Türk hakemliği sadece ülkemizde geri gitmiyor, Avrupa’da da hızla ivme kaybediyor.
Cüneyt Çakır’ın dışında sadece Ali Palabıyık aşama kaydetti. Diğerleri ya yerinde sayıyor, ya geri vitese takmış bekliyor.
Aslında bu kötü süreç, Zekeriya Alp’in ilk Merkez Hakem Kurulu başkanlığı döneminde başladı.
Fırat Aydınus ve Bülent Yıldırım’ın atletik testlere başarısız oldukları gerekçesiyle FIFA listesinden çıkarılmaları, Türk hakemliği adına ciddi bir prestij kaybı idi.
Hani Cüneyt Çakır olmasa, Avrupa’da ve dünyada esamemiz okunmayacak.
Bundan tam üç yıl önce; şu an UEFA Hakem Kurulu Başkanı olan Roberto Rosetti ile Milliyet gazetesi adına bir röportaj yapmıştım. Rosetti, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından MHK eğitimcisi olarak görevlendirilmişti. Eski İtalyan hakemin o gün söyledikleri, tespitleri ve uyarıları bugün yaşadıklarımızla aynen örtüşüyor. Türk hakemliği olarak bir arpa boyu yol alamamış, aksine can sıkan bir gerileme içine girmişiz.
Rosetti söyleşimizin manşetini şu sözlerle vermişti: “Bir Çakır da ben çıkarmak isterim.”
Ülkemizdeki misyonunu bu iddialı sözlerle anlatmasına karşın, kontratını tamamlamadan ayrılan Rosetti’nin, Ekim 2016’da altını çizdiği bazı konuları anımsatmakta yarar var.

Hakemlik imajı!
“Cüneyt dünyanın en iyi hakemlerinden biri. Altını çizeyim çok değil, çok çok iyi bir profesyonel. Diğer hakemlerin onu örnek alması gerek. Benim stratejim açık. Ali Palabıyık kuşkusuz en fazla gelişim gösteren ve umut veren eden isim. Mete Kalkavan da iyi işler yapıyor. Hedefim yeni bir Cüneyt Çakır daha çıkarmak.”
“Hakemlikte ödül ceza sistemi çok önemli. Çok netim. İyi performans daha fazla maç demektir. Kötü performansta mutlaka durum analizi yapılmalı. Yaptığın hatanın niteliğine göre karar verilir. MHK bunu değerlendirmeli. Her insan hata yapar. Kriterim şu; eğer hakem cesaretli değilse, imajını zedeleyecek hata yapıyorsa, yaptırımı diğerlerine göre daha ağır olmalı. Bunu teknik hatalardan ayırmak gerek.”
“Hakem stresle baş etme yöntemlerini öğrenecek. En önemlisi kendine olan güvenini geliştirecek. Türkiye’de hakemin yeteri kadar saygı görmediğini düşünüyorum.
“Hakemin fizik ve kondisyonu en üst düzeyde olmalı. Tartışmasını yapmam. Bir maça gittiğimde sahada 25 atlet görmek istiyorum. 22 futbolcu ve 3 hakem. Hakemin atletik olması modern futbolun ilk şartı. İkincisi, hakem oyun kurallarını bilecek ve doğru yorumlacak. Futbolu bilecek ve anlayacak. Hakem takımların taktiğini öğrenecek. Oyuncuları detaylı biçimde tanıyacak. Oyunun tüm değişik yüzünü okuyacak. Ancak bu şekilde sahada karşılaştığı tatsız sürprizden kaçabilir.”
Sıkıntılar değişmedi
Rosetti bir Cüneyt Çakır çıkaramasa da, ilk altı aylık döneminde Türk hakemliği ile ilgili edindiği izlenimlerini günümüz ile karşılaştırınca, temel sorunların olduğu gibi durduğunu görüyoruz. Üstelik Video Asistan Hakemliği gibi çok önemli bir teknolojik imkan varken!
Hakemlik yapmadım. Hakem uzmanı da değilim. Ancak, uzun yıllar camianın içindeyim ve gözlemlerimi dile getirebilirim.
VAR’a rağmen hakem hatalarının konuşulması şuna işaret ediyor:
- Federasyon yönetimlerinin kaderini iki faktör belirler. Milli takım ve hakem performansı. Onlar da, siyasetin ağırlığı altında objektif tercihler yapamıyor. Bu, sağlıklı bir MHK oluşumunu engelliyor. Deyim yerinde ise kendi ayaklarına kurşun sıkıyorlar.
- Dolayısıyla hakemler iyi yönetilmiyor. Son beş-altı sezonun sorunu, çare bulunamadığı için giderek büyüyor. Her MHK oluşumunda denenmiş isimler gündeme geliyor. Kurula girme yeterliliğine bakılmadan, siyasetçiler devreye sokularak liyakat kavramı hiçe sayılıyor. Ama iş, 3.5 kişiyle yürütülüyor.
- Özellikle profesyonellikten sonra hakem kazanç odaklı yaşıyor. Bu anlayış rekabeti değil, husumeti körüklüyor. Açık söyleyeyim hakem camiası bölünmemiş, paramparça olmuş durumda.
- Ödül-ceza sistemi ve vaatler sözde kalıyor. Bülent Yıldırım, Serkan Çınar ve Suat Arslanboğa örnekleri ile “diğerleri” arasındaki ayırım tedirginlik yaratıyor. Adalet kavramı zedeleniyor.
- Yeni hakem neslinin yetişmesi için yeterli özen ve çaba gösterilmiyor. MHK’ler günü, haftayı kurtarmanın peşinde koşarken, kafaların kuma gömülmesi bazı hakemlerin kendilerini “ayrıcalıklı” hissetmesine yol açıyor.
- Hakem, futbolun paydaşları içinde en sahipsiz, en yalnız insan. Bu dönemde TFF ve MHK’nin onların yanında yer almaması; özgüven sorunu yaşamalarına, güce yanaşmalarına, hakemliğin temel ilkelerinden uzaklaşmalarına neden oluyor. Kafalar karışıyor!
Siz bu başlıklara çözüm üretemediğiniz sürece, her hafta, her maç hakem konuşulmaya devam edilecek. Rosetti tehlikeyi sezmiş ve reçeteyi yazmıştı. Ancak görüyoruz ki, bugüne kadar tedaviyi uygulayacak kimse çıkmadı!

Reziller!..
Bu ilk değil. Daha önce Konya’da oynanan Fransa milli maçı öncesi yaşamıştık aynı rezilliği.
Perşembe akşamı İzlanda sınavında da A Millilerimizin başarısına gölge düşüren, ilkel, akla sığmayan, ülkemizin imajını zedeleyen o güruhun aptallığına tanıklık ettik.
Utandık, yerin dibine girdik.
Sorsan haritada yerini gösteremeyecekleri, başkentini bilemeyecekleri bir ülkenin ulusal marşını ıslıklamak ne demek ya?
İzlanda ile nasıl bir husumetiniz olabilir? Aynı şey bizim milli takımıza yapılsa, ne hissederdi o ayıba ortak olanlar acaba?
Saygı görmek istiyorsan, rakibe de saygı göstereceksin.
Sonra kalkıp uluslararası organizasyonlara talip oluyor, misafirperverliğimizden söz ediyoruz.
Bundan sonra verirler mi?
Kimse kimseyi kandırmasın. Gerçek tokat gibi yüzümüzde patladı bile; maalesef biz buyuz işte!