Bulut’un “işine karışmak” lazım!

Meçhul, bilinmeyen bir Antalyaspor yoktu ki Kadıköy’de… İronik bir şekilde hızlı ve önde oynama üstadı Ersun Yanal tarafından “savunmanın zirvesine tırmandırılan” bir takım vardı. Topu rakibe bırakıp 6’lı savunma yapıyor, fırsat bulunca hızlı Amilton ve Gökdeniz ile kontratağa kalkıyordu; bundan önce yenilmediği 11 maçtaki gibi.
Burada Erol Bulut takımının rakip savunmayı nasıl açacağı önemliydi. Ya da açamayacağı! Her takıma aynı şeyi oynayıp ilk yarıyı ziyan ettikten sonra takımı sahada yenilemenin alemi var mı?
Trabzonspor morali falan hikaye… İlk yarıyı ziyan etti Fenerbahçe. Ne Osayi’i Antalya savunması arasına sokabildi, ne Novak - Gökhan beklerini öne çıkarabildi. Ne de Mesut servis yapabildi. Servis yapacak Fenerbahçeli yoktu ki rakip ceza sahasında. Defans arkasına koşular da yoktu, çabuk yön değiştirme de…
Gol atamadı tabi. Ama yedi. En zor gol atılan savunmanın feriştahı takım karşısında neredeyse maça 1-0 mağlup başladı. Kabus gibiydi.
Denilecek ki, “gol Tisserand’ın bireysel hatasındandı”.
Evet, Tisserand resmen Fredy’e asist yaptı çıkarken yanlış pası ile.
Ancak kaderin garip bir cilvesiyle, aynı Fredy kendi ceza sahası önünde aynı hatayı kopyaladı ve Mesut Özil’e gollük bir pas verdi devre bitmeden. Mesut atamadı.
“Hayati bireysel hatalar” eşitti ilk yarıda, ama “skor farklıydı” !
Fenerbahçe’nin tehlike yarattığı dakikalar Pelkas ile Osayi’nin kanat değiştirdiği süreydi o kadar. Bir de gol yeme pahasına maçın sonları.

Erol Bulut Kadıköy’de 1-0 mağlup başladığı ikinci yarıda risk almaya karar verdi. Orta sahanın garantilerinden Ozan’ı çıkarıp Valencia’yı soktu. Savunmayı ise Szalai-Tisserand-Gökhan olarak üçlüye çevirdi.Orta sahayı da forveti de kalabalıklaştırdı. Artık Fenerbahçe hücumlarında altılı Antalyaspor savunması arasında dört-beş Fenerbahçeli olabiliyordu. Fenerbahçe setlerinde o kadar kalabalıktı ki Antalyaspor ceza sahası uzaktan şut çekmek imkansızdı. İnce paslara, verkaçlara da rakip savunma izin vermiyordu. Oyun bu kez Antalya ceza alanında sıkışmıştı.Ancak gerçek bir zorlama yoktu Fenerbahçe’nin oyununda. Çünkü yavaş oynuyordu. Ozan çıktığı için Antalyaspor kontrataklarında Gökdeniz’i durduracak kimse de kalmamıştı.Açık söylemek lazım, “golü hangi takım atar” sorusuna kimse yanıt veremezdi ikinci devrede. Ya Fenerbahçeli futbolculardan biri yeteneğini konuşturacak ya da Antalyaspor kontrataklarından biri Fenerbahçe kalesinde son bulacaktı.
65’de Mesut sakatlanınca İrfan Can ilk kez sahaya çıktı ve farkı hissedildi. Novak’ın yerine ise Cisse girdi. Ardından Ferdi ve Thiam’ı oyuna soktu ve Osayi ile Samatta’yı çıkardı Erol Bulut. Yine oyun değil adam değişimi… Ya tutarsa meselesi!
Ve maça girdiğinden beri takımın en istekli en hareketlisi Valancia tamamen kişisel çabasıyla, çalımlarıyla skoru 1-1 yaptı. Thiam’ın direkten dönen kafası ve oyuna sonradan giren Doğukan ve Podolski’nin kaçırdığı yüzde yüzlük gol şansı sonraydı.
Pelkas’ın ceza sahasında düşürülmesine hakemin verdiği penaltı VAR’dan dönünce Fenerbahçe Galatasaray’ın kaybettiği hafta zirvedekilerle puanını eşitleme fırsatını kaçırdı.
Hem de Kadıköy’de.
Neden?.. Kadıköy’ün “uğurundan” değil her halde! Fenerbahçe oturup düşünmeli hata nerede veya kimde diye! Ve tekrar ediyorum; Erol Bulut’un işine karışmalı birileri.