“Altı saniye” durun bakalım!

Polis kaportaya abanmış üzerine koyduğu koçandan yeni bir makbuz doldurmaya uğraşıyor, tepesine dikilmiş genç kızımız fena halde isyan ediyordu:
“İndiğim minibüste kimse maske takmıyordu, etraf maskesiz dolu, niye cezayı ben ödüyorum”!
Haklı… Kuralı çiğneyenlerin sayısı kurala uyanlara yakın. Birini cımbızlayıp ceza yazmak Allah’tan reva mı?
Ama polis de haklı… Talimat gelmiş, bir yerden başlayacak işte.
Hem kuralı uygulamak hata mı?
İşte hakem Alper Ulusoy’un sandıktan çıkarıp Galatasaray kalecisine uyguladığı penaltı ile biten altı saniye kuralı, aynen böyle bir şey ve tam Nasrettin hocalık!
Herkes haklı.
Ama altı saniye durun!.. O genç kızımız evden çıkarken bir maske taksaydı da bu zincirleme reaksiyon yaşanmasaydı daha iyi değil miydi?
Tak kızım maskeni!
Çıkar topu elinden ey Okan…
Havaya dik maç bitsin. Basiretin mi bağlandı, hava mı yapıyorsun. Son düdükle topu alıp eve mi götüreceksin. Hiçbir şey bilmiyorsan Selçuk’u dinle. O cin gibi, “at” diye bağırıyor işte.
Neyse…
Kural doğru. Devamındaki penaltı doğru.
Bu konudaki tek soru; maskesiz diye ceza yiyen genç kızımızın kural uygulayıcı polise sorduğu:
“Neden ben”?
Peki… Genç kızımız itirazını makul ve mantıklı ölçülerde tutmasa, kendisinin kıyafeti, cinsiyeti, etnik veya dini kimliği yüzünden kurban seçildiği gibi iddialarda bulunsa, polise damardan girerek sokakta bağırıp çağırsa, gelen geçen ona katılsa ne olurdu ortalık?
Kızımız yapmıyor tabi…
Ama futbolda bunlar rutin işler. Yapmayana beceriksiz derler.
İnsanlar bu gibi durumlarda kuralı falan tartışamayacak, kuralı uygulayanın hangi illegal yapılanmadan talimat aldığını arayacak hale getirilir el çabukluğuyla.
Hele o kuralın daha önce uygulandığını hatırlayan kimse yoksa!
Şaka bir yana korkulur şu hakemlerden… Nasıl plan yapıyor nasıl disiplinle uyguluyorlarsa, son saniyeye kadar bekliyorlar penaltı yaratıp hedef takımı mahvetmek için. Hatta biraz önceki golü de iptal ediyorlar ki, inandırıcı olsun, itiraz edilemesin.

Kimse yemiyor!
Bize gelince; Allah verdikçe veriyor!..
Canım ülkem… Gözünü sevdiğim “yorumcu cenneti” futbol. Bereketli hakemler. Yaratıcı futbol adamları. Asabi hocalar. Atak camialar. Uysal komuoyu.
Hepinize teşekkürler.
Beş sene konuşsak bitmeyecek bu yeni konu için.

Beşiktaş hakkını veriyor!
Beşiktaş deplasmana gidiyor; Denizli’ye beş atıyor… Seyircisiz falan ama deplasman deplasmandır. Üstelik alt yapıdan gelen dört futbolculu kadrosuyla kazanıyor. İlk on birde başlayan kaleci Ersin ve sol bek Rıdvan alkışlarla, sonradan giren Erdoğan ve Kayra takdirlerle bitiriyor maçı.
Başkan Çebi çıkıyor, daha iyi futbolu işaret ediyor. “Farklı kazandık ama daha iyi oynamalıydık” diyor. Matematik olarak şampiyonluk şansının tükenmediğini hatırlatıyor. Artık eski yönetimden yakınmayı bırakmış, geleceğe bakıyor.
Dört büyük takımda da forma giyen Beşiktaş kaptanı Burak Yılmaz, kulübe resmen üye olarak seçimini yapıyor ve Beşiktaş’ı ayrı bir yere koyuyor. Tercih edilmek, tercih edenden bağımsız gurur hissini uyarıyor tabi.
Ve Teknik direktör Sergen Yalçın’ın ağzından bal damlıyor… Pandemi’ye inat “Küçülmeye falan gitmiyoruz” mesajıyla Beşiktaş’ın dört şeritli yol haritasını açıklıyor, gelecek sezon tüm kupalara talip oldukları sözünü bugünden veriyor hoca.
Şu devirde yüzü gülen bir takım görmek ne güzel.
Bravo Beşiktaş’a…
Diyeceksiniz ki, “bu sevimli çehre kampanyaya omuz vermek için”.
Ayıp mı?
En doğru işi yapıyorlar.
Taraftardan destek istiyorsan alt yapısı böyle döşenir işte. Kazanarak, geleceği planlayarak, umut, enerji yayarak…
Pandemi ve seyircisiz maçlar dönemi yüzünden Beşiktaş kampanyada beklediği rakama ulaşamayabilir ancak, gereken her şeyi hakkıyla yerine getirdiğini, hatta fazlasını bile yaptığını söylemek yanlış olmaz.
Siz umut ve güven verin, para kendiliğinden gelir.

Fenerbahçe bıktırdı
Aklıma bile gelmezdi günün birinde elimin geri gideceği, Fenerbahçe hakkında yazmak istemeyeceğim.
Lakin, epeydir öyle ve haksız değilim her halde!
Bir kere, “Kara Bulut Hamdi” olmak durumunda kalıyorsunuz söz konusu Fenerbahçe ise…
Çünkü “her şey” kötü.
İkincisi kendi kendinizi tekrar etmek zorunda kalıyorsunuz.
Çünkü “hep” kötü.
Tam “daha beteri olamaz” dediğinizde bulup çıkarıyor, önünüze koyuyor Fenerbahçe. Tek yaratıcılığı bu yönde!
Mecburen altı hafta daha dayanacağız Fenerbahçeliler ile birlikte.
Peki gelecek sezon da aynı olursa?
İmkansız!
Fenerbahçe’nin dinamikleri böyle gitmesine asla müsaade etmez. İster “derin” deyin ister “sığ”, ister “kanaat önderleri”, ister “Kadıköy sokakları”, birileri mutlaka bir şeyler yapacak.
Yapmak zorunda.
Ya da…
“Futbol Dünyası yeniden kurulur, Fenerbahçe de orada yerini bulur”!