediyecilik anlayışında köklü ama sosyal devlet anlayışına doğru evrilecek değişimler konuşuluyor.
Spor ve futbolda da öyle.
Şu sıralar liglerimizde forma giyen yabancı oyuncuların sıkıntılı olduklarını, bazılarının ülkelerine dönme planları yaptığını, sözleşmesi bitenlerin daha güvenli limanlar arayacağı yönünde haberler okuyoruz.
Kimse onlara haksızsınız diyemez. Tercihlerine saygı duymak zorundayız. İnsan sağlığı ve aile her şeyden önemli.
Böyle düşünen futbolcu sayısının az olmadığını biliyoruz.

Peki sonra?..
Bugün Süper Lig takımlarının kadrolarının lejyoner ağırlıklı olduğu aşikâr. Çoğu kontenjanı sonuna kadar kullanmış. Sahadaki takımlar da öyle hâkeza.
Bir noktaya dikkat çekmek için fikir ortaya atıyorum; Sezon bittiğinde yabancıların tamamı gitsin, ligde şampiyonluğu uzun yıllar kovalayacak tek takım kalır; o da Trabzonspor.
Çünkü diğerlerin altyapısı ya hiç yok, ya çok yetersiz. Ama bordo-mavililerin yarın ligde kullanacağı iddialı bir kadro derinliği var.
Ötekilerin Trabzonspor’u yakalaması en az beş yıl alır. Bu arada yerli oyuncuların ücretleri de tavan yapar!
Demek istediğim şu; futbolda sadece günü düşünür, yarınlara yatırım yapmaktan kaçar, illa ki yarışmacı takım olacağım derseniz, zamanı gelir öyle bir tökezlersiniz ki, ne olduğunu anlayıp ayağa kalkmanız yıllar sürer.
Hikaye ne olursa olsun, virüs krizini avantaja çevirebilecek en iddialı kulüp Trabzonspor’dur.
Biraz daha abartayım, yazdığım senaryoda alın Altınordu’yu Süper Lig’e, (1. ligde yabancısız oynayan tek ekip) adım gibi eminim yarışı ilk beşte bitirir!