Ercan Güven

Ercan Güven

eguven@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Her anlamda “tarihi bir derbiydi” Beşiktaş-Fenerbahçe maçı!.. Kupa istatistiğini, Vodafone Arena tarihini falan bir kenara bırakın; bu derbi “ne mal olduğumuzu” ortaya çıkardı asıl...
Biz ve futbol açısından resmen tarihi bir “durum tespiti” oldu.
Tabi anlayana!
Ne derbiydi ama... Yöneticiler birbirlerine, futbolcular futbolculara, futbolcu teknik direktöre, teknik direktör futbolcuya Allah ne verdiyse girişti; sahada hilenin hurdanın kumpasın dik alası sergilendi, seyirci sahaya indi, kafa göz yardı.
Neden?..
Çünkü epey zamandır ilk kez saygı duruşsuz bir maçtı... Hemen arifesinde şehit acısı, gazi hüznü, bomba şoku, katliam dehşeti yaşanmamış, ulusal acılar biraz olsun küllenmişti.
Biraz da biz alışmıştık ya; neyse!
Şimdi bağlayın birbirine...
Demek ki, bizim rakiple empati kurarak, centilmen davranarak, riyasız, kavgasız, medeni bir futbol müsabakası izlememiz için, rekabetin çok üzerinde dertlerimiz olmalı.
Nasıl anlıyoruz?
Felaketlerden sonraki maçların muhteşem bir gösteriye dönüşmesinden. Diyeceksiniz ki, son derbide sahadaki çirkinliklerden çoğunun patenti “yabancı”... Volkan’ın artistikleri, Oğuzhan’ın didişmeleri, Alper’in sertliği, Şenol Güneş’in kontrolünü kaybetmesi maçın heyecanına ve önemine verilebilir... Asıl Van Persie seyirciye dil çıkardı, rakibe tuzak kurdu, Tosic sazan gibi atladı, Kjaer haddini aştı.
Yani tatsızlık bizden değil, yabancılardan çıktı. Daha fena ya!..
“Türkiye’de terör korkumuz yok” dediklerinde çocuk gibi sevinip “ah bize nasıl da alışmışlar” diye iftihar etmiyor muyuz onlarla?
Alın işte; o kadar alışmışlar ki bize... Üçkağıt, kavga, tahrik gibi futbol alışkanlıklarımızı da içselleştirmişler ve bu ülkenin bir derbisinde “yapılabilir” diye bellemişler. Attıkları goller bizim oluyor da yaptıkları neden bizim olmuyor? Kaytarmak yok... Futbolumuz (maalesef) terörün azdığı süreçte çiçekli, kucaklaşmalı, anlayışlı bir saygınlık yaşadı... En ağır bilançolarda en büyük dayanışmalara sahne oldu. Ne zaman ki, milli davalar acı anılar haline gelir gibi oldu, gerçek çirkin yüzünü gösterdi.
Yani; “felaket yoksa, kendimiz yaratırız” meselesi... Futbol da gerekli enstrümanlardan biri ve belki de en elverişlisi.

Haberin Devamı

Van Persie’nin yediği gol

Haberin Devamı

Düzgün yüzlü, aristokrat duruşlu, cool ile mesafeli olmayı çok iyi harmanlayan, yedek kulübesinde bile yönetim kurulu toplantısındaki eski bürokrat gibi oturan Hollandalı Van Persie’nin içinde -Harlemrapçisi kadar apaş, Tophane barbutçusu kadar üçkağıtçı, mahalle çocuğu kadar tahrik ve nispet meraklısı- bir başka Van Persie olduğunu görmek, futbol ilahlarına saygısını azaltıyor insanın.
Adam “beyefendiyi” oynuyormuş meğer!
Gerçi Fenerbahçe onu maç kazandırsın diye aldı, kazandırdı işte...
Ama böyle mi olmalıydı?
Bakın; hiçbirimiz melek değiliz... Hepimizin aklında, ruhunda, genlerinde ve dahi beyin kıvrımlarında hırtlık parçacıkları dolaşır durur deli gibi. Ortaya çıkmak için bir gedik arar. Fırsat kollar.
Doğru dürüst adam olmak için “olmazsa olmaz kural” bunlara geçit vermemektir.
Lakin, bir kere, beş kere, bin kere değil; kendini bildiğinden o parçacıklarla birlikte toprağa karışana kadar...
Tıpkı gol gibi... Sadece bir kere, bir tanesine mi engel olamadınız?..
Maçı kaybedersiniz...
Yetmez... Artık hep o yediğiniz golle bilinir, anılırsınız.
Van Persie de Beşiktaş’a attığı golden çok “dil çıkarmasına, kumpas kurmasına, nispet yapmasına” neden olan aklında/ruhunda/genlerinde ve dahi beyni kıvrımlarındaki hırtlıktan yediği golle anılacaktır.

Haberin Devamı

“Süt Kupası” mı, “kızılcık şerbeti” mi?

Beşiktaş Başkanı Fikret Orman’ın derbi sonrası yaptığı açıklamada Türkiye Kupası’na “Süt Kupası” adı takarak küçümsemesine takılacağınıza, tansiyon ilacı niteliğindeki diğer söylediklerine bakmalısınız.
Futbolun ve kendi camiasının yaralarına merhem gibiydi dile getirdikleri.
Ve yöneticilik adına tam bir başyapıt...
Çünkü Beşiktaş’ın tarihindeki “kırılganlığı” çok iyi biliyor kendisi.
Gümbür gümbür şampiyonluğa koşarken başka kulvarda da olsa bir çelme ile yuvarlanıp bir daha da toparlanamayacaklarından endişe ediyor.
Haksız mı?
Hayır... Sahada kaptanı saçmalıyor, yedek kulübesinde futbolcuları... Akıl, dirayet ve sorun çözme noktasındaki teknik direktörü yardımcısına aikido yapıyor, neredeyse rakip futbolcuya girişecek!
Seyircisi eski alışkanlıklarından kurtulamamış Fikret Orman’ın; Volkan’ın yer jimnastiği hareketine bozulup sahaya iniyor. Rakip yöneticinin kafasını yarıyor.
Kendi sahanda yenilip kupadan elenmek de cabası.
Anında toparlamak lazım Beşiktaş’ı... Yoksa tarihin tekerrür etmesi kuvvetle muhtemel ve takımın iskambil kağıdı gibi yıkılması olası.
Fikret Orman’ın yaptığı da bu işte...
Kaybedilen derbiyi hedef ve kıymet bağlamında mümkün olduğu kadar önemsiz kılmaya çalışmak.
Elbette “süt kupası” mahlası pek yakışmadı kazanırken gururla kaldırdık ları, müzenin en güzel yerini ayırdıkları Ziraat Türkiye Kupası’na...
Lakin “görev” hayati... Nezaket ve adalet kurallarını biraz zedelemeyi göze almış olmalı. Takılmayın süt kupasına.
Fikret Orman “kızılcık şerbeti içtik” diyor.
Zaten kimler aşağılamaya çalışmadı Türkiye Kupası’nı ki, hepsinin kazanabilmek için bir kollarını feda etmeye razı oldukları sonradan ortaya çıktı...