Ercan Güven

Ercan Güven

eguven@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Cumhuriyet tarihimizin en sinsi, en tehlikeli örgütünün Fenerbahçe’ye çökmeye çalıştığı ve Fenerbahçe’nin örgüte karşı ilk kitlesel direniş için alarma basıp Türkiye’yi uyandırdığı tarihten bu yana tam 11 yıl geçti.
Kanlı kalkışma ile örgütün foyası ortaya çıkalı 6 yıl oldu.
Önce suçlu sonra mağdur olarak mahkeme kapısında geçti seneler.
Ve inanılmaz bedeller ödedi Fenerbahçe...
Onuruyla oynandı, iftira edildi, boyun eğmedi.
Başkanı, yöneticileri zindana atıldı, kişisel mağduriyetler bir yana konup mahkemeden “memleketin elden gittiği” haykırıldı.
Kupası elinden alınıp ikinciye verilmeye çalışılarak futbola nifak tohumları ekildi bölücülüğün şahikası örgüt tarafından.
Avrupa’ya çıkması yasaklandı ki, maddi bakımdan çöksün ve kolay teslim olsun.
İşe yaramadı.
Fenerbahçe’yi vurmaya çalışan örgüt, kendi bacağına sıktı sonunda.
Evet, Fenerbahçe hukuken aklanalı henüz 8 ay oldu ama 6 yıldır her şey apaçık ortadaydı.
Yani, Aralık 2021’deki Yargıtay kararı malumun ilanı.
Peki niye bir türlü başlamıyor “büyük hesaplaşma”?
Geçtik manevi kayıpları... Kurulduğunda işe “harici” düşmanlarla mücadele ederek başlayan Fenerbahçe “dahili” düşmanlara elbette göğüs gererdi ve bu yolda kaybettiklerini sineye çekecek kadar asildi.
Lakin, devletin polis üniformasını, devletin savcı/hakim cübbesini giymiş örgüt üyelerinin kurduğu kumpas yüzünden kaybettiği servetin tazmin edilme talebi, anasının ak sütü gibi helaldi.
Açıkça yazalım...
3 Temmuz vakası, aradan yıllar geçip hukuken aklandığı andan itibaren “kumpasa çanak tutanlara” ekranda ağzının payını vermek veya özel programlarda mağduriyetin altı çizmek aşamasını çoktan geride bırakmış, hesaplaşma vakti çoktan gelip çatmıştı aslında.
Tam zamanıydı... Seçime en çok 11 ay kalmışken hangi siyaset Fenerbahçe kimlikli mağdur milyonları hoşnut edecek bir helalleşmeyi sahiplenmezdi ki?
Tam bu sırada, kumpasın 11. sene-i devriyesinde “Bugün biz burada her bir değerimizle dimdik duruyoruz” gibi bir durum tespiti yapan Fenerbahçe Başkanı “Haklılığımızla susuyoruz ve şimdi konuşması, hesap vermesi gerekenleri bekliyoruz” sözleriyle ne demek istiyordu acaba?
Neydi beklenen?
Ben söyleyeyim:
Birincisi, Fenerbahçe taraftarının 3 Temmuz 2011’deki gibi konsolide ve motive olmadığı, hatta 8 yıllık şampiyonluk hasreti yüzünden kulübe sevgisini yitirmese de ilgisinin azaldığı ortada.
Şampiyon bir Fenerbahçe’nin arkasındaki milyonlarla taleplerini ortaya koyması başka, hala transferle avunan Fenerbahçe’nin başka.
Hesaplaşmanın sürekli ertelenme sebeplerinden ilki beklenen muhtemel şampiyonluk olmalı.
İkincisi ve daha önemlisi, Aziz Yıldırım ile aradaki köprülerin yıkılmış, gemilerin yakılmış olması.
Kumpasın kurumsal mağduru Fenerbahçe’dir ama sembolü Aziz Yıldırım’dır.
Eski Başkan, adeta öznesidir 3 Temmuz’un. Gözü kara direnişi ile hak etmiştir bu unvanı. Konu hesaplaşma ise hesaplaşmak isteyen Fenerbahçe’nin önünde olamasa da yanında olmalıdır Aziz Yıldırım.
Ama ne mümkün.
Aynı hedef odaklı rekabet edenlerin birbirlerini düşman yerine koyması, sadece onlara değil, hizmet için rekabet ettikleri hedeflerine de zarar veriyor günün sonunda.
Şampiyonluk ve motivasyon yokken 3 Temmuz’un öznesi de sürgündeyse, geriye anlamlı konuşmalar, nutuklar ve beklemek kalıyor kaçınılmaz olarak.