Bulut şapkadan “vize” çıkardı!..

Hayret, maç kadroları belli olduğunda başladı. “Patron” çıldırmıştı sanki!.. Topun ağzındaki Erol Bulut tahtaya fantastik bir takım yazmıştı. Tıpkı ipin ucundayken Başakşehir’e karşı benzerini yaptığı gibi…
Ancak bu kez amaç “maça asılmayanlara” son mağlubiyetin cezasını kesmekti.
Sangare bekliyor, geçen yıldan beri ilk kez on birde başlamamış Gökhan oynuyordu. Caner İstanbul’da, Novak kulübede, Slazai sol bekti. Ozan yedek Mert Hakan direk orta sahaydı… Gustavo yokken, Mesut ve Sosa ile yetenekli ama yumuşak kalacak sanılan orta saha hiç de beklendiği gibi çıkmadı Trabzon’da ?
Üstelik de Karadeniz’in dalgaları gibi artarda maç kazanan, iyi savunan müthiş hücum eden, orta sahası topu ısıran Trabzonspor karşısında.
Peki ne oldu?..
Trabzonspor ezberlediği oyununu oynarken 40 dakika sakin, organize, basan, pozisyon bulan Fenerbahçe çıktı sahneye. Beş isabetli şutu Uğurcan’a takılmasa ilk yarıda üç gol atabilirdi Fenerbahçe.
Trabzonspor’un beklediğinden çok daha dirençliydi konuk takım. Hatta inançlıydı.
Çünkü sol bek Slazai hücuma, sağ kanat Osayi savunmaya katkı veriyor, savunmadaki açıklara Serdar yetişiyor, yürüyen yetenek Pelkas çalımla, uzaktan şutla Trabzonspor savunmasının dengesini bozuyordu. Fenerbahçe savunması hiç bu kadar yürekten oynamamıştı.
Ama Gustavo’nun yokluğu hala en büyük sorundu… Zaman zaman aksadıysa Mesut henüz maç eksiğini tamamlamamış, orta alan Sosa ve Mert Hakan’a kalmış olduğundandı.
İlk yarının son dakikalarında Fenerbahçe orta sahası ile savunmasının bağı kopunca aradaki boşluktan Trabzonspor’un hızlı forvetleri Nwakaeme, Bakasetas ve Ekuban Fenerbahçe kalesine yaklaştılar, ancak çerçeveyi bulamadılar. Aslında Djaniny o forvete bir gömlek küçük geliyordu.
İkinci yarı yine Uğurcan’ın çıkardığı golle başladı, başarılı kaleci Gökhan’ın kafasını çok yakın mesafeden çelerek refleks zirvelerine ulaştı. Çünkü Trabzonspor rakip kaleye yüklenmeye çalışsa da Bakasetas’ın durgunluğu ile orta sahadaki pas trafiği azalmıştı. Belki olacak Trabzonspor, lakin şu anda “pas takımı” demek için erken.
Erol Bulut 60’dan sonra yorulan Mesut ile formsuz Thiam’ın yerine Valencia ve Samatta’yı oyuna sürdü. Ancak eksiği çabuk gördü ve çözülen orta sahayı Ozan’la takviye ederken Osayi’nin yerine genç enerji Ferdi’yi soktu. Bulut, çok nadir yaptığı gibi geniş kadrosunu gerektiği şekilde kullanıyordu.
Abdullah Avcı ise maçın başında sarı kart gören ve sakınarak oynayan Ekuban’ın yerine Yusuf Sarı’yı aldı.
Ve hemen ardından Pelkas’ın muazzam golü geldi. Elbette Trabzonspor futbolcularının hatasındandı fakat onları hataya zorlayan Fenerbahçe forvetinin baskısıydı.
Pelkas’ın yeteneği Fenerbahçe’nin sezon ümitlerini hayata döndüren golle sonlandığında Erol Bulut’un Fenerbahçe’deki kariyeri de yeniden başlıyordu sanki. Trabzon’daki galibiyet gerçek bir “dirilişti” Fenerbahçe için.
Trabzonspor’a gelince…
Rekabetin içinde şikayet de var ama sahadaki kısmı daha önemli… Bırak geç katıldığın şampiyonluk yarışında geri düşmeyi; Fenerbahçe’yi tek ayak üzerinde yakalamışsın, formdasın, kazan bir sene daha geriye it rakibini. Üz, ez, milyonlarca dolarına kan doğra.
Sen Trabzon’da kaybedip hocasıyla, kadrosuyla derleyip toparlıyorsun Fenerbahçe’yi. Kendinden alıp ona hayat veriyorsun.