Allah’ın sopası yok... Allah’ın “abukları” çok

Muslera’nın ayağındaki iki kemik birden kırılıp Andone’nin çapraz bağları kopan maçı 2-0 kazanmış Çaykur Rizespor’un başkanı Hasan Kartal, Galatasaray’ın yaşadığı talihsizliği üç kelimeyle özetlemişti:
“Allah’ın sopası yok”!
Futbol faciaları sıralamasında ölümden sonraki en dramatik yıkım karşısında -her ne kadar rakip de olsa- bir futbol adamı nasıl böylesine zalim ve duygusuz olabilirdi?
Ve daha vahimi; nasıl gökyüzünü işaret edebilirdi?
Çünkü geçen yıl kötü bir hakem yönetimiyle aynı Galatasaray’a yenilmişti Rizespor.
Kahrolmuşlardı.
Şimdi kahrolma sırası Galatasaray’daydı!
Karşısında olaya “ilahi adalet” kavramıyla yaklaşan bir medya bulunca, “silahım olsa hakemi vururum” dediği günkü gibi coşup, kırık bacak ve yırtık bağlar üzerinde zıplamaya başlamış olmalı.
Oysa ne “ilahi” olabilirdi böyle bir sakatlık…
Ne de “adildi”.
HHH
Bizi bırakın… Bana göre önce ayıp, sonra koskoca adamlar olup hala ana diline hakim olamamak gibi bir zafiyettir böyle hükümleri yerli yersiz kullanmak.
“Allah’ın sopası yok” lafının da bir yeri, ölçüsü, şartı, kullanış adabı vardır çünkü.
Kötü niyeti ayağına dolanıp kendi zarar görene, kanunsuz işleri batıp evi barkı gidene, hırsızlık için girdiği evde cüzdanını düşürene ağız dolusu söylenir mesela…
Evi soyarken camdan düşüp ölen hırsız için bile olmaz!.. Yakışık almaz. Kastı aşar. Vicdansızlık kokar. Çünkü suç ile ceza hiç orantılı değildir o şartlarda.
Hele hırsız iş üstündeyken (mesela) çocuğu trafik kazasında ölmüşse…
“Allah’ın sopası yok” diyene, sünepe olan içinden “oha” der geçer ama Allah yarattı demez etrafta adil bir delikanlı varsa!
Hiçbir şey bilmiyorsan, insan yazması Ceza Hukuku’na bak… Suçun şahsiliği ilkesine aykırı bir kere babası yüzünden çocuğun cezalandırıldığını düşünmek.
Nerede kaldı ilahi adalet.
Bir sene önceki hakem hatalarıyla yenilme karşılığında Muslera’nın ayağı kırılarak kazanmak gibi.
HHH
Hadi medyadaki “boşboğazları” anlıyorum… Reyting almaları için ilginç olmaları, ilginç olmak için sıra dışı olmaları lazım. Koşulları zorlarken saçmalama sınırlarına girip çıkıyorlar. Galatasaray’ın Rize’de başına gelenlere “ilahi adalet” diyebiliyorlar.
Ama “Allahları var” adalet terazisinde “ilahi adaletten” daha hassaslar!
Dedikleri gibi durum “ilahi adaletten” ibaret ise, sanki ondan daha iyi bileceklermiş, hatasını düzelteceklermiş gibi her cümleyi “Muslera’nın başına geleceğine benim başıma gelseydi” diye bitiriyorlar.
İlahi adalet kimin bacağını kıracağını bilmez mi?
Taraftar korkusu dağları bekliyor tabi.
Hangisinden daha çok çekiniyorlar sizce?
İlahi Adalet’ten mi, kalabalık velinimetten mi; soru işareti!
HHH
Peki, bir kulüp başkanı niye “Allah’ın sopası yok” cümlesiyle yorumlar rakibin hastanelik olmasını?
İşin içinde medeniyet, kültür, empati, saygı, nezaket, insaf ve daha pek çok unsur olmalı ki, biz buna kestirmeden “abuk” diyoruz (devamında “subuk” olmadan kötü bir şey değil; “kişi, söz, davranış” demek, o kadar).
Gelelim işin ruhani boyutuna:
Dinen yeterli ve yetkili olmaya gerek yok… İftira resmen!
Allah’a “Rizespor’un haksız hakem kararıyla yenilmesini telafi etmek için Muslera’nın iki kemiğini kırıp Andone’nin yan bağlarını yırtmak” yakıştırması yapmanın, dinen karşılığını Diyanet’e sorsun birileri.
Günah değilse, saygısızlığın dik alası bence.
HHH
Hani Koronavirüs sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı?
Eski tas eski hamam ortalık. Kaldığımız yerden başladık.
Hatta daha da ileri gittik; gıllıgışlı işlerimize, kinimize Allah’ı da karıştırmaya kalkıyoruz artık.
Yazık…
Açık konuşayım…
Bu yazı için hafta başı olay sıcakken bilgisayarın başına oturdum… Lakin, kantarın topuzunu kaçırmaktan korktum. Sakinleşmek için kendime birkaç gün verdim.
Şu kadarını söyleyeyim; ilk niyet ettiğimde başlık “Allah’ın sopası yok ama Allah’ın (adına salatalık denilen sebzesi) çok” şeklindeydi.
O kadar kızmıştım.
İyi ki beklemişim… Muhataplara değil, kendi terbiyeme yakıştıramazdım bugün bakınca.