Her şey Kadıköy’de bitmişti!

Sezonun son doksan dakikası başlamadan Fenerbahçe kimlikli pek çok insan matematiğe değil ama takımına inancını yitirmişti.
“Beşiktaş ve Galatasaray yenilse bile bizim takım kazanamaz” karamsarlığı sarmıştı ortalığı.
Puan, maç, hatta şampiyonluk kaybetmeye benzemedi taraftarın güvenini kaybetmek. Fenerbahçe’nin “kaybı” çok büyüktü…
Donanımına oranla berbat bir sezon yaşayan ve fırsatın ağa babasını geçen hafta Kadıköy’de ayağından kaçıran Fenerbahçe, Sivasspor’u üç puanla uğurlayıp işi mucizelere bırakmış, kimsede umut kalmamıştı.
Ne yapsın Fenerbahçeli?.. 40. maçı görmezden gelmeyi seçti, sezonun defterini kapatıp “başkanın, teknik direktörün kırkı ne zaman çıkar” hesaplarına başladı.
Evet… Fenerbahçe’nin son maçı değil, o noktaya geliş hikayesi ile son maçtan sonraki gidişat önemliydi artık Fenerbahçeliler için.
Zaten Fenerbahçe baskın karakterli bir takımdı!.. Sonunu bile kendisi belirlerdi… “Fenerbahçe duruşu” öyle gerektirirdi!
Beşiktaş ile Galatasaray’ın maçlarına bakmadan asla muhasebesi yapılamayacak Kayserispor karşılaşmasını, daha 18. dakikada yediği golle çekti aldı üçlü hesaplamalardan! Şampiyon ve ikinci belli olmadan da asla değiştirmedi.
Kim ne yaparsa yapsın, Fenerbahçe’nin yapacağı önemliydi… Berbat da olsa bu bir tavır meselesiydi.
Espri bir yana, Kayserispor’un yetenekleri belki kısıtlıydı ama açığı aklı ile kapatıyordu sahada… Önce önde basıp, ileri yüklenip şaşırttı Fenerbahçe’yi. Beş dakika sonra geçiş oyununa zorladığı Fenerbahçe oyuna ağırlığını koyup ailece Kayserispor yarı sahasına yığılınca, boşalan orta sahasını ve defansını bir kontratakla cezalandırdı ve golünü attı.
Artık moral çöküşü top kayıpları ve hatalı paslarla belli olan bir Fenerbahçe vardı Kayseri’de…
Görünüşte baskılıydı ama hepsi sağlam Kayserispor savunmasının önündeki alana kadardı. Rakip kaleye dokunamıyordu. Sebeplerden birincisi takıma değil kendine oynayan, hatta onu bile başaramayan Ferdi idi. İkincisi, defansı delemeyen Fenerbahçe’nin yeniden umutsuz Caner ortalarından medet ummak zorunda kalmasıydı. Fenerbahçe önde çoğalmak için beklerini öne attıkça, savunmada Serdar ve Szalai’nin zor anlar yaşadığı ilk yarı ardından Ferdi ile Cisse’yi değiştirdi Emre Hoca.
Değişen sadece Kayserispor ataklarının sayısıydı. Savunmadan, orta sahadan alıp forvete eklemeye çalışan Fenerbahçe, kalesini korumakta zorlanıyor, sağdan inen her rakip akın gol adayı olarak sonuçlanıyordu. Ev sahibi takımda Attamah, Henrique ve İlhan resital veriyorlardı. 52. dakikada Altay “iyi ki döndü” dedirten kurtarışı ile İlhan’a şans tanımadı. Bir dakika sonra Kyrzıc mutlak gol kaçırdı.
Ardından Fenerbahçe’ye ikram edilen penaltı ve Sosa’nın şutunu Doğan’ın köşeden alarak adaleti sağlaması vardı.
Atsa da fark etmezdi ki, Galatasaray öne geçmiş Beşiktaş ikinci golü atmıştı paralel maçların eş zamanlarında. Yani hiç zirve şansı kalmamıştı Fenerbahçe’nin.
Maçın son bölümünde Emre Belözoğlu’nun Sosa, Pelkas, Nazım’ı çıkarıp Mert Hakan, Gustavo ile yaptığı “ya tutarsa” hamlesi ardından Fenerbahçe’nin rakip kale önündeki sonuçsuz girişimleri ve Kayserispor’un yarattığı tehlikeler birlikte arttı.
Fenerbahçe’nin kazandığı ikinci penaltı ve aynı zamanda İlhan’ın ikinci sarıdan gördüğü kırmızı kart hakemin Fenerbahçe’ye yapabileceği son jest oldu ve maçın resmi süresi bittiğinde skor berabereydi. 90’ı 9 geçe “ligde kaldıkları” haberiyle gevşemiş Kayserispor kalecisinin, Serdar’ın uzak kafasını içeri almasıyla 2-1 galip geldi Fenerbahçe.
Ne zafer ama!
Üçüncülük ayıp değil… Sadece yapılan yatırıma ve yaratılan beklentiye yazık.