8 değil 42 haftalık çözüm lazım

Gamlı Baykuş gibi olmayalım ama futbolun 12 Haziran’da “vira bismillah” deyip kalan 8 haftayı tamamlaması “an itibarıyla” temenniden öteye gitmemektedir.
Çünkü “karar mercii”, tam anlamıyla “canlı” sayılmasa bile yerküreyi parmağında oynatan Covit-19 musibetidir.
Paşa gönlüne göre ister yeni bir dalga ile üzerimize gelir, ister şimdilik kenara çekilip futbola bile yol verir.
Ufak tefek ama “trafik canavarı” gibi hayal ürünü değil meret. Gerçek.
Ve insafsız.
Kim biliyor o tarihte Epideminin hangi noktada olacağını?
Sadece tahmin var ortada… “İnşallah” diye bitmesi gereken bir tahmin.
Elbette “çan eğrisinin” sağına geçtiğimizi söylüyor umut ışığı istatistikler. İyileşen hasta sayısı yeni vaka sayısını geçiyor birkaç gündür ve kayıplar gittikçe azalıyor. Umarız bir aya kalmadan sıfırlanır.
Lakin henüz uzmanların bile şifresini çözemediği, semptomlarını tam bilemediği, vücutta kalış süresini, bulaşma mesafesini kestiremediği Korona Virüs, aşısı veya ilacı bulunana kadar bizimle beraber bu dünyada…
Terörüne yeniden başlamak için bulaşacağı bir insan yetiyor ona.
Düşünsenize, bildiğimiz gripten bile kurtulamadık sittin senedir. Güya aşısı var; her sene dönüp dönüp tekrar geliyor. Korona, bulaşıcılıkta ve can almakta gribe fark atıyor.
Demek ki, daha uzun süre birlikte yaşayacağız kötülüklerin “taçlı” kralı Covit-19 hazretleriyle.
Tek silahımız karantina, maske ve birkaç metre.
Allah vere de Haziran ayında yine sıkı bir izolasyon gerekmese.
Gelelim şu Adrian Lyne’in 9,5 hafta filmine dönen 8 hafta meselesine…
Artık Antalya’da mı oynanır, İstanbul’da mı, hızlandırılmış mı, sindire sindire mi, tüm takımlar bir steril otele mi tıkılır, sahaya çıkmadan herkesin ateşi mi alınır, test mi yapılır, yetkili/sorumlular bilir ve uygulanır.
Dua edelim sekiz hafta kazasız belasız sona ersin yeter.
Aslında yetmez!..
Çünkü Korona’nın bilinmezliği ve tehlikesi hakkında 8 hafta için yazdıklarımızın hepsi gelecek sezon için de geçerlidir aşı/ilaç bulunamazsa. Tıp imdada yetişmezse yine mikroskobik bela kovalar, dünya kaçar durumda olacaktır. İtalyan uzmanların bu ölümcül kovalamaca için biçtiği süre yirmi aydır mesela. Japon bilim adamları, Tokyo Olimpiyatı’nın 2021 yılında yapılmasından şüphe duymaktadır.
Hadi bize torpil geçsin Korona; bir sene sonra azat etsin.
Buyurun size salgında ikinci sezon.
Pandemi varsa sezonun eskisi yenisi fark etmez, aşı ya da ilaç bulunana kadar futbol 2020/21’de de seyircisiz oynanacaktır en iyi ihtimalle…
Peki nerede?
İstanbul’da mı, Antalya’da mı? Hızlı mı, yavaş mı?
Bu sezonun son sekiz haftası için öyle bir yöntem bulunmalıdır ki, gelecek sezon da aynen uygulanabilsin… Bizim sinekten yağ çıkarır gibi yöntemden avantaj çıkarmaya veya “bize haksızlık oldu” diye yakınmaya meraklı yöneticilerimizin ağzına sakız vermeyelim.
8 haftanın üzerine bir 34 haftanın daha bulaşma riski altında ve seyircisiz oynanacağını nereden mi çıkardım.
Ben değil uzmanlar söylüyor.
“Toplumun yüzde 65’i bu hastalığı atlatıp bağışıklık kazanmadan veya aşı/ilaç bulunmadan bu virüsten kurtuluş yok” diyorlar açık açık.
Elbette enfekte olanlar azalabilir, kayıplar tek hanelere düşebilir… Ancak günde elli vaka saptansa ve üç kişi vefat etse, siz gider miydiniz tribüne?
O zaman, futbolun “pandemi kuralı” olacak ve kimsenin itiraz edemeyeceği bir yöntem gerekiyor hazirana kadar.

Futbol “can” UEFA “mal” derdinde
Dünya Sağlık Örgütü’nün UEFA’yı futbola ara vermesi için uyardığı haberi, mürekkebi kurumadan değil, daha sayfalara konulmadan yalanlandı…
Ama öyle bir uyarının yapıldığına inanıyorum ben.
Tıpkı Dünya Sağlık Örgütü’nün alelacele yalanlamak zorunda kaldığına inandığım gibi!
Yüzbinlerce insanın ekmek yediği, milyarlarca Euro’nun döndüğü futbolun “ağır abileri”, bir şekilde ikna etmiş olmalı Trump’ın musluğunu kapadığı Dünya Sağlık Örgütü’nü.
Kim bilir, belki de uluslararası bahis şirketleri ikna etmiştir! Malum, onlar daha duygusal ve ikna edici olabilir.
Önü açıldı, şimdi ulusal liglere bastırıyor UEFA, “oynayın” diye…
Salgın kimi ne kadar vuruyor, onu ilgilendirmiyor. Sorarsan, sorumluluğu futbola karşı!.. Görevi futbolu yaşatmak, yüceltmek.
Ne “görev aşkı” ama!
Anlatsın külaha…
Yerel ligleri oynatacak ki, sıra kaymaklı ekmek kadayıfı Avrupa Kupalarına gelsin.
Kolay mı… Sponsor gelirleri, yayın gelirleri, reklam gelirleri, gelir, gelir, gelir.
Birkaç futbolcu giderse, “görev zayiatı” denir; o kadar.
Evinde sıkıntıdan patlayan futbolsever özlemiş, futbol durursa batması kesin kulüpler de “mecburiyetten” aynı fikirde…
Dünya koşulları zorluyor şimdi. Kabak futbolcuların başına patlayacak.
Korona’dan sonra Dünya’da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyorlardı, biz de saf saf “yeni” şeyler bekliyorduk!
Tam tersi oldu!
İyice eskiye döndük.
İkibin yıl öncesine… Arenada ölümüne gösteriye zorlanan gladyatörler devrine.
Ölen ölür, hasılat cebe!