Koca bir hafta Trabzonspor’da yaşanan şok gelişmeler konuşuldu.
Ünal Karaman görevden mi alındı, istifa mı etti?
Akıl almaz sessizlik, türlü senaryoların üretilmesine yol açtı. Oysa her şey yolunda gidiyordu. Takım son 9 sezonun en iyi performansını göstermiş, devreyi üçüncü sırada tamamlamıştı.
Futbolcunun teknik direktör ile, hocanın da takımla sorunu yoktu. Başkan ve Karaman arasında da, dedikodular dışında bir uyumsuzluk söz konusu değildi. Beraber yola çıkmış ve kader birliği yapmışlardı.
İyi de, neyin nesi idi bu operasyon?
Aslına bakarsanız, kafalarda deli sorular var? Var da, yanıt vermesi gerekenler susuyor. Konuşanların söyledikleri ise tatmin edici değil.
Sessiz kalmak erdemdir derler, ama bu sükunet garip geliyor bana.
Dolayısıyla her kafadan bir ses çıkıyor, komplo teorileri ile taraftarın zihni karışıyor. Bilgi kirliliği üst düzeyde.

Düşman olamazlar!
Lakin şundan kesinlikle eminim. Ağaoğlu ve Karaman asla birbirlerine düşman olamazlar.
Tekere çomak sokan başka birileri var! Ünal Karaman teknik direktörlük kariyerindeki en parlak dönemini Trabzonspor’da yaşadı.
Taraftarın yüreğini ısıttı. Onlarla bütünleşti. Özü, sözü bir “yiğit” olarak tanındı!
Yeterli midir, alacağı yol çok mudur tartışılır. Bana göre başarılı olmuş ve dik duruşundan taviz vermemiş bir hocadır. Bu hikayenin bittiğine inanmıyorum.
Ahmet Ağaoğlu yıllar önce kulübün içinde oldu, hizmet verdi. Sonra da başkan unvanı ile zor günlerde elini taşın altına koyup büyük sorumluluk üstlendi.
“Battı, bitti” denen Trabzonspor’u rotasına oturttu. Bu kadar pozitif iki insanın bir araya geldiği ve olumlu işler yaptığı süreçte “bu ayrılık neden?” diye sormak ve net bir yanıt beklemek herkesin hakkı.
Veda siyasi mi, ekonomik mi, yoksa fikir ayrılığından mıdır, bilmek istiyor camia.
Peki bundan sonrası?
Takım aynı ritmi yakalayabilecek mi, ikiye bölünen camia yeniden birlik olabilecek mi? Bence hiç kolay değil.
15 yılı aşkın süredir Trabzonspor’u takip ederim. Nice başkanlar, teknik adamlar ve futbolcular gelip geçti. Gözlemim şu; “dış güçlerin” müdahalesine gerek yok.
Trabzonspor’un en büyük düşmanı içeridedir. Krizin sorumlusu da Trabzonspor’luyum diye geçinenlerdir.
Yöre insanı silahı pek sever ya?
Bu olayda kaba tabirle “kendi ayaklarına sıktılar.”
Evet birilerinin canı yandı da, tetiği kim çekti kardeşim?..

VAR olma savaşı!
Video Yardımcı Hakemliği ciddi maliyetlerle kurulmuş bir sistem. Parayı basan teknolojiyi satın alabilir. Ama yetmiyor. İşin içinde insan faktörü var. Hakem var. Eğitim var. Doğru uygulama var.
Türkiye Futbol Federasyonu VAR’ı ilk ithal eden ülkelerden biri.
Hep söyledim, aldık ama altyapısını hazırlayamadık.
Yıllardır hakemler tartışılıyor. İki sezondur da VAR’ı aldık gündemimize.
Ülkedeki enflasyon, asgari ücret, yargı ve eğitim sistemi bile hakemler kadar konuşulmuyor. Çünkü herkesin futboldan, hakemlikten, teknik direktörlükten anladığı bir coğrafyada yaşıyoruz.
En ucuz, karşılıksız, bilgi sahibi olmadan yorum yapılabileceğimiz başka neyimiz var?..
İğneyi kendime batırarak söylüyorum. Bizim meslekte de durum böyle.
Merkez Hakem Kurulu başkanı Zekeriya Alp’in dünkü basın toplantısını televizyondan izledim. Giriş ve sunuş konuşmasından sonra sıra sorulara gelince daraldım.
Alp, keşke bir basın bülteni hazırlayıp koysa idi TFF sitesine. Gerek yoktu ondan sonraki diyaloglara. Ne kendini doğru ifade edebildi, ne meslektaşlarımız istedikleri yanıtı alabildi. Bu bölümden manşet çıkmadı. Çıkamazdı zaten.
Video Asistan Hakemliği, hakemler kadar medya üzerinden kamuoyunun da bilgilendirilmesini gerektiren bir uygulama.
Basın toplantısını aşan bir çaba gerektiriyor. Seminerlerde hakemlere verilen eğitimden, medyanın da nasiplenmesi şart.
Hakemlik üzerine kalem oynatan, yorum yapan kimler varsa çağırın. Bir gün, iki gün anlatın derdinizi. Özellikle VAR konusunda bilgilendirin insanları.
Pazar günü Belek’te devre arası hakem semineri başlıyor. Keşke sadece kokart töreni değil, eğitimin (mahrem bölümler hariç) tamamı açık olsa idi medyaya.
Kendinizi doğru ifade etmek istiyorsanız, iletişim kanallarını açık tutmak ve şeffaf olmak önceliğiniz olmalı!

Ne gerek vardı Ndiaye’ye?
Trabzonspor’un sıkıntısı belli. Kaleci Uğurcan olmasa zirvenin en az 15 puan daha gerisinde idi.
Ne demek bu?
Savunmada ciddi problemleri var. Özellikle göbekteki ikilide. Bir türlü istikrarı sağlanamadı.
Ünal Karaman’ın gidişinden hemen sonra gündem Ndiaye’nin transferi ile değiştirilmeye çalışıldı. Başarılı da oldular!
Kişisel fikrim bu transfere gereksiz idi. Takviye orta sahaya değil, birinci bölgeye yapılmalıydı.
Bu alanda Sosa, Abdülkadir Parmak, Onazi, Obi Mikel, Serkan, sakatlığı geçtiği vakit Abdülkadir Ömür var. Gençler de sırada...
Takımın hocası yok, yönetim transfer yapıyor. Demek ki işler böyle yürüyor! O zaman teknik direktöre ne gerek var?
Bence yönetim de öyle düşünüyor!