“Hoca kurtarma operasyonu”!

Hem eksik, hem formsuz, üstelik camiası “alarm durumundaki” Fenerbahçe’nin zaten “köprüden önce son çıkışa” gelmiş hocası “nereden inceldiyse oradan kopsun” kadrosuyla çıktı maça…
Yedi eksik yetmezmiş gibi, Gökhan, Cisse, Sosa ve Ferdi’yi kulübede bırakıp, Thiam ve Ademi’yi öndeki dörtlünün ortasına çift santrafor yaptı. Öndeki dörtlü; çünkü Fenerbahçe 4-2-4 dizilişinde oynadı maçta.
Bunun anlamı, taraftar karnesinde kırık not alan Erol Bulut’un, son olarak kendisini “futbolcu testi” ile sınamak istemesi, maçı sahadaki her adam ayrı ayrı direnç ve mücadele içinde değilse “kazanılması imkansız bir sınav” haline getirmesiydi.
Gönüllü olarak işi yokuşa sürmüştü sanki!
Henüz altıncı dakikada, Fenerbahçe klasiği “kaleye gelen ilk top gol olur kuralı” ile geriye düşen Fenerbahçe, yine de ipin ucunu bırakmadı ve doksan dakika Erol Bulut’u kurtarmak için varını yoğunu ortaya koydu.
Dirençli, mücadeleci hatta reaksiyon gösteren bir takım vardı bu kez Kadıköy’de.
Oyun taktiği, eskisi gibi sınırlıydı… Gol atabilmek için Caner ortalar yapacak, duran topları uygun yerlere gönderecek veya ilerideki Thiam ile Ademi defans arkasına kaçtığında uzun toplarla beslenecek…
O kadar.
Maç 0-0 devam ederken ön alan baskısı ve orta alan hakimiyeti ile üstünlük kurma niyetindeki Fenerbahçe, geriye düştükten sonra iyice öne çıkmak zorunda kalan Gustavo sebebiyle orta saha üstünlüğünü Başakşehir’e teslim etmiş, düne kadar Fenerbahçe’de zerresi görülmemiş direnç ve mücadelenin önemi iki kat artmıştı.
Gustavo’nun oynadığı pozisyonun önemi, öne çıktığında rakibin kazandığı topla orta sahayı hızla geçip Hasan Ali ayağından kaçırdığı “ikinci gol ihtimalinde” net olarak ortaya çıktı.
Aslında 12. dakikada rakibe tabanla giren Gustavo’ya sarı değil “hak ettiği kırmızı kart” gösterilmiş olsa, çok daha vahim Fenerbahçe tabloları çıkabilirdi ortaya.
Avrupa Gazisi fakat dinlenmiş Başakşehir’in de eksikleri vardı ama Fenerbahçe gibi “bu maç için icat edilmiş” değil, uzun soluklu bir oyun tarzına sahipti. Üstelik öndeydi. Zorun da zoru hale gelmişti maç!
İlk yarının uzatma dakikalarında Başakşehir kalecisi Volkan, Caner’in ortasına adeta asist yapınca Sangare Fenerbahçe’nin soyunma odasına berabere girmesini ve ümitlerin tükenmemesini sağladı.
Maçın ikinci yarısı, Visca hamlesi yapsa da, sistemini/oyununu istikrarla ortaya koysa da beklenmedik şekilde dağılan taraf misafir takım Başakşehir’di!
Neden?.. Uzun süredir ilk kez reaksiyon gösteren, dirençli Fenerbahçe yüzünden.
Her şey 15 dakikada başlayıp bitti.
Önce 60. dakika gol yedi geçen yılın şampiyonu… Kornerden gelen ortayı Tisserand Başakşehir ağlarına gönderdi ve Fenerbahçe tabelayı geriden gelip 2-1 yaptı.
Altıncı dakikada öne geçtiği maçta mağlup duruma düşüp skoru düzeltmeye çalışmak için arkada boşluk bırakmak zorunda kalmak ve her seferinde Fenerbahçe’nin direncine toslamak Başakşehir’i gerdi.
Belki de Kadıköy’de Fenerbahçe’yi yenmenin ancak “Fenerbahçe izin verirse” gerçekleşebileceğini hissetti Başakşehir takımı… Ve bu kez hiç niyeti olmadığını anladı Fenerbahçe’nin.
Çünkü, Kadıköy’de tam bir “hoca kurtarma operasyonu” vardı ve kimse Başakşehir’in planlarını dikkate alamazdı.
Önce Rafael kırmızı kartla oyun dışı kaldı, sonra Başakşehir Hocası ve ardından İrfan Can. Son çeyrekte hocasız ve dokuz kişiydi Başakşehir.
Artık yenilgi kaçınılmazdı.
En çok Gustavo’ya yakışırdı üçüncü Fenerbahçe golü; öyle de oldu.
En çok Mert Hakan morallenirdi bir gol ile; öyle de oldu.
Skor net, mesaj açıktı.
Futbolcuları Erol Bulut’a sahip çıktı.
Hoca eşikten döndü, Fenerbahçe tatsız 2020’yi mutlu bitirdi. On günlük arada yeniden ayağa kalkma fırsatı yakaladı. Ve daha da önemlisi “tolerans” arttı, “kredi” yükseldi; Hoca ile futbolcuların yaptığı hataları tekrarlamama şansı var artık.