Aziz Yıldırım’ın günahını almışız!..

“Keskin sirke” diye yıllarca günahını almışız sayın Aziz Yıldırım’ın!.. Düşman kulüplerin, gergin futbolun, kavganın, gürültünün faturasını ona kesip yanılmışız.
Gitti de “dikensiz gül bahçesine mi döndü” futbol?
Hayır... Çünkü Fenerbahçe “batının en hızlı silahşoru” gibi!.. Kendinden emin olan onun karşısına dikiliyor… Olmadı, pusu kurup mermi sıkan bile çıktı. Gücü-silahı yetmeyen şöhretini lekelemek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Zira hakkında atıp tutmak bile prim yapıyor kasabada!
Dayanmak zor.
Nitekim, sistem ve üslupta devrim yapmak vaadiyle Yıldırım’dan bayrağı devralan sayın Ali Koç da bir buçuk sezonda selefi gibi oldu. Tarzı değişti, 3 Temmuz’a sarıldı, Comolli’yi gönderdi.
Adrenalini gerçek anlamda yükselten ilk hayati mesele “kulüplerin yapılandırılması” süreci, sadece futbolumuzun balayını bitirmedi, düşmanlığı da hortlattı.
Ben söylemiyorum; sayın Koç açıkladı:
“Barış falan yok, artık birinci öncelik Fenerbahçe”!
“Küçük kıyamet” bu olsa gerek…
Neden şimdi?
Birinci sebep Ali Koç’un dediği gibi tek kişi ile tango yapılmazdı! Her kulüp aynı süreçte aynı notayı çalamadı. Fenerbahçe’yi tırmalamak hâlâ prim yapıyor zira.
İkincisi… Vatandaşa “rağmen” hiçbir şey yapılamaması. Öğrenilmiş bir düşmanlık iliklerimize işlemiş, beyinler ona göre şekillenmiş. Rakiplerden gelen en ufak bir “dokundurmayı” es geçerseniz, sizin “yetersiz ve yeteneksiz” bir başkan olduğunuzu düşünüyor taraftar denilen kitle. Federasyon tarafından reddedilen her talebinizde eksi çekiliyor sicilinize. Misliyle yanıt vermediğiniz sataşma olursa “korkak” yaftası yapışır başkana.

Gel de diren!
Sayın Koç da çıktı, Federasyon büyük yapılandırmasını kabul etmezse futbolu nasıl “kaosa çevireceğinin” ipuçlarını verdi Pazar günü.
Bu arada Galatasaray ve Trabzonspor’a dokundurmaları, “küçük hesapları” kapatma ötesinde birer örnekti.
Cevabın futbolu kurtarmak için yapılan Çalıştay’dan gelmesi ise futbolda yaşadığımız “kara mizahın” tipik bir örneği.
Fenerbahçe Başkanı Sayın Koç’un “arsız güçlü olunca, haklı suçlu olurmuş” cümlesine, Galatasaray Başkanı Sayın Mustafa Cengiz’in “bir kulüp başkanına yalancı diyecek kadar edepsiz olamam” yanıtına, Trabzonspor Başkanı Sayın Ahmet Ağaoğlu’nun “kendi senaryolarını kendileri oynasınlar” tepkisine bakın; anlayın futbolun halini.
Çare, yine sayın Cumhurbaşkanı… Kolay değil, neredeyse ulusal bir mesele kulüplerin birbirine girmesi.
Ayar verildi de… Kim ne kadar dayanacak orası belli değil. Çünkü limit artışı reddedilen Fenerbahçe’nin bir ay gecikmiş yapılandırması da aynı akıbete uğrarsa Fenerbahçelinin haksızlığa uğramışlık duygusunu Ali Koç bile öteleyemez.
Peki, “kim haklı, kim haksız”?
O “Arap Saçını” çözmeye uğraşan, sosyal medya trolü olsun bu saatten sonra.
Sadece şu gerçeği unutmayın:
Hiçbir kulüp diğeriyle kavga ederek “zafer” kazanamaz… Mali yapıyı düzeltmenin de büyük başkan olmanın da tek yolu diğerleriyle haftada bir rakip, altı gün dostluktan geçer. Günlük, aylık, sezonluk çıkarlar için camiaları düşman edenler, bunu arzu edenlere kulak verenler, futbolumuzun bindiği dalı kesenler olarak anılacaktır uzun vadede.

“Sevdam İstanbul”
Trabzon Of’da doğmuş olsa da Mustafa Holoğlu’nu tanımayan İstanbullu var mıdır acaba?.. Hele orta yaş civarındaysa.
Aslında gazeteci… Ama valilere, sanatçılara, Büyükşehir de dahil pek çok İstanbul ilçe belediye başkanına yaptığı basın danışmanlığında “ekol” olmuş Holoğlu, “tek taş pırlanta gibi” yeni bir şiir kitabı armağan ederek sevdalısı İstanbul’la aşk tazelemiş şimdi.
Sevmeyi sevenlere selam olsun diye başlıyor “Sevdam İstanbul”.
“İstanbul’u satın aldım bu gece
Yedi tepesinde ne varsa,
Hepsine el koydum”
Dizeleri ile kolunuza girip İstanbul’u lunapark sizi çocuk yapıyor. Okumaya doyulmuyor; ellerine sağlık Holoğlu.

Aziz Yıldırım’ın günahını almışız..