Galatasaray mağlubiyeti ardından, Kupa yarı finalini de kaybetmek ile “eyvallah” deyip “kapıyı ardından hızla çekmek” arasında bir fark yoktur ama Erol Bulut bardağı taşıran yenilgiyi Aykut Kocaman’ın takımına karşı aldığı için şanslı!..
Hiç olmazsa yerine aday gösterilen Kocaman’ın Başakşehir’de yeri sağlamlaştı!

Her iki takımın da ağır eksikleri olduğundan çeyrek final çeyrek futbolla başladı Kadıköy’de.

Daha da önemlisi her iki takımın hocası için de bu temposuz, savunma ağırlıklı oyun “tercihti”. Çünkü “oyun değil skor maçıydı” Ziraat Kupası çeyrek finali.

Yokuş aşağı giden Başakşehir’in yeni hocası Aykut Kocaman zaten oldum olası kontrollü futbol ve pas oyunu isterdi ama üç gün önce kaybettiği derbiyi acilen gündemden kaldırabilecek erken gollü bir yarı finali neden göz ardı etti Erol Bulut, bilinmez.

Sağlam kulübe iyi de… Kulübedeki adam maçı çeviremez.

Her şey sanaldı ilk yarı… Top Başakşehir’de gözüküyordu ama kendi sahasında yaptığı paslar artırıyordu bu istatistiği. Fenerbahçe beklerini çizgiye bastırıp alan genişleterek hücuma kalkıyordu, lakin orta sahada sönümleniyor, rakip ceza alanına bile yaklaşamıyordu hücumları.

Keçi boynuzunun balı kadar heyecan varsa, o da Başakşehir’den geldi 40 dakika boyunca. Szalai bir olası golü Deniz’in ayağından söküp aldı, Lemos ise Başakşehir’in kontratakla oluşan iki muhtemel golünü son vuruşa gelmeden bitirdi.
O Lemos ki, 41. dakikada hem Başakşehir’in golüne zemin hazırlayan hem de kendini attırıp Fenerbahçe’yi on kişi bırakan tam anlamıyla “hata adamdı”!

Açık söylemek lazım, Gustavo sakat olmasa, Deniz topu taşırken yetişir ve muhtemelen ne gol olurdu ne de eksik kalırdı Fenerbahçe.

Fenerbahçe soyunma odasına 1-0 mağlup ve on kişi giderken Erol Bulut sıkı sıkı saklayıp yedek kulübesine oturttuğu Osayi’i, Valencia’yı, Mesut Özil’i on kişilik takıma nasıl yerleştireceğini, ne kadar verim alacağını kara kara düşünüyor olmalıydı.

Bir şekilde yaptı ve Fenerbahçe Gökhan-Serdar-Szalai’den oluşan üçlü savunmaya döndü. Mesut Özil ise Cisse’nin arkasına geçti. Onbeş dakika sonra etkisiz Ferdi’nin yerine de Valencia’yı sürdü Bulut.

Fenerbahçe’nin üçlü savunmaya ani geçişi elbette bazı sorunlar yarattı. Hatta 1-0 öne geçtikten sonra ilk yarıdaki savunmasını daha da tahkim edileceği sanılan Başakşehir, istemeden de olsa Fenerbahçe ceza sahasına daha sık indi.
Çünkü mağlubiyetin Kupaya veda anlamına geldiği maçı kazanmaktan başka çare göremeyen Fenerbahçe’de sistem “aile boyu hücum” haline gelmiş ve Szalai bile hücuma katılıyor, arkada büyük boşluklar oluşuyordu.

Savunmaya formatlanmış Başakşehir hücumdayken kendi sahasında bir defa hata yaptı, “sistem değil yetenek oyunu” oynayan Fenerbahçe, Cisse’nin asisti, Valencia’nın şutu ile skoru 1-1’e getirdi.

İki uzatma devresi başladığında ilk golü kapattığı köşeden yiyen Harun, önde yakalandığı pozisyonda Gulbrandsen’in ortası kaleye girerken uzanamadı: 1-2…

Ardından yaptığı değişikliklerle savunma ve orta sahayı dirileştiren/kemikleştiren Aykut Kocaman hamleleri ve bitmiş Sosa’yı nihayet kenara alan Erol Bulut.

On kişi kalmış fiziken bitmiş Fenerbahçe’nin ikinci “zoru” başarıp maçı penaltılara taşıması bile mümkün olmadı; üç günde ikinci dramı yaşayıp Kupa’ya da veda etti Sarı-Lacivertliler.

Elbette Fenerbahçe tüm bu tuhaflıkları yaşamadan gücünün ve kalitesinin karşılığını alabileceği şekilde başlayabilir ve bitirebilirdi maçı. Şayet Erol Bulut kulübeye tıktıklarını on kişi kaldıktan sonra değerlendirmeye kalkmasa.
Yazık oldu Kupa’ya…