Geçen hafta Beşiktaş karşısında puanı uzatma dakikalarında gelen golle kurtaran Trabzonspor, oyunun geneline baktığımız vakit iyi sinyaller vermemişti. Ama beraberlik, zorlu deplasman için kazanç görülmüştü.

Dün de Ç.Rizespor önünde oyuna çok kötü başladı bordo-mavililer.

Peki neden? Önce Rizespor’un hakkını verelim. Beraberlik amaçlamadıkları belliydi. Gücü oranında mücadele etti. Trabzonspor orta sahasının pas trafiğini kesip, hataya zorladılar. Sosa ilk yarıda en az üç top kaybetti. Obi Mikel deseniz, kendine yararı yoktu. Uzatma dakikalarında yaptırdığı penaltı ile yine takımını eksik bıraktı.

Biraz Ndiaye, biraz Guilherme gayretliydi. Hâl böyle olunca üçüncü bölgede ilk kaleyi bulan “dokunuş” ancak 34. dakikada gelebildi. O da yarım pozisyon.
Sonra ne oldu? Dört savunma oyuncusunun uzaklaştıramadığı topu 35. dakikada altı pas içinde gole çevirmek Melnjak’a düştü. Oradakilerin sanki nutku tutulmuştu, sadece baktılar. Sakatlık ve cezaların rolü olabilir ama, zorunlu rotasyonlar özellikle bu bölgede yaralar açtı belli ki. İyi de, ofansif gücü bu kadar yüksek bir Trabzonspor’un koca bir ilk yarıda bu denli pasif kalması neye bağlanabilirdi?

Bir; Nwakaeme gibi hücum silahı kulübedeydi. Sörloth yalnızdı, sık sık orta alana gelmek zorunda kaldı. İki; kanatlar hiç işlemedi. Üç; adam eksilten, yaratıcı bir silahı yoktu. Çok garip bir ruh halindeydi Trabzonspor!

Hüseyin Çimşir’in ikinci yarıda ilk müdahalesi, tribünleri heyecanlardıran Nwakaeme ile oldu. Hani derler ya “Bir şey yapmasa varlığı yeter” diye. Nijeryalı böyle bir itici güç oldu arkadaşlarına.

O ilk bölümdeki Trabzonspor gitti, soyunma odasından bambaşka bir oyuncu grubu çıktı. Koşan, coşan, üreten, sahanın her yerinde hakimiyeti geri alan Karadeniz temsilcisi, emeğinin karşılığını görmekte zorlanmadı.

Bu değişimi sadece Nwakaeme’nin girmesine bağlamak hata olur. Evet çok ciddi bir aksiyon kattı. Özellikle kullandığı sol kanata büyük haraket getirdi. Penaltı aldı, golünü attı, asistini yaptı ve kocaman bir alkışı hak etti.

Lakin ikinci yarıda görevini yapmayan yoktu. Ekuban, Sosa, Ndiaye, Da Costa, Kamil Ahmet, gol atmasa da büyük gayret gösteren Sörloth geri dönüşün kahramanları oldu.

Soru şu; Bir takım neden bu kadar farklı bir performans gösterebilir? Şampiyonluğa yürüyorsunuz. Gevşeme, hata yapma, rakibi küçümseme lüksünüz yok.
Ligde ve kupada çok daha güç maçlar sizi beklerken, işi zorlaştırmak acaba zihinsel yorgunluğun belirtisi mi? Bunu en iyi Çimşir ve ekibi bilir. Eğer öyleyse acil çözüm üretilmesi gerekir. Benim maçla ilgili net yorumum, “İlk yarıdaki Trabzonspor’a hayır, ikinci bölümdeki takıma bravo.”

Bu arada uzun bir aradan sonra geri dönen Abdülkadir Ömür’e de geçmiş olsun diyor ve takımının kalan bölümde ona çok ihtiyaç duyacağını hatırlatıyorum. Ayağı düz bassın.