Cemal Ersen

Cemal Ersen

cersen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Şu “son şampiyon” lafını sevmiyorum. O geçmişte kaldı. Trabzonspor camiası da geçen sezonu unutup yeni hedeflere odaklanmalı. Önüne bakmayan yaya kalır.
Bordo-mavili ekipte işlerin iyi gitmediği ortada. Avrupa’da ve ligde ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bunu yeni kadro yapılanmasına bağlayanlar olabilir. Doğrudur, sahadaki takımın neredeyse yarısı değişti. Kalitesi ve yeteneği ne olursa olsun birlikte oynama alışkanlığı kazanması için zamana ihtiyaç var. Bu süreci de en az hasarla atlatmak şart.
Lakin en büyük tehlike savunmada. O kadar basit hatalar yapıyor ve kolay goller yiyor ki.
Ligde sekiz hafta geride kaldı. Karadeniz temsilcisi kalesinde 11 gol gördü. Şampiyonlar ligi play-off maçında 2 gole engel olamadı. Avrupa liginde ise üç maçta 7 gol yedi. Yani 13 maçta 20 gol. Bu hiç normal değil. Endişe verici bir istatistik.
Abdullah Avcı Trabzonspor’da göreve başladığında ilk müdahalesi savunma kurgusuna olmuştu. Belki oynadığı futbol keyif vermiyordu ama zamanla yemeden kazanma alışkanlığını öğrenmişti.
Şimdi savunma kurgusuna bakıyorum da; Larsen, Bartra, Hugo veya Denswill ve Eren. Hepsi kaliteli ve deneyimli isimler. Peki sorun ne? Takım savunmasındaki eksiklik elbette.
Orta sahanın yeteri kadar destek vermemesi. Top kayıplarında geri dönüşlerdeki zaafiyet. Kanat oyuncularının sadece hücumu düşünmesi.
Gol yersin ama fazlasını atarsın. Trabzonspor bu sezon hücum organizasyonlarında da etkisiz. Sörloth ve Cornelius gibi iki pivot santrfor ile oynadıktan sonra, aynı özellikleri taşımayan Gomez ve Umut’la bıraktığı yerden devam etmek kolay değil. Bu takımın golcüsü kimdir diye sorsanız, Avcı bile net yanıt veremez sanırım.
Radikal değişimlerin sonuç vermesi zaman alır. Taraftar sabırla ve inançla hocasına ve takımına sahip çıkarsa, Trabzonspor’un sancılı süreci atlatması daha kolay olur.

Haberin Devamı

Yeter ki art niyet olmasın

Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Büyükekşi ve kurmayları hakem cephesinde işler biraz kötü gidince hop oturup hop kalkıyormuş.
Hatta “parayı biz veriyoruz, düdüğü hakem çalıyor” diyenler bile varmış.
Futbola ve işleyişine uzak olursanız, elbette böyle düşünebilirsiniz. Evet; yıllardır yerinde sayan hakem ücretlerini iyileştirdiniz, dahası hakemliği meslek olarak cazip hale getirdiniz. Ancak her şey para değil?
Hakemliğin temel prensipleri belli; zeki olacaksınız, fizik olarak hazır durumda bulunacaksınız, kuralları doğru yorumlayacak, büyük-küçük takım gözetmeyeceksiniz. Yeter ki art niyet olmasın.
Siz hata yapmayan futbolcu, teknik direktör, yönetici gördünüz mü?
Hata insanın doğasında, hayatın akışında var. Kurumların görevi bunu en aza indirmek için önlem almak, önündeki engelleri kaldırmaktır.
Federasyonun hakem konusunda iyi niyetli olduğunu biliyorum. Ve şunu da gözlemliyorum; dar kadroya karşın hakemler ve VAR, geçmiş sezonlara oranla iyiler. Daha az konuşuluyorlar.
Camianın en büyük sorunu 8 mart travmasını atlatamamış olması. Bu da kolay değil.
Büyükekşi dua etsin, iyi ki bir kaç dönem önce oturmamış o koltuğa!

Haberin Devamı

MHK teste girecek mi?

Federasyonun talimatı, Merkez Hakem Kurulu’nun harekete geçmesiyle sezon başında hakemlere “psiko-teknik” test uygulaması yapıldı.
Nedir “psiko-teknik”? Kişinin bedensel ve psikolojik durumlarının ölçüldüğü bir test. Genellikle algı, dikkat, hafıza, muhakeme yeteneği, hız-mesafe tahmini gibi zihinsel yetenekleri değerlendirmek için yapılır.
Bana garip gelen, “süper lig gözlemcileri” de girecekmiş aynı teste. Dahası var. İl Hakem Kurulları da sıradaymış.
Biraz ileri gideyim.
Sayın TFF yetkilileri; aynı testi Merkez Hakem Kurulu başkanı ve üyelerine de yaptırmayı düşünüyor musunuz? İnanın merakımdan soruyorum!

Haberin Devamı

Kalkavan’ın dramını anımsayan var mı?

Haftanın gündemi, süper lig hakemi Mete Kalkavan’ın Anadolu Efes formasıyla Galatasaray basketbol maçını izlemesiydi. Sosyal medya yıkıldı. Sarı-kırmızılı taraftar grupları Kalkavan’ı nerede ise linç edecekti.
Kişisel görüşüm Mete hoca daha dikkatli olmalıydı.
Peki; bundan 7 yıl önce Samsun’dan İstanbul’a gelen ve Galatasaray- Mersin İdmanyurdu maçını yöneten Mete Kalkavan’ı izlerken ailesi ile oğluna edilen küfürlere dayanamayıp kalp krizi geçiren, uzun süre hayata tutunmaya çalışan, ancak yaşamını yitiren baba Ahmet İhsan Kalkavan’ı anımsayan var mı?
Ya da o gün tribünde olup bugün vicdan azabı duyan?