Centilmenlik tabutuna iki çivi… Biri yabancı diğeri yerli

Yan yana ekleseniz Dünya’nın etrafını turlayıp aya ulaşacak kadar astronomik bollukta yazılan-çizilen-tekrarlanan, bizim centilmenlik, ecnebilerin fair play dediği “futbol edebi”, ne oldu da ekvatoru 70 santimcik meşin gezegenden “bi dünya” para çıkarabilen bir avuç “alien” tarafında sıfırlandı geçtiğimiz hafta sonu?
Ne oldu da kovit vurgunu yemiş küresel ekonomi gibi eridi ufaldı hatta tükenme noktasına geldi?
Sokakta maskeyle gezildiği için mi utanma duygusu köreldi insanoğlu’nun? Yoksa adresi mi yanlıştı centilmenlik telkinlerinin?
Cumartesi günü Karadeniz’den kabardı ilk tsunami…
Giresunspor 3-0 galip ve maçın normal dakikaları tükenmişken… Dizi dönen Beşiktaş kalecisi Mert Günok ceza sahasında boylu boyunca uzanmış kıvranırken, Giresunsporlu “Co” topu Beşiktaş ağlarına gönderip golleri dörtledi.
İşte size “futboldaki centilmenliğin tabutuna ilk çivi”?..
Bakmayın Co’nun attığına; tamamen yerli ve milli.
Giresunspor teknik direktörü Hakan Keleş, maçtan sonra “ayıbın” fark edildiğini fark etti ve futbolcusunun yerde yatan kalecinin sakatlandığını anlayamadığını söyledi.
Yoksa atar mıymış o “edepsiz” golü!
Şimdi soru:
Hadi, Joseph Champnesse farkına varmadı. Bir önceki goldeki gibi ayağı kaydı zannetti Mert’in. Peki, zat-ı aliniz yerde yatan Mert Günok’un başına sağlık ekibi üşüşünce, durumu kavrayınca ne yaptınız?
Yan cebime!..
Niyetiniz temiz, kalbiniz fair play temposuyla çarpıyorsa ya hareketsiz bekletin takımınızı Beşiktaş atana kadar… Ya emredin stoperinize, kendi kalesine yuvarlasın topu, varsın maç 4-1 bitsin…
Hepimizin gözleri dolsun, dudağı titresin “helal olsun Giresunspor’a” derken. Hakan Hoca’m, Beşiktaş’ı yendiğinde ligde kalabilirsin ama şu centilmenliği akıl etsen, sezonun şampiyonuydun manevi yönden.
Giresunspor-Beşiktaş maçından sonra “bitmişiz biz” diye kara kara düşünürken, eksik olmasın Benfica imdada yetişti de meseleyi küresel boyuta yayıp, biraz olsun rahatladık!..
“Elle gelen düğün bayram”a bağladık.
İkinci tusunami aynısının tıpkısı ama ta Atlantik Okyanusu kıyısında. Avrupa sınırları içinde. Portekiz’de.
Garibim Belenenses takımını perişan etmiş küresel pandemi. 14 futbolcusunu karantinaya göndermiş, testi negatif çıkan 9 futbolcuyu zor denkleştirmiş ve “ben anlamam çıkıp oynayacaksınız” diye tutturan Portekiz Futbol Federasyonu’nun kulaklarını çınlatarak çıkmışlar sahaya.
Rakip Benfica… Zamanında Eusebio gibi bir süpernovayı dünya futboluna armağan eden saygı duyulan, saygı gören bir kulüp.
Lakin ne futbola, ne rakibe, ne de kendilerine saygı kalmış onlarda da!
Tam kadro sahaya çıkan Benfica’dan 9 kişilik Belenenses’e -ki, orta sahalardan biri yedek kaleci, gerisi genç takım ve iki futbolcusu sakatlanıp 7 kişi gidiyorlar soyunma odasına- 45 dakikada 7 gol, her golden sonra sevinç gösterileri falan ha… Belenense’nin başkanı Rui Pedro Soares hırsından ağlamasın da kim ağlasın maçtan sonra?
Yazıklar olsun Benfica’ya, onun başkanı Rui Costa gibi bir markaya, hocasına, oynayanlara Vs.
Yahu 3-0’dan sonra çıkarın iki futbolcunuzu da siz, bari devamı adil gelsin maçın.
Geçin…
Belenenses 48. dakikada altı kişi kalıp devam edemeyecek hale gelinceye kadar rakip değil düşman muamelesi görmüş sahada.
İki günde iki örnek çok ama çok fazla bu Dünya’ya.
Birey olarak oksijen soluduğumuz kısıtlı zamanımızda küresel çöküşleri, dirilişleri, kırılmaları, bükülmeleri kavrayamayız çoğu zaman. Vahameti, dehşeti anlayamayız. Çünkü onların saati, hacimleri gereği yavaş işler bizimkine oranla. Lakin futbolunki biraz daha hızlı. En azından ipuçları aceleci ve bariz.
Parası azalıyor, vicdanı düşüyor futbolun. Aynı tempoyla giderse kitlesel sevgiyi de kaybedecek.