Sezon başladı. Hayırlı olsun. Kavgasız, gürültüsüz bitsin.
Serdar Tatlı başkanlığındaki Merkez Hakem Kurulu da herkesi şaşırtan bir başlangıç yaptı, gelenekleri yıktı. Bazılarını da ters köşeye attı.
Göreve yeni gelmiş bir MHK’den ne bekler insanlar?
İlk hafta maçlarına, - kulakları çınlasın Aziz Yıldırım’ın söylemi ile - “kaşarlanmış” hakemler ile başlar! Kendilerini düşünerek işi garantiye almak ister.
Tatlı ve kurmayları tersini yaptı. Daha yolun başında risk aldı ve genç isimleri önemli maçlara atadı.
Soruyorum; kaç kişi tanır Yasin Kol’u veya Burak Şeker’i?..
Ya da Trabzonspor- Beşiktaş maçı gibi çok önemli bir müsabakayı Ali Şansalan’ın yöneteceği kimin aklına gelirdi? Bir FİFA kokartı gerekirdi değil mi?
Deve dişi gibi isimler dururken inandıkları, güvendikleri ve gelecek vaadeten hakemleri sahaya sürdüler. Tecrübe ikinci planda kaldı.
Bu cesur hamle eleştirilebilir. Hatta bu çocukların hata yapması için medyadan ve camianın içinden dua edip, pusuya yatanlar bile çıkabilir.

Top sizde!
Açık söyleyeyim; MHK, niyeti kötü olanlara ilk günden malzeme vermiş oldu. Olsun! Üzerine benden de “helâl” olsun.
Ortada net bir mesaj var. Bu kadrodaki her hakem, her maçı yönetecek seviyeye gelmeli. Onlara şans tanınmalı. Sahi, kulüpler de öyle diyordu değil mi?..
Elbette her birinin mükemmel maç yönetmesi beklenemez. Yanlışları olacaktır. Yeter ki doğru bildiklerini yapsınlar, gördüklerini çalsınlar.
Arkalarında zaten Video Asistan Hakemi var!
Konu VAR’a gelmişken. Riva’da görev alacak arkadaşlara bir önerim olacak. Sakın kompleks yapmayın. Gerçekten hakemliğin geleceğini düşünüyorsanız, genç meslektaşlarınıza saygı gösterin ve yardımcı olun. MHK’yi bu yürek gerektiren başlangıç için destekliyorum.
Şimdi top hakemlerde. Nasıl ki kendi içinizde adalet istiyorsunuz, sahada da bunu gösterin. Korkmayın, ezilmeyin, dik durun.
Umarım yaşadığımız bunca sıkıntı arasında artık hakemin değil, futbolun güzelliklerinin konuşulduğu bir sezon yaşarız.
Hadi bakalım, kolay gelsin!

Umarım doğru değildir!
Malum pandemi sürecinde zor günler geçiriyoruz. Herkes kemer sıkıyor. Harcamaları en az düzeye indirmeye, tasarruf etmeye çalışıyor.
Çok güvenilir bir kaynaktan küçük dilimi yutturacak bir bilgi geldi. Futbol Federasyonu bünyesinde görev yapan üst düzey bir profesyonelin, 110 bin lira maaş aldığı iddiası bu.
Hadi canım dedim. “Devamı var, çok sıfırlı diğer ücretlere bak” yanıtı geldi.
İsimleri şimdilik bende kalacak. Federasyonda, Cumhurbaşkanı maaşının iki katını alan bir bürokrat olacağına inanmak istemiyorum.
Yeteneği, eğitimi, becerisi ne olursa olsun! Şapkadan tavşan çıkarsa bile, on asgari ücretliyi geçmemeli kazancı.
4982 sayılı “Bilgi edinme kanunu” özerk TFF için geçerli olmayabilir. Denemeyeceğim.
O zaman futbolun “Nihat abisine” soruyorum. Henüz ilk yılınızı doldurdunuz ama, lütfen bu iddiaların gerçek olmadığını söyleyin bana.
Adalet ve hakkaniyet açısından vicdanları rahatsız edecek böyle bir rakam var ise...
Kendi şirketinizde ne yapıyorsanız, futbolun çıkarları için de aynısını uygulamaktan kaçınmayın!..

Vazgeçin bu sevdadan!
Futbol Federasyonu, öngörü konusunda oldukça zayıf kalıyor.
Başkan Nihat Özdemir kusura bakmasın da, holding yönetmek ile futbolu yönetmek çok farklı.
Ne dedi TFF, Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasından sonra?..
“Liglerin ilk yarısı seyirsiciz oynanacak.”
Ya ikinci yarı?
Şimdiden söyleyeyim. Hayal görmeyin, sezon böyle tamamlanır.
Öte yandan virüs koşulları değişse de, aksini yapmak adaletli olmaz.
Şimdi avantaj Galatasaray’da. İlk yarıda güçlü rakipleri ile hep deplasmanda. Boş tribünlere oynayacak.
Aynı durum Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor veya diğer takımlar için de geçerli olabilirdi.
Diyeceksiniz ki yüzde 30 seyircinin alınacağı statlarda ne değişir?
Sinek vızıltısı bile yeter.
Ülke olarak Covid-19’un ikinci dalgasına yeni giriyoruz. Kentler işgal ve tehlike altında.
Hafta sonları sokağa çıkma kısıtlaması söz konusu.
İyi niyetinizden şüphem yok ama, vizyon konusunda zaaflarınız var.
Çünkü iyi bir ekibe sahip değilsiniz ve uyarıları dikkate almıyorsunuz.

Sergen’i üzen Beşiktaş’ı üzer!
Sergen Yalçın’ın futbolculuğu on numara idi. Bana göre henüz onun gibisi gelmedi.
Sonra yorumcu koltuğuna geçti. Maçı izlememiş bile olsanız, Sergen’i dinlerken gözünüzde canlanırdı sahada olup biten.
Ardından teknik direktörlük süreci başladı. Çalıştırdığı her takıma değer katan, yaptığı işin hakkını veren bir Sergen Yalçın portresi çıktı karşımıza.
İyi futbolcu olabilirsiniz. İnandırıcı bir yorumcu veya başarılı bir teknik direktör de olabilirsiniz.
Ama üçünü bir arada barındırmak, çok farklı. Yetenek, zeka ve bilginin harmanlanmasıdır sonuç.
Üzerine bir de lafını esirgemeyen, doğru bildiğini söyleyen, hayal satmayan insan profilini ekleyin.. Alın size Sergen Yalçın.
Lig başladı. Her kulüp gibi Beşiktaş da sıkıntılarla boğuşuyor. Transferde eskisi gibi hoyrat davranma dönemi geçti.
Lakin Beşiktaş gibi büyük bir camianın teknik direktörü iseniz, elbette her kulvarda şampiyonluk kovalamak, taraftarı mutlu etmek zorundasınız.
Sergen hoca mevcut koşulları herkesin (!) anlayacağı biçimde söyledi. Eksikleri dile getirdi, ihtiyaçlarını sıraladı.
İyi de, iş bunları gündeme getirmekle bitmiyor ki. İmdat çığlığına kulak veren var mı?
Ezeli rakiplerinle eşit koşullarda mücadele edemiyorsan, suç teknik direktörün değil, malzeme yetersizliğinindir.
Başkan Ahmet Nur Çebi’ye de hak veriyorum. Dürüstçe kulübün içinde bulunduğu durumu izah etti. “Para yoksa, transfer de yok” dedi.
Siyah-beyazlı ekip siftahı yarın Trabzonspor deplasmanında yapacak. Rakip de dertli. Bu maçtan her sonuç çıkabilir. Yeter ki yıkıcı olmasın.
Sergen Yalçın camia ile yönetim arasında güvenilir bir köprüdür. Kartlarını açık oynadığı için kredisi yüksektir. Ama hepsi bir yere kadar.
Hocayı üzen, Beşiktaş’ı da üzer!