1987 yılında Merkez Hakem Kurulu başkanlığına atanan rahmetli Halim Çorbalı ile yaptığım röportajda öne çıkan mesaj şu idi; "Ateşten bir gömlek giydim, ya başarır ya yanarım."
O günlerde de ortalık toz duman, kulüpler hakemlerden şikayetçi, Türkiye Futbol Federasyonu sıkıntılı idi. Aradan tam 35 yıl geçti. Çorbalı’dan sonra 22 kez MHK başkanı değişti. 16 farklı isim, değişik dönemlerde “ateşten gömleği” giydi. Kiminin kolu yandı, kiminin eli. Aralıksız 3 yıl kimse o koltukta oturamadı.
Peki; bugüne dönersek, neyin farklı olduğunu görüyoruz? Gerçekçi davranırsak hiçbir şey! Aynı tas aynı hamam. Kimseyi memnun edemeyen kurullar, eleştirilerin odağından kurtulamayan hakemler ve tartışmaya dahil edilen Video Asistan Hakemliği.Bir nesil heba oldu!
Düşünün, 35 yılda neler yapılabilirdi? İşe sıfırdan başlansa, doğru bir sistem kurulsa, uzun vadeli planlarla çözümler üretilse, yepyeni bir hakem nesline sahip olabilir, günü kurtarma kolaycılığından vazgeçerdik.
Peki biz hangi yolu tercih ettik? MHK başkanlığı yapanlar arasında üç-beş ismi tenzih ederek söylüyorum, çoğu güç zehirlenmesi yaşadı. Hakemin sesini değil, kulüplerin taleplerini dinledi. Taviz verdi, camianın çıkarlarına değil, kendilerine o makamı bahşedenlere hizmet etti. Kimse kusura bakmasın, tuz kokmuş. Bedelini de ödemeye devam ediyoruz.

Demokles’in kılıcı gibi

Hakemler ve onların yöneticileri her dönem günah keçisi görülmüştür. Bunun en önemli gerekçelerinden biri kendi aralarındaki çekişme, bölünme ve birlik olamamaktır. Birbirinin kuyusunu kazmaya çalışan bir camianın başarılı olması nasıl düşünülebilir?
Demokles’in kılıcı zaten başlarının üzerinde sallanırken bu acizlik, kulüplerin ekmeğine yağ sürmek değil mi?
Üst düzey bir hakemin, aylarca görev alamaması, bazı isimlerin kızağa çekilmesi, klasmanlara dışarıdan müdahale edilmesi, MHK başkanlarının “referans” ile atanması, futbol kültürünü oluşturmuş ülkelerde yaşanabilir mi?
Kendi dinamiklerini harekete geçiremeyen, sahip olduğu değerleri koruyamayan, hakem etiğini değil, şahsi çıkarlarını düşünen insanların varlığını tartışmadıkça çarpık düzen devam eder.

Peki, Gün “doğar” mı?

Yeni MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun dürüst, samimi ve hakemliğin doğruları için çalıştığına eminim. Yeter mi? Yetmez. Kimsenin düne kadar adını dahi bilmediği Gündoğdu, rahmetli Çorbalı’nın tanımı ile ateşin içine atladı.
Bu aralar sıcak bastığını tahmin edebiliyorum. Kulüpler “şimdilik” MHK değil, hakemler ve VAR üzerinden vuruyor.Gündoğdu medya ile ilişkiler konusunda tedbirli. Bence etrafını tanıyıncaya kadar doğrusunu yapıyor. Ağzından çıkacak bir sözcüğün nerelere çekildiğini anladığında geç olabilir. Lakin temel bazı beklentiler var. En önemlisi erozyona uğrayan adalet ve güven duygusunun kazanılması. Atamalarda özen gösterilmesi. Baskılar karşısında dik durması. Hakemlere farklı yöntemlerle uygulanan haksız linç kampanyalarını sonlandırması. Açık ve şeffaf davranması, işlerine karışılmasına izin vermemesi.
Kolay mı tüm bunlar? Olmadığını herkes biliyor. Ya mücadele edecek, ya o pahalı gömleği askıya asacak.